Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti bârânî Yenikapı Mevlevihanesi'nin Dünü Ve Bugünü
  • Yenikapı Mevlevihanesi'nin Dünü Ve Bugünü

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Yenikapı Mevlevihanesi'nin Dünü Ve Bugünü


    Mevleviliğin Konya'dan sonraki en önemli merkezi sayılan; Şeyh Galib'in, Itri Efendi'nin, Ali Nutki Dede'nin ve Hammamizade İsmail Dede Efendi'nin yetiştiği, siyaset, düşünce ve sanat hayatında derin etkiler bırakan Yenikapı Mevlevihanesi sonunda restore edildi. 20. yüzyılda üç kez yangın geçiren, semahanesi yerle bir olan, kütüphane arşivi yokolan mevlevihane, yeniden ayağa kaldırıldı.

    Mevlevihaneler içerisinde en büyük ahşap kubbeye sahip olan semahanesi, klasik ahşap tekniğiyle yeniden kuruldu. 1955'lerden sonra İstanbul'a göçeden yoksul kimseler tarafından arazisi üstüne yapılan kaçak binalar kamulaştırılarak bu tür yapılardan arındırıldı. Duvarları yıkılarak sokaklara taşmış olan mezarlıklar yeniden bir araya toparlandı, mezar taşları elden geçirildi. Bahçesine yeniden salkım söğütler, mor salkımlar ve güller'den oluşan bir flora hakim oldu.

    Yenikapı Mevlevihanesi, İstanbul'un bugün ki Zeytinburnu ilçesinde, Topkapı surları dışında, Merkez Efendi Caddesi ile Mevlevi Tekkesi Sokağı arasındaki parselde bulunmaktadır. Osmanlı döneminde kendi içinde bir bütün olan Yenikapı Langası bugünkü Mevlanakapı'ya kadarki bir alanı içeriyordu. Nitekim Mevlanakapı'ya adını veren Mevlevihane, burada bulunan ve Bizans döneminde burada bir kapı bulunduğunu belirten metnin bulunmasına ithafen, bulunduğu semtin adını almış ve "Yenikapı Mevlevihanesi" olarak anılmaya başlanmıştır.

    Sümbül Efendi aracılığıyla tarikata giren ve Mevleviliğe intisap eden Kâtip, Kocayazıcı, Yeniçeri Efendisi unvanları ile tanınmış Yeniçeri Ocağı Başhalifesi Malkoç Mehmet Efendi  tarafından, yoğun iskân sahalarına uzaklığı sebebiyle sur dışında inşa edilen Mevlevihane 1597 yılı Recep ayında açılmış.

    Malkoç Mehmet Efendi'nin bu Mevlevihane'yi kurmasını, atlatmış olduğu bir ölüm tehlikesine bağlayanlar olmuştur:

    Hafız Paşa'nın yanında Bağdat ve Revan seferlerine (1635) katılmış, dönüşte Yeniçerilerle aralarında anlaşmazlık çıkmış ve öldürülmek istenmiştir. Bu badireyi atlattıktan sonra dönüşte Konya Mevlâna Dergâhı'nı ziyaret etmiş "İstanbul'a sağ salim gitmek nasip olursa, orada bir Mevlevi dergâhı yaptıracağım" diye dua etmiştir.İstanbul'a dönüşünde de dergâhı yaptırdığı rivayet edilir.

    Yenikapı Mevlevihanesi, kuruluşundan tekke ve zaviyelerin kapanışına kadar geçen 350 yıllık zaman içerisinde 20 Mevlevi Dedesi burada şeyhlik yapmıştır.

    İnşasından kısa bir süre sonra Yenikapı Mevlevihanesi Mevleviliğin İstanbul'daki en önemli merkezi haline gelmiş, tekke tabiriyle "asitane" olarak faaliyet göstermiştir. Tekkenin ilk postnişini açılışta vaaz veren ve Mesnevi okuyan Ali Kemali Dede olup onu, parlak bir şeyhlik dönemiyle Doğani Ahmed Dede takip etmiştir. Bugün Mevlanakapı olarak bilinen sur kapısı dışında bulunan Mevlevihane o dönemlerde hem halk hem de devlet ricali üzerinde etkili olmuş, devrin sadrazamı Mehmed Paşa, Yeniçeri Ağası Tırnakçı Hasan Ağa ve sair tarikat şeyhlerinin katıldığı gösterişli bir törenle açılmıştı. Bu ilk binanın müştemilatını semâhane, mescid ve 18 adet derviş hücresi oluşturuyordu. Tekkenin ana binaları ise 17. yüzyılda inşa edilen meydan odası ve matbah-ı şerif (mutfak) ile şekillenmeye başladı. Sultan II.Mahmut 1818'de 33.474 kuruş vererek semahane, türbe, harem ve müştemilat binalarını yenilemiştir. Ayrıca bunlara hünkâr mahfili, sarnıç, türbedar odası, matbah ve taamhane eklemiştir. Abdurrahman Nafiz Paşa buraya bir kütüphane, yanına da kendi türbesini yaptırmıştır. Bu yenilemeler yapılırken semahane kapısına da İzzet Molla 1816 tarihli kitabeyi, kubbe çevresine de Nuri Dede talik yazı ile bazı beyitler eklemiştir.Ayrıca, Sultan IV.Murat, Mihrişah Sultan, Sultan Abdülmecit, Maliye Nazırı Abdurrahman Nafiz Paşa, Devlet Kethüdası Halet Efendi ve Mısır Valisi Zuval Paşa da buraya bağışlarda bulunmuştur. Ne yazık ki Mevlevihane'nin kütüphanesi altındaki mahzende bulunan odunlar 1903 yılında tutuşarak kütüphaneyi yakmıştır. Bunun üzerine Sultan Mehmet Reşat 1910'da Mevlevihane'yi yeni baştan onartmıştır. Yenikapı Mevlevihane'sinin semahanesinin güneybatı köşesinde bulunan türbesi 16.00x14.00 m. ölçüsündedir. Türbe içerisinde 40 Mevlevi dervişinin sandukası bulunmaktadır. Bunların içerisindeki Yenikapı Mevlevihane'sinin ilk postnişini Ali Kemali Dede'nin sandukası diğerlerinden daha büyük tutulmuştur. Ayrıca burada Ebubekir Çelebi, Doğani Ahmed Dede, Naci Ahmed Dede, Seyyid Ebubekir Dede ve Abdülahad Çelebizade Veled Çelebi'nin sandukaları vardır. Türbe dikdörtgen planlı olup, dış cephesinde oymalı alınlıklar ve hacet penceresine yer verilmiştir. Türbe Kubbe-i Hadra'dan getirilmiş çinilerle bezenmiştir. Maalesef bu binaların hiçbirinin günümüze ulaşamamış olması, Mevlevihane tarihi üzerinde fikir yürütmemize manidir.

    Dünyada 184'e yakın Mevlevihane içerisinde sadece 14'ü asitaneydi. Hüsn-ü Aşk'ın yazarı Şeyh Galip gibi büyük divan şairleri bu mevlevihane'nin dervişleri içerisinden çıkıyor. Yenikapı Mevlevihanesi'nin başına geçmiş yani postnişin olmuş bütün dedeler, Osmanlı kültüründe derin izler bırakmış divanlar kaleme almıştır. Bilindiği gibi müzik Mevlevi ruhunun en önemli gıdasıdır. Büyük bestekâr Itri Efendi, 1671'de Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Cami Ahmet Dede'nin yanında yetişmiş. Itri Efendi, Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiştir. Hamamizade İsmail Dede Efendi de Yenikapı Mevlevihanesi'nde yetişen bestekârlardandır.

    Asitanelerde dervişlere hayvanat ve nebatat yani zooloji ve botanik dersleri de veriliyordu. Mevleviler; insanın, tabiatın hakimi değil sıradan bir parçası olduğuna, bir dervişin çiçekleri, hayvanları sevmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden asitaneler, dervişlerin bağ, bahçe ve bostan kurabilecekleri genişlikte arazilere kuruluyordu. Tekke arazisinde yetiştirilen sebze ve meyveler fazla geldiğindeyse görevli dervişler bunları çarşı pazarda satarak asitaneye gelir sağlıyorlardı.

    Yenikapı Mevlevihanesi tüm bu özellikleri içinde taşıyan bir külliye. Kurulduğunda 77 dönüm arazinin içerisinde yer alıyor. 1925'te Tekke, Dergâh ve Zaviyeler'i Kapatma Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra eski etkisini kaybeden bu kültür yuvasının arazisi semtin yapısını değiştiren en önemli olay 6-7 eylül olayları ve ardından da 1955'lerdeki göç olmuştur. 6-7 Eylül olaylarının gayr-ı Müslim azınlıkları, ama en çok da Rumlar ve Ermenileri hedef alması sonucu, İstanbul'daki Ermenilerin yoğun olarak yerleştiği semtlerden bir tanesi olan Langa-Yenikapı'da barınan Ermeni nüfus yoğun olarak buradan göç ettirilmiştir. Ardından yaşanan göç ise semtin yapısını bütünüyle alt üst etmiş daha önceki olaylar nedeni ile göç etmemiş olan Ermeni ve Rumlar da yeni gelenlerin uyumsuzluğu ve çok kültürlü yaşama pratiğine ilişkin bilgisizliğinin bir sonucu olarak semtte yarattığı huzursuzluk nedeni ile göç etmek zorunda kalmıştır. 1955 'lerden sonra İstanbul'a göçeden yoksul kimseler tarafından, bu araziler üzerine kaçak binalar yapılmıştır. Şu anda çevresinde yapılan kamulaştırmalara rağmen Yenikapı Mevlevihanesi'nin 77 dönüm arazisinden sadece 7 dönümlük bir arazi mevlevihanenin sınırları içerisinde yer alabilmiştir.

    Yenikapı Mevlevihanesi, Osmanlı döneminin en büyük kitaplığına sahipmiş. Fakat kütüphane 1909'da çıkan bir yangınla kül oluyor. Kütüphane daha sonra Mimar Kemalettin tarafından onarılarak yeniden inşa ediliyor. Bu kez dergâh neo-klasik üslupta yapılırken yanına bir de minare ekleniyor. Yenikapı Mevlevihanesi'nin 1961'de geçirdiği yangında, Mevlevihaneler içerisinde en büyük ahşap kubbesine sahip olan semahanesi de yanıyor. Arta kalan yapılarına Mevlânakapı Çocuk Yetiştirme Yurdu taşınıyor. 1997'de ise ana binada çıkan yangın sebebiyle, bu muazzam külliyenin, mezarları ve dış yapının duvarları dışında ortada hiçbir şey kalmamıştır.

    UNESCO, Mevlana Celaleddin Rumi'nin 800'üncü doğum yılı olan 2007'yi Dünya Mevlana Yılı ilan edince. Vakıflar Genel Müdürlüğü de, Gelibolu Mevlevihanesi ve Yenikapı Mevlevihanesi'nin restorasyonu için harekete geçti. Gelibolu, yapılan restorasyon sonucunda kapılarını yeniden açtı. Yenikapı'nın restorasyonu ise 2005 yılında başladı. Mimar Kemaleddin'in yeniden inşa ettiği ana binanın beden duvarları ayakta olduğu için bu yapının onarımı kolay olmuş. Ama 1961'de yanan semahane sorun oluyor. Çünkü sadece temel duvarları mevcut olduğundan. Vakıflar'ın ve ihaleyi alan Güryapı İnşaat'in mimarları tekkenin eski fotoğraflarından hareketle binanın rölovesini çıkarmışlar. İTÜ Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Refik Ahmet Ersen'in danışmanlığında yapılan restorasyona yüksek mimar Nilgün Olgun başkanlık etti.

    Söylendiğine göre; en büyük sorun ahşap kubbede çıkmış. Bu kubbeyi ideal ölçülerde oturtmak için yapının üstü iki kez yapılıp yeniden yıkılmak zorunda kalınmış. İnşaat yüksek mühendisi Bilgin 13.5 metre çapındaki kubbenin oturtulmasının tekniğini çözecek hesaplamaları yapmış ve en sonunda kubbe tamamlanmış. Toplam 900 metrekarelik kapalı alana sahip olan semâhane binası tepeden tırnağa ahşap olarak yeniden inşa edilmiş. Eser hakkında bilgiler veren şimdi ki Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Tanyolaç, "Bu bina, Türkiye'deki en büyük ahşap rekonstrüksiyon, yani; yeniden inşa edilen yapıdır" diyor. İstanbul Mevlevi Kültürü Müzesi olarak faaliyet göstermesi planlanıyor. Vakıflar'ın arşivinde ve depolarında Mevlevilikle ilgili çok sayıda tarihi obje var. Bu eserler de bu sayede günışığına çıkmış olacak.

    Yenikapı Mevlevihanesi hem Osmanlı'nın siyasi tarihinde önemli bir yere sahip hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda ciddi roller üstlendi.

    Derviş zümrelerinin İstanbul'un günlük hayatında son derece etkili oldukları bilinmektedir. IV. Murat ve II. Abdülhamit'in saltanatı sırasında devletle tekkenin arası açıldı. Yenikapı Mevlevihanesi, kendi şahsi çıkarlarını temin etmek için tekkeye bağlanan devlet adamlarının da olması ve bu tip insanların dervişlik ahlakına yakışmayan hareketlerde bulunması Mevlevihane'nin itibarını zedeledi. Tarihe "Kadızadeler Olayı" olarak geçen dönemde Osmanlı sultanı IV. Murad ve paşalarından Fazıl Ahmed Paşa, yoldan çıkmış tarikatların yanında Mevleviliği'de yasaklamışlardır. Bu olay Mevlevileri çok etkilemiş ve Mevleviler arasında bu yasak "Yasağ-ı bed" (kötü yasak) olarak adlandırılmıştır. Bu yasak ilk 18 yıl boyunca tam olarak uygulanmış 1684'ten sonra bu yasaklar hususunda cezai bir uygulama görülmemiştir. 18 yılın ardından Mevlevihaneler gizliden gizliye yeniden faaliyete geçmiştir.Daha sonra yasak tamamen kalkmıştır.

    19. yüzyılda ise; Meşihat makamında olan Osman Selahaddin Dede (ölm. 1886) ise tekkenin Tanzimat sonrası dönemine ve 19. asır siyasi hayatına damgasını vurmuş bir şahsiyettir. Dede, Tanzimat'ın önemli isimleriyle yakın ilişkiler kurmuş olup kendisine intisap eden devlet ricali arasında Tanzimat'ın iki büyük sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa ve Ali Paşa da yer almaktaydı. Bu sadrazamlardan başka daha meşhur başka bir sadrazam Mithad Paşa da, Dede'nin yakın dostlarındandı. Öyle ki Sadrazam Mithad Paşa I. Meşrutiyet öncesi anayasa konusundaki görüşlerini Osman Dede'yle paylaşmış ve tartışmıştı. Fakat Dede'nin Mithat Paşa'yla olan bu samimiyeti sonradan başını çok ağrıtmıştır. Çünkü 1876-1909 arasında padişahlık yapmış olan Sultan II. Abdülhamid Han(Cennetmekân) tahta geçince Mithad Paşa ve çevresindekileri amcası Sultan Abdülaziz'e suikast yapmış olmakla suçlayıp haklarında soruşturma başlatmıştı. Dolayısıyla da Osman Selahaddin Dede'nin sarayla olan irtibatı kesildi ve Mevlevihaneler daima gözetim altında tutuldu. Yenikapı Mevlevihanesi 20. yüzyılın başlarında Balkan ve Çanakkale savaşlarında hastane olarak kullanılmış, bilahare tekke mensupları Abdülbaki Dede kumandasında I. Dünya Savaşı'nda İngilizlere karşı girişilen meşhur Kanal harekatı esnasında yalnızca Mevlevilerden oluşan "Mücahid-i Mevleviyye Alayı" na 138 kişi olarak katılmışlardı. Şam cephesine gönderilen bu dervişler savaşta bile insan canına kıymanın doğru olmadığına inandıkları için sıhhiye taburlarında yer almış, müzik yapmış (Halep Mevlevi şeyhinin Türkçesini yazıp bestelediği bir marşı sürekli söyleyip, askere moral vermiştir.)ve aynı zamanda, yemek pişirip ve dağıtım(lojistik destek) yapmak gibi çok önemli geri hizmetlerde görev yapmışlardı. Kurtuluş Savaşı'nda ise İstanbul'dan Anadolu'ya silah sevkiyatı Eyüp Bahariye Mevlevihanesi ile Yenikapı Mevlevihanesi'nin görevlerinden biri olmuştur.

     

    bârânî

    e-mail: bilgi@rumimevlevi.com

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi