Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

  • Dönmekle Mevlevî olunmaz

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Dönmekle Mevlevî olunmaz

    1946'da ben doğduğumda yoğun bir Türk ve Türkçülük fikriyatı, Osmanlı'nın da daha öncesi bir Türkçülük var. Babam da 22 yaşında delikanlı. O akımla dedeme "Efenba (Babamın neslinde babalara doğrudan baba denilmezdi. Beybaba ya da efendi baba. Bunun kısaltılmışı olarak beyba ya da efenba denirdi.) müsaade ederseniz oğlumun adını Tuğrul koyalım" demiş. Dedem de, "Tabii, o da büyük bir zat, gazi mücahittir ama ben Hz. Ömer'i çok severim. Bir adı da Ömer olsun" demiş. Dedem kadı mektebinde okumuş ama mezuniyetine 3 ay kala seferberlik ilan edilmiş. Kafkas cephesine gitmiş uzun süre. Döndüğünde ne okul kalmış ne bir şey. Dedem ismimi ezanla okuduktan sonra "Cenab-ı Ömer gibi adil olsun" diye dua etmiş. Herhalde o dua tesir etti. Ben daha lisedeyken bile hukuk okumak istiyordum. Rahmetli halamın rahmetli kocası hakimdi. Dedem "Kadı olamadım ama hakim kayınpederi oldum. İnşallah hakim dedesi de olurum" diyordu.

    Ben lisedeyken dedemi kaybettik. Ben sonra İstanbul Hukuk'a hakim olmak için girdim ama 1. Sınıftan 2'ye geçtiğim sene maddi yükümü azaltmak için iş bulup çalışmaya başladım. Çalışkan bir adamım tembelliği sevmem. Çalıştığım yer memnundu herhalde benden, iyi para verdiler. Stajyer hakim maaşından daha fazla alıyordum. Mektebi bitirmeden hakimden fazla kazanıyorum diye o işe devam ettim. Hakim olmak için okudum ama avukat oldum. Bizim dönem son ordinaryuslardan okudu. Ben Sıddık Sami Onar, Sulhi Dönmezer, Hıfzı Velidedeoğlu, Kemalettin Birsen gibi ordinaryus profesörlerden ders gördüm. Doğrusu onları dersleri başka türlüydü. Bildiğimiz manada büro açıp dava takip ederek avukatlık yapmadım. Şirketlerde iş hukuku danışmanlığı yaptım.

    Tasavvufla ilgilenmem müzikle oldu. Müziğe hep meraklıydım, evimizde de hep profesyonel seviyede müzik dinlenirdi.

    Rahmetli annem ciddi müzik zevki olan bir insandı, sadece Alaaddin Yavaşça'yı dinlerdi. Önce sesimin kalınlığından dolayı öğretmenim beni Bursa Öğretmenler Derneği'ne Batı müziği derslerine yönlendirdi. Ben orada 3 sene Batı müziği dersi aldım ciddi bir şekilde. Fakat sonra "Batı müziği beni anlatmıyor" diyerek dersleri bıraktım. Ben ortaokuldayken Sadettin Kaynak vefat ettiğinde, onun çok değerli bir talebesi Hafız Tahir Karagöz Bursa'ya geldi. Ondan Türk müziği dersleri almaya başladım. Üniversite için İstanbul'a gelince Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne gitmeye başladım. Emin Ungan'dan musikinin zatını öğrendim. Sonra bu musikinin bir itici gücü olması lazım dedim ve bunun da tasavvuf müziği olduğunu gördüm. Rahmetli Sabahattin Volkan, Sadettin Heper, Şakir Çetiner gibi büyük musikişinaslardan tasavvuf müziği öğrenmeye başladım.

    Tasavvufun musıkisi ne? Kendi ne? Diğerleri daha kapalı ama Mevlevi müziği özellikle Konya'da yapılan ayinlerden dolayı daha meydanda. Mevlevi müziği ile ilgilenirken Mevlevilikle, sonra tasavvuf ekolleri tarikatlerle... Bunların bizim cemiyetimizin en önemli medeniyet unsuru olduğunu gördüm. Bu unsuru öğreten yegane itici güç sevgidir. Sevginin organize olmuş hali tasavvuftur. Tasavvuf insana mahlukatı sevmeden Halık'ın sevilmeyeceğini öğretir.

    Türkiye'de 1925'ten beri intisap denen bir kurum yoktur. Diğer tarikatlerin âyinleri yasakken Mevlevi ayini neden serbest? Valla bilmiyorum. Açıklaması yok. Türkiye'de bu mesele devekuşu gibi. Devekuşu kafasını toprağa sokar, bütün vücudu ortadadır ama o kuşbeyinli olduğu için saklandığını sanır. Aslında Mevlevilik de serbest değil, ayini serbest. İsmi Celal nerde? Namaz nerde? Her ayin namazdan sonra yapılır. Namazsız ayin yapılmadığını biliyorlar mı?

    Şimdi yapılan ayinler o şekilde yapılmıyor mu? Hayır. Ne namaz var, ne ismi celal, ne Mesnevi-i Şerif. Sadece dönme merasimi var. Evet ayin dönme merasimidir ama Mevlevilik ondan ibaret değildir. En uzun ayin 2,5 saat sürer. Tekkede haftada bir gün ayin yapılır. Peki bir Mevlevi dervişi o günün 21,5 saati ile haftanın diğer 6 günü 24 saati ne yapıyor? Bunun hakkında tefekkür yapan var mı? Mevlevilik dönmekten ibaret değil.

    Semâ nedir ve Mevlana hz.'leri neden semâ etti? Mevlana hz.'lerinin bir İranlı minyatürcü tarafından yapılmış bir tasviri şerifi vardır. geniş bir halde bağdaş kurmuş oturuyor. Ve elinde de tesbih görünüyor. Hiç öyle bir zat değildir, Mevlana hz.'leri. Fevkalâde asabi bir zattır. O asabiyetinin coşkunluğunu, dönme hareketi(sem(î)â)yle bastırabiliyor. Asabiyet demek öfkeli demek değildir. Ne kadar çok ağlıyor biliyor musunuz, Mevlana hz.'leri; Ağlamak nedir? İç taşkınlığının gözden su halinde boşalmasıdır. Bazen bir "âh" feryadıyla bazan da "gözyaşı"yla bu hassasiyet dışa vurur.

    Tasavvuf son dönemde moda bir akım mı oldu? Tasavvuf değil, ekoller içinde Mevlevilik moda gibi görülüyor. Bundan dolayı da ana kaynak olan tasavvufa yöneliniyor ama bu da ne yazık ki hoşgörüden ibaret kalıyor. Disiplini ve mükellefiyeti olmayan "Yiyelim, içelim, gezelim, dönelim"den ibaret. Hz. Mevlana'nın yaşadığı dönem içinde ismi tabakat (biyografi) kitaplarına girmiş bir Hanefi şeyhi olduğunu kimse bilmiyor. Hz. Pirden 100 yıl sonra, 1373'de Kahire'de vefat etmiş bir tabakat müellifi Abdülkadiri Kureyşi, Hanefi fakihlerini yazdığı kitabı "el-Cevâhiru'l-mudıyye fî tabakâti'l-Hanefiyye"de Hz. Mevlana ve Sultan Veled'in Hanefi fakihi olarak tercüme-i halleri var. Demek ki kendilerinden 100 yıl sonra vefat etmiş bir zatın kitabında yer alacak kadar önemli bir fakih. Çünkü hiçbir alim şeri ilimlerde yüksek bir seviyeye erişmeden tasavvufta yüksek bir seviyeye erişmez. Hz. Mevlana'nın yaptığı hiçbir şey fıkha aykırı değildir. Hz. Şems'i Şii sanıp da onunla olan münasebetinden dolayı Hz. Mevlana'ya da Şii külahı giydirmeye çalışanlara cevaptır bu kitap.

    İslam kadınların ya da erkeklerin dini değildir. İnsanların dinidir. Erkeklik ve kadınlık dünyada üremek için verilmiş bir ihsandır, her ihsan gibi doğru kullanılırsa cennete, eğri kullanılırsa cehenneme götürür.

    Kabre konulduğumuzda bize 'Dişi misin, erkek misin?' ve 'Hangi millettensin?' diye sorulmayacak Allah böyle söylüyor. "Allah indinde en çok ikrama layık olanınız Allah'tan en çok ittikâ edeninizdir." Peygamber Efendimiz veda hutbesinde "Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a üstünlüğü yoktur" demedi mi? Kürt olsam n'olur, Laz olsam n'olur, Çerkez olsam n'olur? Yaman Dede Rum. "Gönlüm senin aşkınla yanıyor ya Resulallah" diyor. Ben razıyım Rum olmaya. Onun için Ermeni'ymiş, Kürt'müş, Arap'mış.. Allah indinde kıymeti yok bunların. Kandan gelen asillik köpeklerle beygirlere mahsustur.

    Bu bizim, dini hayatın dışına itme, düşüncesiyle, bilinçli ya da bilinçsiz dinimizi hayatın dışına çıkarıyoruz. Ben, Peygamberimiz başımızın tacı olmamalı, diyorum. Başında da olsa dışında. İçinde olmalı. 1984'te eski Şan Sineması'nda dini musıkinin de yer aldığı bir konser yaptık. Ben de çalıyordum.

    Bendir başta, her türlü ritm aleti çaldım. Bu arada Türk Tasavvuf Musikisi Vakfı'nı kurdum. Kurucusu Muzaffer Ozak, muamelesini avukat olarak ben yaptım. 1978'de Almanya, Fransa ve Amerika'da tasavvuf müziğini halk önüne çıkardık, Muzaffer Ozak'la. 1980'de Konya'da Mıtrıb'a iştirak ettik. Konya konserleri. Ayinler devam etti. Bu faaliyeti radyodaki sanatçı arkadaşların işyerlerinden izin alarak yürütüyorduk. Namık Kemal Zeybek, Kültür Bakanlığı sırasında organize bir kurum haline getirmek istedi. Böylece 1991 yazında Türk Müziği Tarihi Topluluğu kuruldu.

    Konser, radyo, televizyon, yurt içi dışı tasavvuf, klasik, mehter, sema.. her türlü şey. Faaliyetimiz haddinden fazla yoğun. Japonya'dan Endonezya'ya, Çin'e kadar müzik faaliyetinde bulunduk. Ahmet'in benzeri olmayan klasik tasavvuf eserlerinden oluşan CD'leri var. Bir takım cami önlerinde satılan, içinde Allah Muhammed, Hasan Hüseyin geçip de müzik kalitesi sıfırın altında olanlar tasavvuf müziği değildir. Onlar sadece para kazanmak için dini alet edenlerin, cahillerin ortaya koyduğu ürünler. Ama insanlarımız da onları dinliyor. Türkiye'de Türk müziğinin mektebi 1974'de açıldı iki gözüm. Ordan pay biçin. Bir de cahiller haramdı helaldi diye konuşuyorlar. Allah'ın haram etmediğine haram demek küfürdür.

    Dönemimiz "Müellefetü'l-kulüp / kalbi İslam'a ısındırılacaklar" dönemi. Zekat geçen insanlardır müellefetü'l-kulüp. İslama zararı dokunması muhtemel gavurlara zekat verilir, kalpleri İslam'a ısınsın diye, veya zor durumdadır, ona da para verilerek "Bak Müslümanlar para veriyor, Müslüman olayım" der. Kaba bir tarifle anlatıyorum, ama toplumumuz bu seviyede. Namaz kılmak yetseydi, kaç asır önce Niyazi Mısri Efendimiz "Savm ü salat ü hac ile / Sanma biter zahit işin / İnsanı kamil olmaya / Lazım olan irfan" imiş demezdi. Hz. Mevlana "Namaz kılmak tavuk gibi başını yere koyup arkanı havaya dikmek değildir. O namazın şeklidir, bir de namazın kendi var" demezdi.

    Kalpleri nasıl ısındıracağız? İslamı adetlerle karıştırır hale gelmişiz. Kaynaklardan, özellikle Hz. Peygamberimizin hayat-ı seniyyesinden örnek almayı bilmiyoruz. Efendimizin zevceleri bizim annelerimizdir, ama, isimlerini sayamayız; ama, Peygamberimizin çok evliliği hakkında Kasımpaşa lağımı gibi konuşuyorlar. Niye, ne zaman, kaç yaşında evlendiğini biliyorlar mı? İlk hanımı 15 yaş büyük. Hz. Sevde ile 12 yaş araları var. Hiç biri nefsani evlilikler değil. Cevriye validemizle savaş meydanında evleniyor, Ben-i Müstalik kabilesinin tamamı Müslüman oluyor. Hayber Kalesi kumandanının kızı Safiye validemizle evleniyor, ırkçı olmadığını ortaya koyuyor: İbranidir çünkü. İşte kalp ısındırmamız, Efendimizi tanıtmakla olur. Müslümanlığı öğrenip de Peygamberimizi tanıyıp da kalbi Müslümanlığa ısınmayacak yoktur.

     

    sayın Ömer Tuğrul İnançer

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi