Buy Antabuse online

Islam

Hz. Mawlana Rumi

Atatürk

Mawlavi Lodges

Art House

Music House

Dictionary House

Istanbul

Would You Like To Join Us?

Ensembles

Search


General
Dictionary
User Login
  • RAMAZAN BAYRAMI

    Attention: open in a new window. PDFPrintE-mail

    There are no translations available.

    RAMAZAN BAYRAMI

    Rahmetini ve bereketini herkese sınırsızca sunan on bir ayın sultanı Ramazan ayını geride bırakıyoruz. Gelişini sabırsızlıkla ve özlemle bekleyen, geldiğinde canı gönülden "hoş geldin ya "Şehr-i Ramazan" diyebilen, bir ay süresince O'nu memnun etmeye ve O'ndan hakkıyla istifade etmeye çalışmış olmanın hazzını yaşayan ve şimdi ondan ayrılıyor olmanın hüznüne ona tekrar kavuşacağı günün umudunu baskın kılabilen herkese selam olsun.

    On bir ay süresince irademizle veya irademiz dışında bulaştığımız her türlü maddi ve manevi kusurlardan arınma ve kurtulma fırsatını ve imkânını bize Ramazanla ve onda gizlediği leyle-i kadirle bahşeden yüce Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

    Ramazan bitti. Ramazanı hakkıyla idrak etmiş olmanın sevincini ve mutluluğunu yaşama günündeyiz. Bu rahmet iklimini bize yaşatan Rabbimize hamt ve şükür, bu havayı birlikte soluduğumuz tüm kardeşlerimize de teşekkür günündeyiz. Bayram bu şükür ve teşekkür gününün adıdır.

    Bayramımızın adı Kur'anın ifadesiyle "Ramazan Bayramıdır." Hal böyle olunca bu bayramı şeker bayramı diye isimlendirmek, anmak, kutlamak Ramazanın ruhuna asla uygun düşmez. Şeker bayramı ifadesi bir ay süresince oruçla ve zikirle yıkanmış olan gönüllerin ve dillerin söyleyebileceği, kulakların duyduğunda hoşlanabileceği bir ifade değildir. İster toplumumuzda yaygın hale gelmiş bir anlayış ve kabullenişin tezahürü olarak söylenmiş olsun isterse ramazanı, manevi havasını teneffüs etme nasibinden yoksun olarak geçirmiş olmanın bahtsızlığı ve huzursuzluğu ile söylenmiş olsun doğru bir isimlendirme değildir.

    İnanıyorum ki hiç birimiz kendi adımız dışında, kişiliğimizi zedeleyecek bir isimle çağrılmak ya da tanınmak istemeyiz. Bu bayramın da adı "Ramazan Bayramıdır." Ramazanın ruhuna ve özüne saygının gereği de budur. Buna böyle inanıp bu şekilde davranmanın en doğru yol olduğunu asla unutmayalım.

    Bayram sevinçlerin ve mutlulukların doya doya ve coşkuyla yaşandığı ve paylaşıldığı gündür.

    Bayram dargınlıkların ve kırgınlıkların unutulduğu, küskünlerin aralarındaki kin ve nefret duvarlarını yıkıp attıkları gündür.

    Bayram gözden uzaklardakilerin hatırlandığı, gönülden uzaklardakilerin kucaklandığı gündür.

    Bayram çocukların mutluluklarının gözlerinden, yetimlerin hüznünün yüzlerinden okunduğu gündür.

    Bayram bizleri bin bir meşakkatle ve çileyle büyüten, her birimizi birer yuva sahibi yapıp köşesine çekilen, mutlu haberlerimizi aldıklarında bizlerden fazla sevinen, hüzünlü haberlerimize bizlerden daha çok üzülen anne ve babalarımızın, nine ve dedelerimizin yolumuzu beklediği gündür.

    Bayram uzun zamandır aramadığımız dostlarımızın, belki yıllardır kapısını çalmadığımız komşularımızın varlığımızdan ve hala unutulmadıklarından haberdar edilme günüdür.

    Bayram affedilmeyi beklemektense affetmenin büyüklüğünün yaşanacağı gündür.

    Gelin bayramı "bayram" edelim.

    Arınmış olan gönüllerimizi herkese açalım.

    Çocukluğumuzda yaşadığımız bayramları bir hatırlayalım. Bizlere bayramı unutulmaz kılan her ne var idiyse bu gün bizde onları yapalım. Bize unutulmaz bayram hatıraları bırakanlara olan borcumuzu ödeyelim.

    Önce evimizden, ebeveynlerimizden, akrabalarımızdan, komşularımızdan başlayarak tüm insanlarla olan muhabbet bağlarını yeniden tesis edelim, güçlendirelim. Varsa husumetleri izale edelim, unutalım, hiç yaşanmamış sayalım.

    Bir yetimin başını okşayalım. Yetim olmanın dayanılmaz acısını hafifletelim.

    Bir kimsesize kimse olalım.

    Ramazanın fark edilir ve gözle görülür biçimde olumlu bir iz bırakarak bizden ayrıldığını kendimize ve herkese hissettirelim.

    Ramazan öncesi ile sonrası arasında hayatımızda bir değişiklik olmamışsa, tuttuğumuz oruçların, kıldığımız namazların, idrak ettiğimiz kadir gecesinin bizde bir yansıması vuku bulmamışsa ve biz bu rahmet ikliminden arınmadan ayrılmış isek neyin bayramını yapacağız ki!

    Hayatta verdiğimiz kararlar, yaptığımız işler uzun vadede bizim kaderimiz olur.

    Mesleğinin erbabı iyi bir marangoz, bir müteahhidin yanında uzun yıllar çalışmış ve yaşlanıştı. Artık emekli olarak dinlenmek istiyordu. Patronuna emekli olmak istediğini bildirdi. Patronu, böyle tecrübeli,mahir ve emektar bir elemanı kaybedeceği için üzüldü ama emeklilik onun da hakkı diye düşündü. Patronu marangoza, senden son bir istediğim var, şuraya bir aile duracak şekilde bir ev yap, ondan sonra emeklilik işlemlerini başlatalım, der. Marangoz, patronunu kıramaz ve hemen alel acele işe koyulur. Bu son işi isteksiz yapmaktadır. Baştan savma bir işçilik yapar ve kalitesiz mal kullanır. İyi bir usta için böyle bir final aslında büyük bir talihsizliktir. Ev inşaatı bitince, işveren evi görmeye gelir ve evin anahtarını marangoza uzatarak "Bu ev senin, şirketimde çok emeğin var bu ev de benden sana hediye" der. Marangoz şok olmuştur. Bu evin bana verileceğini bileydim, hiç böyle mi yapardım" der.

    Marangoz sizsiniz. Hayat, "Kendin kazan,kendin pişir ve kendin ye" prensibine göre devam ediyor. Bu gün verdiğimiz kararlar, yaptıklarımız ve kazandıklarımız yarın hayatımızı devam ettireceğimiz iş ev,yuva hatta kader haline gelir.

    İşte hayat da böyledir. Ta çocukluk yıllarından beri öğrencilik baştan savmadır, kurallara uyma baştan savmadır, yapılan işler, verilen görevler baştan savmadır. Sonunda ne oluyor biliyor musun? İşini baştan savma yapanı hayat da başından savıyor.

    İnsan başlangıçta asil duygulara sahip olarak yaratılıyor, daha sonra aldığı yanlış eğitim, olumsuz çevre şartları sebebiyle yanlış düşüncelere sahip oluyor.

    İstanbul'daki tıp fakültesi hastanelerinin birinde Fatma adlı genç bir kıza kan nakli yapılması gerekiyor ama sadece Fatma'nın yedi yaşındaki kardeşi Mehmet'tin kanı ablasına uymaktadır. Doktorlar Mehmet'ten kan alacaklarını söyleyince, "Ablam iyileşecekse neden olmasın?" diyor ve kanını veriyor. İşlem tamamlandıktan sonra Mehmet, gülen bir yüzle ablasına bakıyor ve bitkin bir halde yatağa uzanıyor. Mehmet, doktora "Doktor Bey, daha kaç dakika yaşayabileceğim? diye soruyor. Meğer Mehmet, ablasına kan verdikten sonra öleceğini sanmış ve kan verirken bu ihtimali göze almış.

    Bayramdan önce küskün olduğunuz bir kardeşinizle barışmadıysanız, uzun zamandır aramadığınız bir dostunuzu hala aramadıysanız, bir yetimi, bir öksüzü sevindirmediyseniz, yolunuzu bekleyenlere uğramadıysanız rahmet yağmurlarından nasiplenmemişsiniz demektir.

    Gelin Hz. Mevlana'nın dediği gibi:"Düne ait ne varsa dünle beraber geçti cancağızım. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diyelim.

    Buna var olan herkesi unuttuklarını ve ihmal ettiklerini hatırlamaya, kalbini kırdıklarını tamir etmeye, gönlünü yıkanları affetmeye...

    Çocukları sevindirmeye, yetimlerin yüzünü güldürmeye, yaşlıları unutulmuşluk girdabından çıkarmaya...

    Gönlünü ve kalbini muhabbetle herkese açmaya...

    Davet ediyorum.

     

    Uluslararası Rumi Mevlevi
    e-mail: bilgi@rumimevlevi.com

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Reportages
87


WILLIAM C. CHITTICK

Mysticism in Islam


All Reportages

Authors' Society
Questionnaire

Rumi Mevlevi Association, how did you learn?





Results


Other Polls

Consert Request Form nukte multimedia Photograph House kitap