Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Editörden Galib Dede`nin Aşk Ateşi
  • Galib Dede`nin Aşk Ateşi

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Aşkın has bahçelerinden bir esintiye ne dersiniz... Aşk ateşine dönen pervanelerin divan şairlerinin mısralarına nasıl yansıdığını gelin birlikte görelim.


    Türk Edebiyatı`nın yaklaşık altı asır süren ömrüyle en görkemli devresini oluşturan ve bu zaman dilimi içinde Müslüman-Türk aleminin mana ve madde alemine estetik ve sanat çizgisinde tercüman olup, kütüphaneler dolusu eser bırakan Divan Edebiyatı, Türk Edebiyatı`nın henüz aşamadığı bir zirve olmayı sürdürmekte. Ancak günümüz eğitim sistemiyle pek çok edebiyatçı bu zirveden hayli uzak. Oysa milletlerin kültürü koruması öz kültürünü kavraması ile mümkün olabilmektedir.


    Divan Edebiyatı konusunda araştırmalar yapan bir iki yazar bu kültürün korunması için çalışmaları sürdürmekte. Bu kalemlerden biri de Doç. Dr. Ahmet Arı. Doç. Dr. Ahmet Arı`nın daha önce Fakülte yayınlarından sınırlı sayıda basılan eseri Galip Dede`nin Aşk Ateşi - Şeyh Galip Divanında Aşk`, Profil yayınları tarafından Ramazan ayının hemen öncesinde yayınlandı ve okurun beğenisine sunuldu.


    Divan edebiyatı denindiğinde günümüzün akla gelen ilk popüler isimlerinden olan İskender Pala, `Ahmet Arı`nın Galip Dede`nin aşk ateşini anlattığı Şeyh Galip Divanı`nda Aşk çalışması, aşkın has bahçelerinden bir esinti getirdi dimağımıza. Bu kitaba dalıp birdenbire sonuna geliveren dikkatli bir okuyucunun, o anda `Ah, keşke bitmesiydi` diyeceğine eminim` diyor...


    Biz de size bu görkemli ziyafetten bir parça tattırabilmek için eserin 48 ile 52 sayfaları arasında kalan bölümü iktibas etmekte yarar gördük.


    İşte aşk ateşinin hareketini tüm sıcaklığı ile hissettiren sayfalar:


    Divan şiirinde aşkın en çok teşbih edildiği unsurlardan birisi ateştir. Aşkın bunca dert ve belâ oluşu, sanki Divan şairlerine hafif gelmiş ve onu bir de ateş olarak tavsif etmişlerdir. Dilimizde yer alan `aşk ateşi`, `aşk ile yanmak`, `aşk ile yanıp kül olmak`, `sevda ile küle dönmek` vb. deyimler yahut Türkçe gibi kullanılan `ah aşkın elinden` manasındaki `âh mine`l-aşk` sözü, aşk hakkındaki duygu ve ifade müşterekliğini göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Şeyh Galib`de de görüleceği üzere aşk ile ateş o kadar imtizaç etmiş, birbirini hatırla¬tır bir durum almıştır ki rüyada ateş görmek dahi âşık olmaya, aşka yorulmuştur.


    Âteşe düştüm düşümde âşık olmazdan evvel

    Mübtelâ-yı aşk olursun diye ta`bîr ettiler


    Mahremi Dede


    Aşk-ateş münasebetinde en çok kullanılan unsurlardan birisi mum (şem`) ve pervane alegorisidir. Pervane, geceleyin ışığın çevresinde görülen küçük kelebeğe denir ve Divan şiirinde âşığı temsil eder. Bilindiği gibi pervane, ışığın çevresinde döner döner ve sonunda kendini o ışığın içine atar; her ışığın kaynağında sıcaklık, ateş olduğu için de kavrulur gider. Şair sevgilisini mum ışığına, kendisini de pervaneye benzeterek onun uğruna can vermeye hazır olduğunu ortaya koyar. Fakat âşığı yakan öyle bir ateştir ki, bu ateşin hararetini, şem`e duyduğu aşktan dolayı kendisini onun ateşinde yakan pervane bilmediği gibi şem`in kendisi dahi bilmez:


    Yakdı yandırdı beni mahabbet bir âteş ile

    Ki tefü tâbumı ne şem` ü ne pervane bilir


    Cevri


    Aşık içinde bulunduğu aşk ateşine öylesine ülfet etmiştir ki, ateşte yaşadığına inandan `semender e dönmüştür ve onun gözünde her yer ateş, her şey ateştir:


    Gül âteş gülbün âteş gülsen âteş cûy-bâr âteş

    Sernender-tıynetân-ı aşka beştir lâle-zâr âteş


    Şeyh Galib


    Kısaca Divan şiirinde aşk denince akla ilk gelen neredeyse hep ateştir. Aşkın kendisi ateş olduğu gibi aşktan kaynaklanan her hâl de ateştir ve aşka düşenin ondan kurtulması mümkün değildir:


    Hu âlem sanki oddan bir denizdür

    Ana kendüyi atmakdur adı aşk


    Eşrefoğlu Rumî


    Reha bulmak ne mümkün sûziş-i mihnetten uşşâka

    Firak âteş visal âteş belâ-yı intizâr âteş


    Re`fet Bozdağ,


    Ki rakı, visali, intizarı hasılı her yönüyle dert, belâ ve ateş olan aşkta rahat olmadığını, onun tek çaresinin ölüm olduğunu Fuzûli şöyle dile getirir:


    Aşk derdinin devası terk-i cân etmekdedür

    Terk-i cân derler bu derdin muteber dermanına


    (Doğan, 2002:444)


    Bunca dert ve belâ kaynağı olmasına; onun ateşinden daha yakıcı bir ateş olmamasına rağmen, Divan şairleri aşka düşmekten kendilerini alıkoyamazlar. Sürekli olarak aşkın ıstıraplarından şikâyet de etseler, bir an aşksız yaşamak onlar için en büyük belâdır:


    Çokdur eğerçi derd-i belâsı mahabbetin

    Amma ne çâre elde değil ihtiyarımız


    Bağdatlı Ruhî


    Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni

    Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüda meni


    Fuzûlî


    Bî-sûziş-i aşk istemezüz tûl-i hayâtı

    Böyle mânend-i serer ölünce gideriz biz


    Şeyh Galib


    Çünkü onlar âleme bir yâr için âh etmeğe gelmişlerdir ve maksutları aşk derdidir. Aşk bir güneştir ve topraktaki taşı cevher haline getirdiği gibi ham insanı da arif yapar. Bu yüzden rai güzel şeylere ve hâllere teşbih edilmiş, normalde istenmeyen pek çok hâl onda en ulvî bir kisveye bürünmüştür. Meselâ, yukarıda sözünü ettiğimiz aşktan hasıl olan cünun hâli, herkesin ulaşamayacağı yüce bir mertebe olarak görülür. Çünkü `Bir aceb meydir mahabbet kim içen hüşyâr olur` (Fuzûlî) veya `Mahmurunu hiişyâr eder câm-ı mahabbet` (Şeyh Galib) mısralarında da ifade edildiği gibi asıl uyanıklık hâli, aşk şarabıyla sarhoş olmakla gerçekleşir. Aşkın insanı arif ettiği, hikmet sahibi kıldığı düşüncesinin hakim olduğu bu durumda elbette akıllı olmak değil, Mecnun olmak tercih edilecektir:


    Aşık oldum hakim idi adım / Akla uydum be var deli dediler


    Nevres-i Kadim


    Şu beyit ise âşıkların tam arif olduklarını, sükûtlarının bilmediklerine delâlet etmediğini anlatır.


    Sükûtu bilmediğinden değil edeptendir.

    Eğerçi söylemez amma neler bilir âşık


    Hızırağazâde Said


    Galib ise zamanın en akıllı insanının dahi aşk mektebinin herhangi bir delisi ile boy ölçüşemeyeceğini şöyle dile getirir:


    Allah ne ârifleri var mektebi aşkın

    Mecnûnu ile âkil-i devrân edemez bahs


    (Okçu)


    İşte bu yüzden Divan şairleri akıl karşısında daima aşktan yana olmuşlardır. Hatta aşk karşısında akla uymayı büyük bir belâ olarak görmüşler, dini ayrı kâfirin bile bu belâya duçar ol¬masını istememişlerdir:


    Aşkı koyup akla uymak bir belâdır ey hakim

    Bu belâyı vermesin Hak dîni ayrı kâfere


    Necati Bey


    Kısaca Divan şairleri aşk hâlini severler, her ne sıkıntı verirse versin aşktan vazgeçmezler. Aşktan kaynaklanan gam, âşıklar için azık hükmüne geçmiştir ve onlar bu yüzden ancak aşk ile yaşarlar. Âşıklar için bu derdin bitmesi asıl derttir. Belki helaklerine sebeptir:


    Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabib

    Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır


    Fuzûlî


    Aşkın lügatinde, âşığın telakkisinde her şey farklı bir ma¬hiyet ve hüviyet arz eder. Başkaları için elem verici bir durum aşk sayesinde suret değiştirir. Aşktan veya sevgilinin cefasından kaynaklanan üzüntüleri âşık, sevine olarak telakki eder.

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi