Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi

Anasayfa Yazarlar Cemiyeti Misafir Yazar 19. YÜZYIL SONLARINDA AVRUPA'DA TÜRKLER
  • 19. YÜZYIL SONLARINDA AVRUPA'DA TÜRKLER

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da info@rumimevlevi.com e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz. İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?

     

    19. YÜZYIL SONLARINDA AVRUPA'DA TÜRKLER

    Gustav Rasch (1825–1878)

    Avrupa Türkiye'sinin bağrına çökmüş olan ikinci karabasan ise, yani doğru ifade etmek istersek serbest ticaret üzerine çöken karabasan ise din adamlarıyla, vakıftır. Türk din adamlarının gücü sultanın gücünün yanında belli ağırlığı olan tek güçtür. Sultan, ulema ve ulema olmayanlar için genel geçerliliği olan fermanlarını ulemanın başı olan büyük müftüyle (şeyhülislâm) birlikte imzalaması gerekiyor. Sultan II. Mahmud, yeniçerileri ortadan kaldıracağı zaman peygamberin yeşil bayrağını saklayan büyük müftünün desteğini garantiye almıştı. Sultan en büyük dünyevi otorite ise, büyük müftü de imparatorluğun en büyük ruhani otoritesidir. Nasıl ki sivil yönetimin tüm hizmetlileri, ordunun ve donanmanın tüm üyeleri sultanın emri altında bulunuyor ve eskiden onların özgürlüklerine ve mallarına hükmediyorduysa ve bugün de (Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu'na göre) onları canı istediği gibi kovabiliyor, görevden alabiliyor ve başka yere tayin edebiliyorsa, büyük müftü de İslâmiyetin bütün hizmetlilerine hükmediyor. Büyük müftü tüm camilere din adamlarını tayin eder, ayrıca Kur'an'a göre karar verecek hukuk ilahiyatçıları olan müftüleri, tüm kadıları ve hakimleri tayin eder. Yani ruhani ve dünyevi mahkemelerin hepsi avucunun içindedir. Böylece Türk devlet anayasası ve Türk hukuk işlerinin tanzim ve idaresi İslâmiyetle iç içedir. Türkiye'deki hukuki işlerin tanzim ve idaresi ile devletin anayasası kendiliğinden gelişemiyor.

    Türk din adamları, bu durumu devlet yaşamında Avrupa ülkelerindeki din adamlarından daha çok istismar etmiş. Onlar, gayri menkulün üçte ikisinin mülkiyetini ele geçirip milli servetin “Ölü elin mallarına” dönüştürülmesinde İspanyol din adamlarını geride bırakmışlar. Türk din adamları doymak bilmiyor. Tarikata mensup olmayan din adamlarının ve keşişlerinin sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Öylesine açgözlüdürler ki, hem camilerde görevlendirilen din adamları, hem de dervişler evlenebiliyor, karılar ve çocuklar sürüsü ile birlikte cami servetinin yutulmasına katılıyorlar. “Ev vakıftır! Mal vakıftır! Arazi vakıftır!” Türkiye’de bir evin, bir malın ve bir bahçenin sahibini sorduğum zaman bu sözleri her gün ve her saat işitiyordum. İstanbul’un tüm evlerinin dörtte üçü vakıftır. Pera’daki ve Galata’daki binaların büyük bölümü vakıftır. Balkan Yarımadası’nın emlâk ve arazisinin içinde kendi bakanlığı vardır (Evkaf); böylece halkın sömürülmesinde Türkiye’de devlet ve cami kardeşçe el sıkışıyor; o, sadece ve yalnızca “vakıf”la, yani ölü elin malının idaresiyle meşgul oluyor. Bu bakanlığın sayısız memurları var ve yönetim masraflarından korkunç meblağları midelerine indiriyorlar. İstanbul’un tüm içme suları vakıftır, Türk İmparatorluğu’nun başkentinin Türk ve Hıristiyan sakinlerine sadece yüksek bir narh karşılığında veriliyor. Depolarını içip bitirdikleri zaman caminin yağmur suyuna havale ediliyorlar; bu su Büuyükdere’nin yukarısında vadi arasında vadi arasında oluşturulan depoda toplanıp borularla İstanbul’a taşınıyor. Bütün camiler, bütün tekkeler zengindir. Her caminin ve her tekkenin gayri menkul emlâk olarak önemli servetleri var ki, bunların hepsi vakıftır. Türk diyaneti hiçbir Avrupa kilisesinin sahip olmadığı bir miras hakkına sahiptir. Müslüman miras almadan doğrudan Muhammet’in cennetine gider, arkada bıraktıkları ise vakfın olur. Diyanet bunu yutar, hükümet de mirası alıp onun karnına sevk etmek için yamaklık eder. Türkiye’de tüm civar hısımlar mirastan vareste tutulmaktadır. Onların yerine vakıf mirasçı oluyor. Türkiye’de herkes bir caminin ya da tekkenin bölgesine girer. Kişi öldüğü zaman doğrudan mirasçısı, yoksa paşa, kendi bölgesinde ölenin arkada bıraktıklarına el koyar, onları nakde çevirir, ele geçen paranın büyükçe bir yüzdesini keserek vefat edenin bölgesine ait olma şerefini taşıdığı camiye ya da tekkeye gönderir. Kırım Savaşı’ndaki insan zayiatı ve insan katliamı Türk diyanetine milyonlar kazandırmıştır. Çünkü o, Muhammet’in cennetine giden her askerin mirasçısıydı. Hatta dahası! Herhangi birisi diyanetten nakit para ödeyerek bir emlâk satın alsa, öldüğü zaman doğrudan mirasçısı yine diyanetin kucağına düşer ve emlâk yeniden “Ölü elin malı” olur.

    Tekkeler bütün Türkiye’ye yayılmış. Türkiye ziyaretiyle ilgili ilginç bir kitap yazan Kontes Ida Hahn-Hahn[25] , değişik derviş tarikatlarının sayısını 72 olarak veriyor ve bu tarikatların sadece keşiş ve din adamı değil, kardeşlikler (ruhani cemiyet) oluşturduklarını da söylüyor. Dervişler, Türkiye’deki eski özelliklerini ve eski anlamlarını çoktandır kaybetmişler. “Yersiz yurtsuz” yoksul keşişlerden (dervişin kelime anlamı “yersiz yurtsuz” olmalı) zengin, göbeği şiş ve mal mülk sahibi kimseler oluşmuş. Tekkelerinin gayri menkulleri var, büyük miraslara konuyorlar, kimin için dua ederlerse ondan para alıp her türlü büyü araçları ve ilaçlarla ticaret yapıyorlar. Bu tekkelerin her birinin evleri, gayri menkulleri ve sermayeleri bulunuyor. Bu servet vakıftır ve sadece mahlüliyet hakkı ile tekkeye satılabiliyor. Dervişler kadın ve çocukları ile (Dervişler de diğer Müslümanlar gibi çok kadın hakkının tadını çıkarıyorlar) hiçbir şey yapmadan çoğunlukla önemli olan bu servetin gelirleriyle tatlı tatlı geçiniyorlar. Adak adamak zorunlulukları yok. İffetlilik, yoksulluk ve itaat (Hıristiyan keşişlerin uğraştığı ödevler) gibi şeyleri bilmiyorlar. Onların ödevi hiçbir şey yapmadan hayatın tadını çıkarmaktır. Aslında Türk dervişlerinin ince zevk konusunda başarılı oldukları söylenemez. Zevk inceliği ve lüks hayat, bir kez Doğulunun kişiliğinde yoktur zaten. Doğulu zevki keyifte ve keyif yapmakta buluyor. Bunun için de bir derviş tekkesi yetip artıyor bile. Derviş sadece haftada bir kez keyfine ara verip alın teriyle meydanda oyuncu olarak etkinlik gösterir. Bu çabası onu kalabalığın gözünde ermiş bir kimse olarak yüceltecektir. Bir büyücü olarak ortaya çıkar, büyüleyici bir haleye bürünür; ve aptal ve budala topluluk da ağzını açıp ona bakar, onu bir kutsal kişi, bir ermiş olarak kabul eder. Türkiye’de çeşitli kırık çıkıkları ağıtlı bir ritmin eşliğinde yerine yerleştiren, korları yutan, vücuduna bıçak ve kama sokan, kurbağa ve yılan yiyen dervişler var. Başka bir grup derviş ise baş döndürücü danslar yaparak saatlerce aynı dairede dönüyor, bunu yaparken vecde gelmiş gibi bir yüz ifadesi gösteriyor. Birincisini Afrika’da gördüm, ikincisini ise İstanbul’da.

    Avrupa halkları içinde İspanyollar keşişlerden ve manastır din adamlarından kendilerini ilk kurtaran halktır.

    Eğer Türkler ve Türk hükümeti aynı şeyi yapıp şu anda din adamlarının ve tekkelerin mülkiyetinde olan ölü elin mallarını halkın yaşayan malı haline dönüştürseler, o zaman Türkiye, vergi olanakları seneden seneye azalan, yoksul ve geri kalmış bir ülke olmaktan çıkıp birdenbire zengin bir ülke olur, tüm devlet borçlarını da öder. Tekkelerin kaldırılması, din adamları ve softalar ordusunu devletin memurlarına dönüştürülmesi, ölü elin mallarının dünyevileştirilmesi gibi hususlar Türkiye için hiç de düşünülecek şeyler değildir. Türk, İslâmiyetin cazibesi altında bulunuyor ve öyle de kalacaktır. Sultan ile büyük müftü ve en büyük dünyevi ve ruhani gücü ittifak halinde ellerinde tutuyorlar.

    Dipnot:

    [25]. Bkz. Orientalische Briefe vor Grafin Hahn-Hahn. Berlin 1844.

     

    Gustav Rasch (1825–1878), 19. Yüzyıl Sonlarında Avrupa’da Türkler, çev.: Hüseyin Salihoğlu, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, Temmuz 2007, baskı: 3,  s. 188-191.

     

    ***

     

    Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da info@rumimevlevi.com e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz. İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?

    

    Yazarın Diğer Yazılarını Göster / Author's Other Articles

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?





Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi