Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Misafir Yazar Mevlâna'nın Dindarlık Anlayışı
  • Mevlâna'nın Dindarlık Anlayışı

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Mevlâna'nın Dindarlık Anlayışı

     

    İslâm’a göre din, akıl sahiplerinin kendi irade ve istekleriyle tercih ettiği bizzat hayrolan ve peygamber tarafından tebliğ edilen şeylere götüren ilâhî kurallar bütünüdür. Bu anlamda bir bütün olarak din, insanın Allah’la, hemcinsleriyle ve varlıkla olan ilişkilerini düzenleyen değerler manzumesi olup, insanın iç dünyasındaki ahengi ve dış dünyasındaki davranışları dengelemek suretiyle hayatı anlamlandırma rolüne sahiptir.

    Mevlâna, bilgeliğinin yanında toplumbilimci olarak da iyi bir gözlemcidir. Bu sebeple, yaşadığı çağın ‘dindarlık tipolojileri’ onun gözünden kaçmamıştır. İşte bu makalemizde Mevlâna’nın samimi dindarlık anlayışını ve samimi olmayan dindarlık türlerine bakışını vermeye çalışacağız.

    Mevlâna, samimi bir dindarlıktan yanadır. Samimi dindarlığı, bireyin, gönül ve tefekkürle sentezlediği inancını derunî anlamda içselleştirmesi, bunu tutum ve davranışlarına yansıtmak suretiyle kendisi ve çevresiyle uyumlu bir hayat biçimi kurmuş olması, şeklinde tanımlamak mümkündür. İşte Mevlâna bu tanıma tam da oturan; inanç ve davranış bütünlüğüne sahip bir Müslümandır. O, salt, inancı sloganlaştırmaz, aksine, inancın kanıtlarının müminin hayatında tutum ve davranış olarak yansıtılmasını ister. Dışta olan ibadetlerin ancak, içteki imana tanıklık edebileceğini dile getirir. “Namaz, oruç vb. gibi ibadetler, itikadın şâhitleridir” diyen Mevlâna’ya göre; ihsanda bulunmak, açları doyurmak ve misafir davet etmek gibi sosyal dindarlık tezahürleri samimi dindarlığın göstergeleridir. (Mesnevî, çev. Veled İzbudak, İstanbul, 2004, V, 47 (185-190)

    Mevlâna, inançla davranışı, özle kabuğa benzetir. Ona göre, “beyinsiz bir kafanın işi bir sonuç vermezse, kabuksuz meyve de bir sonuç vermez. Nasıl ki toprağa, herhangi bir bitki tohumunun dış kabuğunu soyarak atarsak, ürün alamayız, ancak öz kabukla birlikte olursa bitki yeşerir.” (Mevlâna, Fîhi Mâfih, çev. Meliha Ü. Tarıkahya, İstanbul, 1990, s. 30) Mevlâna’nın “tohum metaforuyla” anlatmak istediği gerçek, dindarın hayatında öz/iman ve şekil/ameller birlikte bulunduğu zaman bir anlam ifade eder.

    Mevlâna’ya göre, ibadetlerin “rûhu” ihlastır, samimiyettir. İslâm anlayışını bu perspektife oturtan Mevlâna’nın düşüncesinde esas olan temel şart, başkalarına sadece “iyilik yapmak değil, bu iyiliği Allah’a götürecek” samimi inanç ve davranış içinde bulunmaktır. (Mevlâna, Mesnevî, II, 76 (944) O halde samimi dindarlıkta ölçü; iman-davranış, fikir-fiil, fikir-suret, şekil-mana, zâhir-bâtın işbirliğine dayanır. Nitekim Kur’an’da ibadetlerde bulunması gereken ihlâs ve samimiyet hakkında şöyle buyrulur: “Bu hayvanların (kurban) ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 37) Şekilden ibaret olan davranışlar, ancak ihlâs ve samimiyetle bütünleştiği takdirde kabul görür. (Mevlâna, a.g.e., II, 76, 78. (950-980)

    Öte yandan Mevlâna, hayatın bütün alanlarıyla ilgili hedeflere kavuşmak noktasında ‘yarar’ düşüncesinden hareketle dini bir araç hâline getiren gayr-i samimi dindarlık biçimleriyle mücadele etmiştir. Mevlâna beyitlerinde ‘gayr-i samimi dindarlık’ örneklerini çok güzel tasvir eder.

    Eserlerinde bu tip dindarlığın farklı tezahürlerinden örneklerle bahseder ve tenkitler yöneltir. Mevlâna’nın eserlerinde gayr-i samimi dindarlık tipolojilerinden birisi de “şekilperest dindarlık”tır.

    İslâm’da iman ve ibadetler önce taklitle başlar. Belli bir olgunluk sürecinden sonra araştırmaya dayalı tefekkür ve bilgi aşaması izler. Eğer bu aşama sürdürülmezse şekilperest dindarlık türü olan taklit, bir düşüş ve değersizleşmeyi beraberinde getirir. Bu sebeple Mevlâna, öz ve içerikten yoksun, aslı ve esası bilinmeyen, içi boşaltılmış, sosyal ilişkilerinde ahlâkî tutum ve davranışları eksen almayan taklide dayalı dindarlığı sorgular. Mevlâna’ya göre “muhakkikle mukallit arasındaki fark, Davut’la ses arasındaki fark gibidir.” (Mevlâna, a.g.e., II, 46 (493) Bir başka örnekte taklidin zararlı olduğunu şöyle anlatır: “Kuş sesini taklit eden avcı ile kuşun kendisi bir olur mu?” (Mevlâna, Fihi Mafih, s. 29) Çünkü Mevlâna orijinallikten yanadır. Onun hedefi bu tip taklide dayalı bilgi ve davranışlardan kurtulup istidlâli bir imana ulaştıktan sonra özü bulmak ve onun anlamına göre yaşamaktır. Yoksa bir ömür boyu taklide dayanan bir dindarlık, taassup ve dar görüşlülüğü beraberinde getirir. Böyle bir kimse, eşyanın arka planını kavrayamaz, ibadetlerin hikmet ve esasına vakıf olamaz. (Bkz. Mevlâna, a.g.e., II, 47-50 (514-564) Ona göre yapılması gereken taklit değil, yapılan eylemin farkına varmaktır.

    Mevlâna, samimi olmayan, âhiret ameliyle dünya menfaati elde etmek için “gösterişçi dindarlığı” hayat biçimi hâline getiren kimseleri de kınar. Çünkü şahsiyet krizi yaşayan ve dinî hayatlarında gösterişçi dindarlığı temel gaye edinen kimselerin asıl amacı, Allah’ın hoşnutluğunu değil, dünyevî ikballere ulaşmak için, insanların beğeni ve hoşnutluğunu kazanmaktır. Samimi dindar, Allah’ın emir ve buyruklarını O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yerine getirirken; gösterişçi dindar ise, dinî değerleri kişisel çıkarlarına âlet etmek için kullanır. Mevlâna, ibadetlerinde ihlas ve samimiyetten uzak, salt gösteriş yapmayı amaçlayan iki yüzlü, iki dilli kimselerin davranışlarını ‘misk’ metaforuyla açıklar. Diliyle Müslüman olduğunu ifade eden, gönlüyle de inkâr eden kimseyi tenine güzel koku süren, ama ruhu mecazî anlamda pis kokularla dolu olan kimseye benzetir. Ona göre, gösterişçi bir dindarın ibadeti, çöplükteki yeşillik ve gübrelikteki gülün durumu gibidir. Nasıl ki insanlar gübrelikteki güle ilgi duymazsa, Allah da gösterişçi kimsenin dindarlığına hiç değer vermez. (Mevlâna, a.g.e., II, 31 (268-270)

    Mevlâna, daima dindarlıkta ‘denge ve ölçülülüğü’ öne çıkarmıştır. Bu konuda erişilmez ve sözden ibaret olan dindarlık anlayışlarını kâfirle Müslüman diyaloğu öyküsüyle dile getirir. Erişilmez dindarlık örneğini ünlü sûfi Bayezid-i Bestamî üzerinden yapar. Mevlâna’nın anlattığına göre, “Bâyezid-i Bestamî zamanında bir gayrimüslim vardır. Bir Müslüman ona, ihtidâ ederek İslâm’a girmesini tavsiye eder. Bunun üzerine gayrimüslim, “eğer kendisine rol model olarak Bâyezid-i Bestamî’nin Müslümanlığı sunuluyorsa, ben onun Müslümanlığına güç yetiremem” der. (Mevlâna, Mesnevî, V, 283 (3356–3362)

    Bu diyalogdan anladığımız kadarıyla Mevlâna, insanları erişilmez bir dindarlığa değil, ölçülü ve yaşanılır bir dindarlığa çağırmak gerektiği üzerinde durur. Belki Bayezid’in dindarlığı üst düzey bir tecrübe biçimi olabilir. Mizaç farklılığından dolayı Bayezid-i Bestamî gibi âriflerin zühde dayalı dindarlık düzlemi, umuma cazip bir dindarlık düzlemi olarak sunulduğunda sorun oluşturabilir. Bundan dolayı Mevlâna da böylesi olağanüstülüklerle süslenmiş ve tamamen insan gücünü zorlayan menkıbelerle örülü dindarlık tarzlarının topluma model olarak sunumunun olumsuzluklara yol açacağını dile getirir.

    Mevlâna, temsile dayalı olmayan dindarlık biçimini de eleştirir. Dindarlık bir yere ait olma duygusu ise, iman, bireyin gündelik hayatını dönüştürecek ‘eylem’ bütünlüğüne sahip olmalıdır. Bu sebeple Mevlâna, “Allah’ın varlığına ve birliğine inandım” demekle kalınmamasını, mutlaka dindarın sosyal hayatla ilgili ilişkilerinde “ahlâkî” ilkeleri eksen alan; iman-amel bütünlüğünü sağlamış bir dindarlık örneği sergilemesi gerektiği uyarısında bulunur. Eğer böyle olursa, insanların eğilimi İslâm’a yönelir, aksi bir tutum olursa, o zaman da İslâm’dan uzaklaşmalar baş gösterir.

     

    Sonuç olarak söylemek gerekirse, Mevlâna’ya göre ideal anlamda dindarlık; iman-amel bütünlüğüne sahip olmaktır. Bir mü’minin Allah’ı razı etmek anlamında yaptığı her türlü eylemin adı olan ibadet, samimi dindarlığın göstergesidir. Bu sebeple Mevlâna, samimi olmayan dindarlık türlerini hastalıklı bir bünyeye benzetir. O, hastalıklı dindarlıkların, iyiyi eylem hâline getirmek ve kötüden de kaçınmak suretiyle tedavi edilebileceğini dile getirir.

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi