Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Misafir Yazar HZ. PÎR MEVLÂNA CELÂLLEDÎN-İ RUMÎ'DE RÜ'YETÛLAH MESELESİ
  • HZ. PÎR MEVLÂNA CELÂLLEDÎN-İ RUMÎ'DE RÜ'YETÛLAH MESELESİ

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    HZ. PÎR MEVLÂNA CELÂLLEDÎN-İ RUMÎ'DE

    RÜ'YETÛLAH MESELESİ

     

     

    Cehmîyye, Mu’tezile ve Şîa âlimleri, “Muhâlefetün Li’l-Havâdis” sıfatına dayanarak Allah’ın dünyada ve âhirette görülemez bir varlık olması gerektiği görüşünü savunmuştur. Nasslardan hareket etmenin yanında bâzı aklî deliller de kullanmayı amaçlayan Selefiyye ise bu çetin problemin çözümüne önemli bir katkıda bulunmuş değildir. Çünkü muhtevalarında cihet mânası bulunan nassların te’vile tâbi tutulmadan zahirî mânada alınması kaçınılmaz bir şekilde teşbihe götürür. Sünnî kelâmcılar, Selefiyye’nin konuyla ilgili görüşlerini naklederken onlardan Müşebbihe diye de söz etmişlerdir. Ama bu konudaki fikirleri ise; Allah’ın dünyada görülemez olduğu görüşüne katılmakla birlikte Rü’yetûllah’a[1] ilişkin nassları ve insanın varlık yapısının âhirette değişeceği hususunu dikkate alarak mü’mînlerin en büyük ilâhî lütûf olan rü’yetten mahrum kalmayacağı kanaatine varmışlardır.[2] Aralarında küçük farlılıklar olmakla beraber likâ, nazar ve basar fiilleri de rü’yetinkine benzer bir mâna ifâde etmektedir. Kur’ân’ın değişik âyetlerinde rü’yetûllaha delâlet eden ifâdeler yer alır.[3] Bunlardan biri el-A’râf suresinin yüzkırküçüncü âyetinde geçen; “Allah’ın kendisine görünmesini” talep eden Musâ’nın, bu talebe karşılık olarak da Allah’ın nûrunun dağa tecelli edişi ve dağın bu tecelliyle paramparça oluşunun ardından da Musâ’nın bayılarak yere düşüşünü anlatan örnektir. Rü’yetullah meselesi, hadis rivâyetlerinde daha açık bir biçimde beyan edilmiştir.[4] Kelâmcılar, Cennette mü’mînlerin Allah’ı görmelerini mümkün kılacak şartların dünya ile mukayese edilemeyeceğini de söylemişlerdir.[5]

    Mevlâna, rüyetûllah noktasında Ehl-i Sünnet’in söylediği gibi kıyamet günü ve cenette Allah’ın görülebileceğini;

    “. Yarabbi, o ne rahmet devri... o devir, rahmetten de ileri ... o devirde rüyet var.”[6]

    Ancak bu durumun dünya hayatına uyumlu yaratılmış olan ten gözüyle olmayacağını söyler:

    “Basîret burağına binerek aşk yoluna düşenler yani gönül gözlerini açarak yolculuğa çıkanlar, bulutsuz ve tozsuz olarak, o "Ay" yüzlü güzeli manen görürler.”[7]

    Ve hatta bu dünyada da Allah’ın görülebileceğini ancak bunun ten gözüyle değil, insan-ı kâmil noktasına gelince Allah’ın lütfuyla açılan kalp gözüyle olacağını söyler;

    “Her halde gönül seher vaktinde onu manen görmüş olacak ki, o görüş yüzünden bugün mest bir haldedir.”[8]

    “Sen onu görmezsin hani, zâti insan, görmediği, duymadığı, anlamadığı şeye âşıktır. Gece-gündüz onu arar, ister; görmediğime kulum-köleyim ben der. Anladığından, gördüğünden usanır, kaçar. Bu yüzdendir ki filozoflar, Tanrı’nın görüleceğini inkâr ederler; derler ki görürsen doyabilir, usanabilirsin, buysa olamaz. Sünnîlerce o, bir renkte, bir şekilde görünürse usanılır. Her solukta yüzlerce renkte, yüzlerce şekildedir. “Hergün bir iştedir o.”[9] Yüz binlerce yıllar görünse bir görünüşü, bir görünüşüne hiç mi benzemez. Sen de şu anda Tanrı’yı izlerinde, işlerinde görüp duruyorsun. Her solukta çeşit-çeşit görmedesin; bir işi, bir işine hiç benzemiyor. Sevinç vaktinde bir başka görünüş, ağlayış vaktinde bir başka görünüş, korku vaktinde bir başka görünüş, umut vaktinde bir başka görünüş. Tanrı’nın işleri, işlerinin görünüşü, izlerinin-eserlerinin görünüşü, renk-renk, çeşit-çeşit olur, birbirine benzemezse elbette zâtının görünüşü de böyledir, işlerinin görünüşüne benzer. Onu, bununla kıyasla.”[10]

    Mevlâna, Allah’ın dünyada ten gözüyle görülemeyeceğini anlatmak için örneklerinde güneş ve perde gibi mecazları çok kullanır;

    “O dedik, sizi görmeyi arzuluyor; Hudâvendgâr’ı görmeyi dilemekteyim deyip duruyor.

    Mevlâna buyurdu ki:

    Hudâvendgâr’ı şu anda, gerçek olarak göremez. Çünkü onun Hudâvendgâr’ı görsem diye görmeyi arzuladığı şey, Hudâvendgâr’ın yüzündeki örtüdür; bu anda Hudâvendgâr’ı örtüsüz göremez. Halkın babaya, anaya, kardeşe, dostlara, göklere, yerlere, bağlara, bahçelere, sayvanlara bilgilere, ibadetlere, yiyeceklere, içeceklere, hâsılı bu çeşit şeylere duyduğu istek, beslediği sevgi onları benimseyip esirgeyiş de buna benzer. Hepsi de Tanrı’yı özler, onu ister. Bu şeylerin hepsi de örtüdür. Bu dünyadan geçtilerde o padişahı örtüsüz gördüler mi bilirler-anlarlar ki onların hepsi de perdeymiş, yüze tutulan örtüymüş; diledikleri, gerçekte o bir tek şeymiş. İşte o vakit bütün güçlükler çözülür, gönüllerindeki bütün soruların, cevabını işitirler; herşey açığa çıkar. Tanrı’nın cevabı her müşkülü teker-teker, ayrı-ayrı cevaplandırmayı da gerektirmez. Bir cevapla bütün sorular, bir uğurdan bilinir, müşkül çözülür-gider. Hani kışın, herkes, elbisesine bürünür, kürkünü giyer, bir tandır başına çöker. Emekliye-sürüne soğuktan bir bucağa girer, sığınır ya. Ağaç, ot, daha başka bütün bitkiler de soğuktan meyvesiz, yapraksız kalırlar; soğuk, bir zarar vermesin diye varlarını-yok-larını içlerine çeker, gizlerler. Bahar görünüp de cevaplarını verince, onların ölümü-dirimi, bitkiye ait çeşitli soruları bir uğurdan cevaplandırılmış olur, müşkülleri hallolur-gider. Hepsi de baş çıkarırlar, o belâ neden gerekmiş, anlarlar, bilirler. Ulu Tanrı bu örtüleri, bir iş için yaratmıştır. Tanrı’nın yüzü, örtüsüz görünseydi biz ona dayanamazdık, faydalanamazdık da; örtüler yüzünden yardım görmedeyiz, faydalanmadayız. Şu güneşi görüyorsun ya, hani onun ışığıyla yol yürüyoruz, görüyoruz, iyiyi kötüden ayırdediyoruz; onunla ısınıyoruz; ağaçlar, bağlar-bahçeler meyve veriyor; ham meyveler, ekşi, acı meyveler, onun ısısıyla oluyor, olgunlaşıyor, tatlılaşıyor; altın, gümüş, lâ’l, yakut madenleri, onun tesiriyle oluyor, türlü sebeplerle bunca faydalar veren şu güneş, daha yakına gelse hiç bir fayda vermez; hattâ bütün dünya, bütün halk yanar-gider, birşeycik kalmaz. Ulu Tanrı dağa, örtüyle-perdeyle görününce dağı, ağaçlarla, güllerle, yeşilliklerle dolduruyor, süslenmiş-bezenmiş bir hale sokuyor; fakat örtüsüz-perdesiz göründü mü, onu alt-üst ediyor, zerre-zerre parçalayıp gidiyor. ‘Rabbi, dağa göründü mü onu param-parça etti.’ [11] ”[12]

    Sonuç olarak Mevlâna’nın Tanrı anlayışı göz önüne alındığında Allah’ın zât makamında görülemeyeceği, ilâhi isimler vasıtasıyla görüleceği sonucuna varılabilir. Allah hiçbir cismani özellik taşımadığından ve O’nun zıddı olmadığından ötürü, cismani özellik taşıyan ve zıtlarının yardımıyla görülebilen eşyanın görülüşü gibi olmayacaktır. Bu fikrini O’nun idrak edilemez oluşu ve nikapsız görülmeye tahammül edilemeyeceği verileriyle destekler. Ona göre bu görüş sadece kalp gözüyle olacaktır, zira aksi durumda her ikisi de baş gözüne sahip oldukları için insanlarla hayvanlar arasında bir fark kalmayacaktır. Duyuların bilgi vasıtası olma özelliğini dünyaya hapsettiğini bildiğimiz Mevlâna, baş gözünün görebilme imkânını reddetmiş olmasına rağmen, duyuların yetersizliğini bir kez daha vurgulamak için, Allah’ı göremeyecek gözün kör olmasının, göremeyip var olmasından daha iyi olacağı şeklinde bir kanaat izhâr eder. Nitekim Kur’ân’daki Hz. Musâ kısassında yer alan bölümde de Allah’ın nur olarak görülmesi, Mevlâna’yı desteklemektedir. Çünkü ‘nur’ Allah’ın isimlerinden biridir. Mevlâna, Mûsa ve Tûr kıssasında da bu meseleyi şöyle sonuca bağlar:

    “. Hulâsa gözlerimiz onu idrak edemez; o bizi görür, idrak eder. Sen bunu, Mûsâ ile Tûr kıssasında gör!”[13]

     

    Mustafa Can

    Dipnotlar:

    [1] Rü’yetullah ıstılâhta “Allah’ın görülmesi, cennet ehlinin Allah’ı gözleriyle görmeleri” demektir.

    [2] bkz.: Topaloğlu,  Allah İnancı, s. 134 – 135; Tunç, Kelâm (Sistematik), s. 138 – 150.

    [3] bkz.: el-Kıyâme, 75 / 22 – 23; el-En’âm, 6 / 103; el-A’râf, 7 / 143.

    [4] Canan, Hadis, C. 14, s. 376 – 385.

    [5] bkz.: Gazâlî, İhyâu ‘Ulûmi’d-dîn, C. 1, s. 275 – 276.

    [6] Mevlâna, Mesnevî, İzbudak, C. II, s. 28, b.: 357.

    [7] Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr Seçmeler (Çev. Şefik Can), Ötüken yay., İstanbul 2000, s. 314.

    [8] Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr Seçmeler, s. 178.

    [9] er-Rahmân, 55 / 29.

    [10] Mevlâna, Fîhi Mâ-Fîh, Gölpınarlı, böl. 26, s. 96 - 97; krş.: Anbarcıoğlu, s. 177 - 178; Konuk, f. 27, s. 104 - 105; bkz.: Mevlâna, Mesnevî, İzbudak, C. VI, s. 171, b.: 2152.

    [11] el-A’râf, 7 / 143.

    [12] Mevlâna, Fîhi Mâ-Fîh, Gölpınarlı, böl. 9, s. 29 - 30; krş.: Anbarcıoğlu, s. 53 - 55; Konuk, f. 10, s. 34 - 35; bkz.: Mevlâna, Mesnevî, İzbudak, C. I, s. 143, b.: 170 – 1791; C. II, s. 5 - 6, b.: 60 – 75; Mevlâna, Macalis-i Sab’a, Meclis: 2, s. 51, Meclis: 3, s. 57, 58, 60, 63, Meclis: 4, s. 69, 70, Meclis: 5, s. 84, Meclis: 7, s. 95, 96, 98.

     

    [13] Mevlâna, Mesnevî, İzbudak, C. I, s. 92, b.: 1135; bkz.: C. I, s. 252, b.: 3145; C. I, s. 122, b.: 1520; C. I, s. 171, b.: 2136.

     

    ***

     

    Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da info@rumimevlevi.com e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz.İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?

     

    Sema Gösterisi (Mevlevi Semâ Töreni) Yapılan Mekanlar:

    SultanAhmet Bölgesi , Sirkeci Bölgesi , Beyoğlu Bölgesi

    Beyoğlu - Galata Mevlevihanesi Derviş Evi, Zeytinburnu - Yenikapı Mevlevihanesi Derviş Evi, Cankurtaran Mevlevi İsmail Dede Efendi Derviş Evi, Eyüp Bahariye Mevlevihanesi, Sultanahmet Etkinlik Salonları

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi