Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Editörden Küresel Mevleviler
  • Küresel Mevleviler

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Küresel Mevleviler

    İbrahim Doğan

    İsviçreli Peter Hüseyin Cunz, Mevlana'yı tanıdıktan sonra onun manevi öğrencisi olmuş. Cunz gibi birçok "küresel Mevlevi" var. Mevlana vesilesiyle Müslüman olan çok; ama onu Müslüman bilmeyen bir kesim de var.

    Kim olursa olsun, "gel" diyen Mevlânâ Celaleddin-i Rumi Hazretleri'nin düşünceleri, günümüz insanına iç dünyasını keşfettirirken bir yandan da evrensel bir görünmez ağ" örülmesine vesile oluyor. Kalpten kalbe uzanan bu ağ o kadar genişledi ki; şimdi dünyanın dört bir yanında, her dil, din, ırk ve toplumdan Mevlânâ talebeleri var. Bu gönül bağının bir parçası da İsviçreli Peter Hüseyin Cunz. Mevlana'yı tanımadan önce Müslüman olup Mevlana ile ‘pişen' Cunz, bugün İsviçre'de bir Mevlevi cemaatinin lideri konumunda. Tıpkı İtalya'da adeta Mevlana için yaşayan Gabriel Mandel gibi... Ve Mevlana araştırmalarına ayrı bir ilgi duyan Sırp tarihçi Prof. Slobodan İliç... Doktora tezini Mevlana mesajlarının müzikal eserlerdeki izi üzerine yapan Valeria Ferraro... Bir de, Divan-ı Kebir'de Mevlana'nın izini süren İtalyan rahip Fabio Alberto Ambrosio...

    Dünyada hızla yayılan Mevlana sevgisi ve Mevlevilik ekolü birçok insanın İslam ile tanışmasını, İslam hakkındaki yanlış düşünce ve önyargılarının kırılmasını sağlıyor. Üstelik bu ilgi uluslararası düzeyde karşılık buluyor. Mevlana üzerine araştırma yapanların sayısı günden güne artıyor. Ancak Mevlana'yı salt ‘hümanizm' denklemine oturtup bugüne kadar onun sadece bu yönlerine dikkat çekenlerin oluşturduğu havanın zararları da görülüyor. Örneğin kimileri, Mevlana için "Müslüman değil" deme noktasında. Kafa karışıklıkları bir kenara bırakılırsa, yeryüzünde devasa bir "Mevlana sevdalıları ordusu" var demek hiç de abartı değil. İşte onlardan bazılarının hikâyeleri.

    İSLAM KALPLERİ AÇTI

    Mevlana yılı dünyanın dört bir tarafında geniş kapsamlı etkinliklerle kutlanıyor. Mevlana'nın 800'üncü doğum gününün ardından, Hakk'a kavuştuğu 17 Aralık'taki Şeb-i Arus'un 734'üncü yıldönümü şu günlerde yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da kutlanıyor. Bu törenler için Türkiye'ye gelen İsviçreli Peter Hüseyin Cunz'un Mevlana izindeki hikâyesi 17 yaşında başlıyor.

    Hazreti Mevlana'yı türbesinde ziyarete geldiğinde onun hakkında henüz hiçbir şey bilmiyordu. Çimenlik bir yerde uyurken ezan sesi ile uyandığında çok sarsıldı. Ülkesinde Hindistanlı bir imamın kızına âşık olduğunda ise İslam hakkındaki düşünceleri gazetelerde çıkan ‘terör' imajından öte değildi. 17 Aralık'ta evlendiğinde, aynı günün Mevlana'nın Allah'a kavuştuğu Şeb-i Arus olduğunu yıllar sonra öğrenecekti. Beş yıl süren evliliği esnasında İslam'ı araştırmış ve 27 yaşında Müslümanlığı seçmişti.

    KİLİSEDE SEMA VE POSTNİŞİN CUNZ

    Kendisini "Mevlana'nın manevi talebesi" kabul edip yola çıktığında bir okulda İslam eğitimi almaya başladı; ancak okul sahibinin Müslüman olmadığını, "gönlünde hoş olmayan bir şeyler hissettiğini" fark etti. 7 yıl kaldığı bu okulda kendisi de öğretmenlik yapıyordu. Mevlana'nın torunu Celalettin Çelebi'ye okuldaki eğitim için "Bu gerçek Mevlevilik mi?" sorusunu içeren bir mektup yazdı. "Hayır" cevabı üzerine Hüseyin Top adındaki bir Mevlevi bu ülkeye postnişin olarak görevlendirildi. Bir Mevlevi grubu kurulup genişlemeye başlayınca Peter Hüseyin Cunz bir süre sonra cemaatin lideri unvanını aldı.

    1999 yılında icazet alıp yola koyulan İsviçreli Cunz'un amacı insanlara İslam'ın güzelliğini göstermekti. "İslam hakkında konuştukça kalpler açıldı. İnsanlar açılmaya başlayınca ve bu aşk gönüllere düşmeye başlayınca atmosfer çok güzel oldu. Daha güzel yaşamaya başladılar. Kalpler daha çok açılmaya başlayınca onlar İslam güzelliğini görmeye başladı." diyen Hüseyin Cunz, bu kişilerin daha sonra İslam'ı kabulleniş serüvenini de "Önce dostluk ve aşk geldi, sonra İslam" diye özetliyor: "Yeni gelenler eskilerde gördüğü İslam güzelliğinden etkilenmeye başladı. Bir halka diğer halkayı etkiliyor ve o da diğerini... Yenilerinin bir araya gelmesi sağlanıyordu. Bugün 30 civarında insan, Cunz'un postnişinliğinde zikirlere katılıyor. Geniş bir yerleri bulunmadığı için kilisede sema dönüp zikir yapıyorlar. Mesela Şeb-i Arus'u Konya'daki gibi halka açık şekilde değil 300 kişinin katılımıyla geniş; ama insanlara kapalı olarak anıyorlar.

    GERÇEK İSLAM BUDUR; MEDYAYA İNANMAYIN

    İsviçre Enerji Bakanlığı'nda üst düzey bürokrat olarak görev yapan Peter Hüseyin Cunz, zikir sonrası insanlara "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sorunca "Çok iyi ve huzurlu hissediyorum" cevabını almış hep: "Kalpler arasında görünmeyen bir bağ oluşuyor. Ben de insanlara İslam budur, gazetelerde okuduklarınızı unutun, diyorum. İslam güzelliğini bir kere gönülde tecrübe ettikten sonra türbanlı, sakallı insanlara terörist gözüyle bakmayacak ve korkmayacaksın."

    Bu gruba dâhil olan insanların İslam'ı seçip yeni kimliğini kabul etmesi yıllar alabiliyor. Hatta birisinin "Ben Müslüman'ım" deme cesaretini göstermesi Cunz'un anlatımıyla 3 yıl sürebiliyor. İsviçreli Mevlana'nın manevi talebesinin liderliğini yaptığı grupta Hıristiyanların yanı sıra arayış içerisindeki Müslümanlar da yer alıyor. Müslümanların bile kendilerini bulması için zamana ihtiyaç olduğunu ve belli bir aşamaya hemen gelinemediğini söylüyor. Bunun için kimse bir şeye zorlanmıyor, aksine zaman tanınıyor. İnsanlar zaman içinde İslam'ın güzelliklerini kabul ediyor.

    İTALYA'DA YÜKSELEN MEVLANA SEVGİSİ

    Peter Hüseyin Cunz gibi İslam'ın güzelliğini Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri'nin fikirleri üzerinden anlatan kişilerin sayısı günden güne artıyor. Geçmiş yıllarda Mevlana'nın kitaplarının farklı dillere tercümesi yapılmıyordu. Mevlana ancak turist rehberleri tarafından gelenlere dil döndüğünce anlatılıyordu. Rehberlerin eksik anlatımından dolayı yabancıların Mevlana'yı eksik ya da yanlış anladığı belirtiliyor. Kapadokya öncesi bir durak olan Konya'ya bu yüzden gelen turist rehberlerine vize uygulaması getirilmesi teklif ediliyor.

    Son yıllarda çeviri kitapların sayısının artması, Mevlana'yı tanımak isteyen yabancılara yeni kapılar açıyor. Akademik çalışmaların sayısı da günden güne artıyor. Mesela İtalya Napoli Üniversitesi'nden Valeria Ferraro, doktora tezini Mevlana'nın mesajlarının müzikal eserlerdeki izi üzerine yapıyor. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Mevlana üzerine çok fazla çalışma bulunmayan İtalya'da son yirmi yılda bu alanda yapılan uyarlamalar ve yeni romanlarla oldukça verimli bir döneme girilmiş. Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Gabriel Mandel'e geçen yıl Mesnevi'nin İtalyanca tercümesi yaptırıldı. Bu tür çalışmaların önemli olduğuna işaret eden Ferraro (31), Mevlana ile, annesinin hediye ettiği Doğu müziklerinden örnekler taşıyan bir CD vesilesiyle tanıştığını anlatıyor. 1997 yılında Spirit of Rumi adındaki ikinci bir CD'nin eline ulaşmasıyla Mevlana ile ilgili araştırmaları daha da artmış. İtalya'da daha çok şiirleri ve sema ile bilinen Mevlana'nın seyahat yoluyla tanındığı, sergilerin de tanıtımda büyük önem taşıdığını söylüyor. Valeria Ferraro, Mevlana ile ilgili akademik çalışmalarının devam edeceğini söylüyor.

    SIRP KÖKENLİ MEVLANA ÂŞIĞI PROFESÖR: BOSNA'DA BEKTAŞİLİK DEĞİL, MEVLEVİLİK HÂKİM

    Japonya'dan gelen Hiroshi adlı Budist'in Mevlana'ya ilgisinin yanı sıra Sırp kökenli Prof. Slobodan İliç'in de ilgisi bir hayli fazla. Doğduğu topraklar üzerinde Bektaşi ve Mevlevi etkisinin hâlâ hissedilebildiği düşünüldüğünde birçok düşüncenin giremediği yere Mevlana'nın girdiği görülüyor. Doğu Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü başkanlığı da yapan İliç'in, Doğu dilleri edebiyatı okuduğu yıllarda Şirazi'ye olan ilgisi Mevlana ile sürdü. Osmanlı tarihi üzerine doktora da yapan Prof. Slobodan İliç, insan ruhunun bu dünyaya ait olmadığını, yabancılık çektiğini anlatıyor. Bu fikirlerin Mevlana'da hayat bulduğunu söylüyor.

    Akademik çalışmada araştırmacılar daha çok bakir alanlar arar. Sırp tarihçi de Müslümanların çok fazla ilgi duymadığı Mevlana araştırmasını yapan yabancılar arasında yer alıyor. Mevlana'nın fikirlerinin etkili olduğu Balkanlarda 1990'larda yaşanan savaşın kardeş kavgası olduğunu, bir din savaşı olmadığını ileri sürüyor. Mevlana'nın fikirlerinin etkili olmadığı düşüncesinin savaşın doğru algılanmamasından kaynaklandığını aktarıyor.

    Slobodan İliç'e göre bilinenin aksine Bosna topraklarında Bektaşilik değil, daha çok Mevlevi, Halveti ve Nakşibendi düşünceleri öne çıkıyor. "Bosna sınırda ve merkezde; yani modern olduğu için Bektaşilik yoktu. Bu bölgede Sünni ağırlık vardı. Taşra kabul edilen Makedonya ve Kosova'da Bektaşilik yaygındı." diyor.

    Türkiye'de birçok kişinin tarafsız kaldığı Mevleviliğin aslından uzaklaştırılması konusunda sert eleştirilerde de bulunuyor Prof. İliç. Mesela semanın sulandırıldığını düşünüyor. Eurovision yarışması sırasında arkasında sema benzeri hareketler yapan Sertap Erener ve dans ekibi için "Bunun yapılmaması lazımdı. Doğru değil." diyor İliç. Ders verdiği esnada okuduğu şiiri ve dansı Mevlana ile alakalandıran bir Türk kızına çok kızmış. Gerçek semanın nasıl olması gerektiğinin kurallara göre belirlenmesi gerektiği çağrısında bulunuyor. Mevleviliğin tarikat olarak asıl unsurunun ‘usul' olduğunun altını çiziyor.

    İTALYAN RAHİP DİVAN-I KEBİRİ İNCELİYOR

    İtalyan asıllı Fabio Alberto Ambrosio, Galata Sen Piyer Kilisesi rahiplerinden. Bir taksi şoförüyle yolculuk yaparken Mevlana'yı tanıyan Ambrosio, araştırma yapmaya da bu sohbet sonrası karar vermiş.

    13. yüzyılda Anadolu'ya gelen Dominiken rahiplerinden Fabio Alberto Ambrosio, Sorbonne Üniversitesi'nde doktorasını Mevlevi tarihi üzerine yaptı. Türkiye'de görev almayı bu olayların ardından 4 sene önce kabul etti. Ona göre "İnsan Tanrı'ya ulaşamaz; ancak Mevlana'nın şiirleri ile bu yakalanmazlık/ulaşılamazlık biraz aşılıyor." Rahip Ambrosio, "Benim için Mevlana'nın sırrı buydu." diyor.

    Mevlana'nın diğer eserlerini de incelemek isteyen İtalyan rahip, önceliğini Divan-ı Kebir'e verecek. "Mesnevi iyi; ama Divan-ı Kebir'de yeni ve değişik fikirler var. Tanrı'dan bahsederken söz çok güçlü." diyen Ambrosio'ya göre Mevlana'nın şiirlerinde hem paradoks hem metaforik öğe çok fazla.

    Peter Hüseyin Cunz, Avrup'da Mevlana ile ilgili iki grubun bulunduğuna işaret ediyor. Birincisi akademik çalışmalar ki bunları takip etmek mümkün. Diğeri ise tespit edilmesi güç olanlar: "Bunlar kalplere dokunan türden. Duygu, düşünce dünyasındaki izleri tespit etmek güç." Cunz'a göre Mevlana'yı anlamak ruhani bir gelişim sağlıyor. Kendi dergâhında Türk müziği eşliğinde yapılan zikirlerde, Mesnevi'nin ilk 18 beytini okuduklarını söyleyip Mevlana ile ilgili çalışmaların artması gerektiğini vurguluyor.

    MEVLANA AVRUPA'DA İSLAM'DAN ÇIKABİLİR

    Batı'da "Müslüman Mevlana" vurgusu her yerde yapılmıyor. Mevlana'yı eksik anlayanlar, Budizm benzeri bir felsefeyle ilişki kuruyor. Böylece Mevlana'nın kimi zaman Müslüman kimi zaman Hıristiyan kimi zaman ikisinin dışında bir öğreti sahibi olduğu anlaşılıyor bunlara göre. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük, Batı'da Mevlana'nın Müslümanlık yönünün göz ardı edildiğini ifade ediyor. "Toleransın yanlış anlaşılmaması gerekir." diyen Küçük, akademik kitaplara yansıyan bakış açısı dışında bunun halka da yansıyan tarafı olduğuna işaret ediyor. Bu noktada "Mabetsiz Maneviyat" tabirini kullanıyor.

    Mevlana'nın insanlara İslam'ın bir parçası olmaktan uzak gösterilmesinde, bu konuyu araştıran Batılı Mevlevilerin etkisi var mı? İslam'dan azade yeniçağ dinlerini andıran bu durumun Mevlevilerden kaynaklanmadığını söylüyor Hülya Küçük: "Batılılara İslam'ı, kaçılacak, korkulacak bir din olarak sunmamak için böyle sunuluyor önce. Mevlevi hareketini devam ettiren kişiler namaz kılıp besmele çekiyor. İnsanları İslam ile tanıştırmak için zamana ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Ancak insanlar bazen İslam ile hiç tanışmayabiliyor. İslam'a girip girmeme konusu onlardan uzak." Ancak bu durumda insanlara Mevlana'nın Müslüman olduğunun hatırlatılması gerektiğini vurguluyor: "Yoksa ilerde Mevlana'yı İslam'ın bir değeri olarak sunmaktan mahrum kalacağız. Özelikle Avrupa'da buna müdahale etmek gerekiyor." Küçük'ün anlatımıyla, kaynaklara göre 18 bin civarında kişi Mevlana'nın etkisiyle Müslüman oldu.

    MEVLANALI YILLAR

    Tekke ve zaviyelerin kapatılma kararının ardından Mevlana'nın fikirleri de bir süreliğine yeraltına indi. 1990'lardan sonra iletişim teknolojilerinin gelişmesine paralel olarak Mevlana yurt içinde olduğu kadar yurtdışında da tanınmaya başladı. Özellikle bilim dünyasında ilgi bir hayli arttı. Bu gelişmeleri pekiştirmek için Mevlana'nın torunları olan Çelebi ailesi, Kültür Bakanlığı'na iki proje sundu. Birisi semanın korunmasına ilişkindi, diğeri ise 2007'nin Mevlana yılı ilan edilmesiydi ki bu iki proje de UNESCO tarafından kabul edildi.

    MEVLANA'DAN İSLAM'I VE İNSANI ÇIKARTTIĞINIZDA BÜYÜK BOŞLUK DOĞAR

    Mevlana ile ilgili Konya Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi (SÜMAM) tarafından "Dünyada Mevlana İzleri" konulu bir sempozyum düzenlendi. Merkezin Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler her ülkeden kendi alanında uzman bir isim tespit edip Konya'ya davet ettiklerini anlatıyor. Asıl amaçlarının Mevlana konusunda çalışan uzmanları bir araya getirip kalıcı eserlerin ortaya çıkması olduğunu ifade ediyor. Sempozyumda sunulan 44 tebliğde İngiltere, Pakistan gibi ülkelerde Mevlana'nın izi takip edilmiş.

    Sempozyumda bir sunum da yapan Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Batı'nın tasavvuftan insan unsurunu çıkarttığını, bu durumdan uzaklaşılması gerektiğini belirtiyor. Tasavvufun Müslüman medeniyetinin bir parçası olarak ele alınması gereğine işaret ediyor: "Tasavvuf ötekini, bütün evreni ve insanlığı idrak ederken birey olarak kendi kendisini idrak eder. Kemal noktası insan haline gelmektir. Bütün kâinatın özeti durumunda olan insanı fark etmek zorundadır. Tasavvufu mistisizm ile sınırlamak yanlıştır."

    Prof. Gürsoy, tasavvufun felsefeyle de benzerlik taşımadığını dile getirerek, "Felsefe, tasavvuf karşısındaki aczini ilan etmek zorundadır. Felsefenin o yaklaşımı, niyazı yapabilmesi lazım. Aklın edebine riayet etmek durumunda onu sistematize eder, kurutursunuz. Tasavvuf; hikmet, yaşanan bilgeliktir. Tasavvuf külli olana cüzi olanda, bütünü ferdi olanda ama en büyük değeri insana vererek kainatın her zerresinde müşahede ettiriyor bize."

     

    Uluslararası Rumi Mevlevi
    e-mail: bilgi@rumimevlevi.com

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi