Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Editörden MESNEVİ'DE SAĞLIK
  • MESNEVİ'DE SAĞLIK

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Mesnevi - İslam ilişkisi (Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed)
    Temizlik
    "Temizlik imanın yarısıdır."
    (Müslim b.al-Haccac, Sahih-i Müslim, ayn.esr.1, 203.)

    "Namazın anahtarı temizliktir."
    (Abi'İsa, Muhammed b.'İsa b. Savra, Sunan, ayn. esr.,1, 8-9)

    Hz Muhammed'in tıbbi bilgilere sahip olduğu ve bu sahadaki koruyucu hekimlik ve tedavi usulleri, İslam tıp tarihi içinde Tıbbi Nebevi adlı kitaptadır.

    "Ben Kuran-ı Kerimin kulu kölesiyim, Hz Muhammed'in ayağının tozuyum. Bundan başka kim söz söylerse, o sözden de söyleyenden de şikayetçiyim."

    Mevlana'nın Sağlığa Bakışı
    Mevlana'nın bizzat hasta tedavi etmesi ve reçete vermesi de o devirde ilmi olarak mevcud olan tıbbi bilgilerin özelliklerini gösterir. 
    (Mesnevi, II, 287/1865;111,560/3572-3; krş. Aydın Taneri, Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı (Manakıb al-‘Arifin'in Değerlendirilmesi), ayn.esr.s.79-80.)

    "Bütün hastalıkların tedavi edileceği kanaatinde olup, deva kabul etmeyen hastalığın kaza ve kader olduğunu belirtip, zira kaza ve kader gelince, doktorun aptallaşacağını anlatır."
    (Mesnevi,V, 908/1702-7, 111,526-7/2913-6) .

    Mevlana derdin bulunduğu yere devanın da ulaşacağını anlatır:
    "Nerede bir dert varsa deva oraya gider, su, neresi alçaksa oraya akar"    (Mesnevi, II,291/1939).

    Mevlana'nın Doktora Bakışı
    Hekimleri ilahi ve tabiat hekimleri olarak ikiye ayırır:

    "O, tabiat hekimleri başkadır. Onlar insanın içindeki hastalığı nabzını yoklayarak anlarlar. Biz gönlü vasıtasız olarak hoşça bakarız. Anlayış bakımından da bizim görüşümüz yüksektir." (Mesnevi, III,516/2701-2.)

    Eski tıpta hekimler, hastalığı teşhis etmek üzere hastanın nabzından, idrarından, renk ve yüz görünüşünden faydalanarak hastalığı anlamaya çalışırlardı.

    Kurgan hükümdarı Şamgir'in akrabasından bir genç hastalanır, doktorlar derdine çare bulamazlar. Devrin ünlü hekimi İbni Sina'yı hükümdara haber verirler. İbni Sina, bu hasta gence şehrini, köyünü ve dostlarının isimlerini sora sora nabız atışından onun hastalığının gönül işi olduğunu anlayıp hükümdara haber verir.
    (bk. Ahmet b.'Omar b.'Ali Nizami ‘Aruzi, Çahar makale, nşr.Muhammed Kazvini, Tahran, 1346, s.121-122; nabızla ilgili diğer varyanttaki hikayeler için bk. Furuzanfar, Maahız-ı  kasas, s.3-6)


    Mevlana'nın Hastalığa Bakışı
    Mevlana, sayısız hastalıkların bulunduğunu, hastalıkları kuma teşbih ederek açıklar:
    "Haydi git, tıp kitabını oku! Kum sayısınca hastalık olduğunu görürsün."  (Tahir, ŞM. IV, 801/15491.)

    Mevlana, hastalıkları da ikiye ayırır: topallık, yassı burunluluk ve körlük gibi sakatlıkların çaresinin olmadığını, buna karşılık ağız, yüz çarpıklığı ve baş ağrısı gibi hastalıkların da çaresinin olduğunu belirtir.
    ( Mesnevi,V, 526/2913-4)

    Mevlana, insanların tedavi olması için Allah'ın birçok ilaçlar yarattığını açıklar:
    "Allah, bu ilaçları insanları iyileştirmek için yarattı; bu dert de boşuna değil, deva da. Hatta hastalıkların çoğunun çaresi vardır; ciddi ve gayretle ararsan ele geçer" 
    (Mesnevi, V, 526-7/2915-6).

    Tedavi Örnekleri
    Mevlana hastalığın teşhisine de son derece ehemmiyet verir, zira hastalığın tam tedavi edilmesini, ancak doğru teşhisle mümkün olacağı kanaatindedir.
    Teşhis konusunu açıklamak üzere Mevlana, aktarlar çarşısında güzel koku ile bayılan bir debbağın hikayesini anlatır.
    (Mesnevi, IV, 638/640/257 v.d.;krş, B.Furuzanfar, Maahız-ı kazas, ayn.esr.,s.639/271)

    Mevlana, hekimleri her ne kadar ikiye ayırırsa da kendisi de zamanında bir yandan hastalara reçete verirken, diğer yandan da, manevi tedaviye başvuruyordu.
    (A.Gölpınarlı, MŞ.1, 124; Aydın Taneri, Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, ayn.esr.s.79-90.)

    *Kırık
    "Kırıkçı ustası, nerede ayağı kırılmış varsa oraya gider."
    (Mesnevi, I, 159/3207).

     

    *Beslenme

    Sıhhat ve koruyucu hekimliğe dair bilgiler veren Mevlana, perhizin önemine de, birçok yerde dikkat çeker:
    "Perhizler ilaçların başıdır. Kaşınmak ise uyuzluğu artırır. Perhiz gerçekten de ilacın temelidir, perhiz et de canındaki gücü kuvveti gör." (Mesnevi, I, 144/2910-11)

    Mevlana, bu beyitleri ile Peygamber'in şu hadisine de işaret eder:
    "Mide, hastalığın yuvasıdır; perhiz, ilaçların başında gelir."
    (Ahadis-i Mesnevi, s.30)

    Bu sözün hadis olmayıp, Arap tabiplerinden al-Haris b.Kalda'nın sözü olduğu kaydedilir. (bk.'Acluni, Kaşf al-hafa',11,214)

    Mevlana açlığı ve perhizi aşırı derecede metheder:
    O'na göre açlık ilaçların padişahı, açlıkta yüzlerce fayda ve hüner olup, bütün hastalıklar açlıkla iyileşir.
    (Mesnevi,V,967/2830-2)


    O, kişinin manevi sahada yükselip, dereceler almasını da az yemeğe bağlar:
    "Sen cismine yağlı ve tatlı yemekler verdikçe kendi cevherinde bir semizlik göremezsin."  (Mesnevi, II, 213/265)

    Fazla miktarda yemek yemek tıbben zararlı,dinen mahzurlu görülüp,beden semirdikçe,kişinin manevi sahada dereceler kat edemiyeceği belirtilir.
    (K.,VII (A'raf),3)

    Kişinin çeşitli yiyecek ve çok yemesinden dolayı mizacı bozulup, karışık rüyalar göreceği,  (Mesnevi, IV, 746/2433), kötü yemek yemesinden de, gönlü daralıp o yemeği kusuncaya kadar rahat bulamayacağını, (Mesnevi, I, 167/3378), az yemekle zihni çalışıp, çok yemekten de aptallaşıp, tembelleşeceğini anlatır. (bk.Mevlana, Kulliyat,s.1465)

    Aşırı derecede helva, şeker gibi tatlı gıdalar alındığı takdirde vücutda çıban çıkıp, neştere ihtiyaç gerekir:
    "Sen çok helva yersen, vücudunda çıban çıkar. Seni sıtma tutar, tabiat ve hissiyatın bozulur."(Mesnevi, II, 328/279).

    "Medhin tesiri, şekerin tesirine benzer, gizli tesir eder ve bir zaman sonra neştere ihtiyaç gösterecek çıban çıkarır."(Mesnevi, I, 92/1866).

    *Karaciğer hastalığı olan siroz belirtileri ile beraber şöyle açıklar :

    "İnsan susuzluk hastalığına tutuldu mu, ciğere su gitmez; denizi içse bile su, başka bir yere gider. Şüphesiz karaciğeri hastalanan insanın eli, ayağı şişer, susuzluğa bir türlü kanmaz." (Mesnevi, III, 527/2920-1.)

    Mevlana, hastanın bu feci akibetini şöyle anlatır:
    "Susuzluk hastalığına tutulan kişi, buz gibi her solukta erir, fakat her an kendini daha iyiyim sanır."
    (Mesnevi, IV, 634/180; krş.A.Gölpınarlı,MŞ.1V,34/180.)

    *Mevlana, toprak yeme alışkanlığına (jeofaji) da değinir:

    "Birisi hasta olduğundan kili gıda sanarak seve seve yer. Asıl gıdasını unutmuş, kendisini hasta eden kil yemeye müptela olmuştur."
    (Mesnevi, II, 251/1080-1)

    *Çevresel etki

    Mevlana, kişinin mevsimlere göre soğuk ve sıcaklardan korunması hususunda Peygamber'in bir hadisine de işaret ederek, koruyucu hekimlikten de bahseder:
    Peygamber, "Ashabım! Sakın bahar serinliğine karşı bedenlerinizi örtmeyin, buyurdu. Çünkü bahar ağaçlara yaptığının aynısını sizin canlarınıza da yapar. Fakat sonbahar soğuğundan kaçınınız ki, vücudunuza üzüm bağlarına yaptığını yapar." (Mesnevi, I, 101/2046-8)

    Yine aynı konuda Mevlana, yeşilliklerin insanı insan ruhunda müsbet tesirler uyandırarak gönül hoşluğu ve sevinç verip, iştahını açacağını anlatır:
    "Yeşilliklerin insan ile birleşmesinden gönül hoşluğu, gamsızlık ve surur meydana gelir. Gezdik, eğlendik, ağzımız tatlandı mı cisimlerimizin iştahı açılır." (Mesnevi, II, 360-1/1095,1097)

    Kişinin hastalanmasında ve iyi olmasında içinde bulunduğu ruhi durumun önemi büyüktür. Ruh haletine de çevrenin etkisi olup, yeşillik, açık, güneşli hava kişiyi neşelendirir, kapalı ve puslu hava ise kederlendirir.

     

    *Uyku

    Mevlana, insanın sıhhatı ve rahatı için uykunun gerekli olduğunu belirtir:
    "Zira uykuda duygularını taşımazsın, duyguların seni taşır. Yorgunluk, bıkkınlık gider, sıkıntı ve zahmetten kurtulursun."(Mesnevi, I, 158/3185)

    *Çürük diş
    Kişinin dişi çürüdüğü zaman, diğer azalarının sıhhati için çürük dişlerini çektirtmesi gerekir:
    "Senin dişine kurt düşünce o artık diş değildir, ey üstad, onu çıkart. Zira vücudun onun vereceği ızdırabtan inlemesin. Her ne kadar o senin dişindi, artık ondan usan, vazgeç" (Mesnevi, III, 448/1335-6)

    Mevlana, çürük dişin sökülmesini bahçıvanın ağacın zararlı dallarını temizleyip, budamasına da benzetir:
    "Bahçıvan, fidan boy atsın ve meyve versin diye o zararlı dalı budar. Ehil bahçıvan, bahçe ve meyve gelişsin, güzelleşsin diye bahçedeki otları koparır. Dost, dert ve hastalıktan kurtulsun diye de hekim çürük dişi söker" (Mesnevi, I, 190/3868-70)

    *Düşüncenin etkisi; Kuruntu

    Mevlana, kuruntunun kötü tesirini, ders ve hocalarından usanan haylaz talebelerin hikayesini anlatarak açıklar:

    Bu talebeler, hocaları hasta olmadığı halde önceden aralarında hazırladıkları bir planla, ağız birliği ile hocalarının hasta olduğunu, renginin sararıp solduğunu ve zayıfladığını söylerler. Hoca, talebelerinin telkinleri ile gerçekten hastalanıp, yatağa düşer.
    (Mesnevi, III,4 58-9/1522 v.d.)

    O, bu hikayeyi şöyle bir sonuçla bitirir:
    "Kuruntuyu, biraz daha artır. Kuruntu sebebiyle akıllı kimse bile delirir." (Mesnevi, III, 458/1530.)

    * Nezle
    Nezle içinde, fazla koku ve temiz hava iyi gelir:
    "Sen, o bağa doğru adım atıyorsun. Fazla koku al da nezlen geçsin." (Mesnevi, II, 353/3232.)

    * Çeşitli ilaçlar

    Mevlana bazı hastalıklardan bahsederken o hastalıkla ilgili ilaç, ilacın tesiri ve uygulamasına da değinir:

    "Kazara sirkengubin  safrayı artırırdı."
    Sirkengubin, Arapça sirkencubindir ki, bal ve sirkeden yapılan ve hararareti teskin eden bir şerbet olup,eski tabipler,safranın izalesinde, faydalı olacağı düşüncesindedirler" (bk.Furuzanfar, ŞM.1,58; Ankaravari, Şarh,1,58-59; Tahir, ŞM.1,95;A.Gölpınarlı, MŞ. 1,73-74)
    "Bademyağı da peklik meydana getirirdi." (Mesnevi, I, 3/53)

    * Basur
    "Biz basur hastalığına tutulmuşuz sirkeyi fazlalaştırdık. Sen de balı artır ve lütfunu esirgeme". (Mesnevi, II, 287/1868.)

    Bal ve sirkenin ciğer hastalığına iyi geldiğini anlatır:
    "Ciğer hastalığını iyileştirmeye yol bulabilmek için bal ile sirke gibi karışmışım. Ey hasta! Hastalıktan kurtulunca, sirkeyi bırak, bal yemeye bak." (Mesnevi, I, 181/3663-4)

    *Halile
    Halile'nin mülayemet verici özelliği aşk hastasına aksi tesir edip, kabızlık verdiğini, helilenin diğer ilaçlarla döğülüp, toz haline getirilip kullanıldığını, helilenin belile ile karışım meydana getirdiğini ve acılığının giderilmesi için de, içerisine şeker katıldığını anlatır.
    (Mesnevi, I, 3/54) (Mesnevi, I, 145/2933), (Mesnevi, IV, 742/2352)
    (Mesnevi, IV, 716/1831)

    Halile, halk arasında "helile" denen halile büyük ve ince yapraklı, bir ağacın salkımına benzeyen meyvasıdır. Kurutulan bu meyvanın Latincesi "terminalia" dır. Sarısı ishali kesmek, karası mülayimlik vermek için alınıyordu. Lezzeti acı olduğundan şekerle karıştırılarak yutulutordu.
    (bk.A.Gölpınarlı,MŞ.1,74;Ankaravi,Şarh,1,58-59; Mevlana, Macalis-i sab'a, Mukaddime, Nafiz Uzluk ,İst,1937,s.71-72);
    Mevlana, riyazat amacı ile suyun tadını tatmamak için ağzına sarı helile aldığı rivayet edilir. (bk.Ahmet Sipahsalar, Risala,ayn.esr.,s.88)

    *İnci tozu gözün ve kalbin nuru olur:

    "İnci tanesini havanda döğerler, göz ışığı ve kalbin nuru olup, yücelikleri görür."  (Mesnevi, I, 157/3164)

    Eski tabibler, inciyi göz ilacı ve kalp ferahlatıcısı olarak kullanıyorlardı. İnci havanda döğülüp toz haline getirildikten sonra sürme gibi göze çekilir veya macuna karıştırılıp yenilirdi. (Tahir, ŞM. I, 1465)

    Sürme ve tutya (koyu gök renginde bir taştır ki döğülür, toz haline getirilip mille göze çekilince,gözün görme gücünü artırır)'nın göze çekilince, gözün görme gücünü artıracağını da belirtir. (Mesnevi, VI, 1121/1607) (bk.A.Gölpınarlı, MŞ. II, 191) (Mesnevi, II, 253/1124-5)

    Mevlana bazen de ilacı belirtmeden bazı hastalıkların o zamanda tedavi edildiğini anlatır:
    "Ziraat yapmakla topraklar başakla örtülür; saç ilacı sürmekle kıl biter ve örülecek saç durumuna gelir." (Mesnevi, II, 245/950)
    "Erkeklik ilacı yaptır, hadım gibi koşma ki sana yüz türlü güzel evlat zahir olsun." (Mesnevi, II, 291/1947)

    ÖZET
    Mevlana, hastalıklar, teşhis, ilaç ve tedavi konularında verdiği geniş bilgileri ile devrinin tıp kültürünü ve halk hekimliğini bildiği anlaşılmaktadır.
    Bu misaller, devrinde sağlık ve koruyucu hekimliğe ne derece önem verildiğini de gösterir.
    Osmanlılar devrinde de, Anadolu'da halk hekimliği gelişmiş, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde birçok hastalık ve tedavi usullerinden bahseder.

    (Nail Tan, Evliya Çelebi Seyahatnamesi Folklorik Dizin Denemesi, Ankara, 1974, s.44-109)

     

    Kibri bırak, Kibriya'ya ulaş....

    insanların birbirine karşı duydukları öfke,
    hep kibirden gelir.
    gönlünü kibirden temizle!
    eğer kibirli olmak istemiyorsan,
    kibri bırak, alçakgönüllü ol!
    hiddet, kendini beğenmekten, benlikten doğar.
    ikisini de ayağının altına al,
    kendine merdiven yap da, göklere yüksel!
    kendini beğenmekten ve öfkeden kurtulunca,
    bir köşeye çekil; rahatça huzur içinde yaşa!
    eğer bu iki huyla beraber yaşamaktan zevk alıyorsan;
    git, gamlara dal! bahtsız bir ömür sür!

    (Divan-ı Kebir, Gazel, II, 2198)

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi