Oba
Ev biçimi, birkaç direkli uzun bölme hâlinde keçeden yapılmış göçebe çadırı. Çadırlardan meydana gelen küçük topluluk. Göçebe âilesi.
Okka
Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. 1750 gramdır.
Ordugâh
Ordunun konakladığı yer.
Ortaklık
 İki ve daha ziyâde kimsenin aralarında anlaşarak kurdukları şirket.
Oruç
İslâmın şartlarından biri olup, niyet ederek, tan yerinin ağarmasından güneş batıncaya kadar yemeği, içmeği ve cimâyı terk ederek yapılan ibâdet.
Oruç kazâsı
 Tutulamayan veya bir özür ile bozulan farz ve vâcib oruçlar ile, niyet ettikten sonra bozulan nâfile oruçların sonradan gününe gün tekrar tutulması.
Oruç keffâreti
Mükellef olan kimsenin, Ramazân-ı şerif orucunu özürsüz bozması hâlinde, altmış gün ardarda, birgün de bozduğu orucun yerine tutması lâzım gelen oruç.
Ölmek
Dünyâ hayâtının bitip âhiret hayâtının başlaması. Rûhun bedenden ayrılması.
Ömre
Hac zamânı olan beş günün dışındaki günlerde, ihram ile tavâf ve sa'y yapmak, saç kazımak veya kesmek.
Örf
Âdet, gelenek,  hüküm. Sarık saranların giydikleri bir çeşit kavuk.
Örfi
Âdetle ilgili.
Öşür
Topraktan alınan mahsûlün zekâtı.
Özür
Bir kusur veya suçun hoş görülmesini gerektiren sebep.

 

Pâdişâh
Hükümdârlar hükümdârı. büyük hükümdâr.
Papa
Katolik hıristiyanların en büyük dini lideri, reisi.
Pâre
Parça, adet, tâne.
Paşa
Osmanlı Türklerinde, vezirlere veya askeri ve mülki yüksek rütbelerine verilen ünvan. Şimdiki generaller.
Pâye
Rütbe, makam, mertebe, me'muriyet derecesi.
Pâyidâr
İyice yerleşmiş, sürekli, kalıcı.
Pazarlık
Alış-verişte fiyat tesbit etmek için alıcı ile satıcı arasındaki çekişme.
Peri
Bkz. cin.
Perişân
Dağınık, dağılmış, toplu olmayan.
Pertev
Parlaklık, nûr, ziyâ, şu'â.
Perver
Besleyici, besleyen, yedirip içiren, geçindiren. Terbiye eden. Yetiştiren, ilerleten, feyizlendiren.
Pes
Geri,arka. Sessiz, yavaş sesle olan. Karşındakinin üstünlüğünü kabul etmek. Yenilgiyi kabul etmek.
Peydâ
Açık, belli. Mevcut ve meydanda olan.
Peyderpey
Birbiri arkasından, birbirini ta'kib ederek, azar azar.
Peyker
Yüz, çehre, beniz, surat.
Peymân
Sözleşme, yemin.
Pir
Koca, yaşlı kimse, ihtiyâr. Bir tarikatın kurucusu. Bir mesleğin kurucusu.Tasavvuf büyüğü.
Puhte
Pişmiş, pişgin, tecrübe görmüş, olgunlaşmış.
Put
Allahü teâlâya inanmayanların taptıkları resim ve heykel. Hıristiyanların taptığı haç.
Putperest
Puta tapan.
Pür
Dolu, çok.

 

Rab
Efendi, sâhip, mâlik. Kâinâtın sâhibi, mâliki olan Allahü teâlâ.
Râbıta
Münâsebet, alâka. İki şeyi birbirine bağlama, dostluk bağlarını pekiştirme. Kalbini hocasının kalbine yöneltme.
Râcih
Diğerinden daha üstün. Daha ileri, daha ehemmiyetli. Tercih olunan.
Rahim
Esirgeyen, acıyan, merhametli.
Rahle
Üzerinde kitap okumak, yazı yazmak için kitap, kâğıt, hokka konulan dar ve alçak masa.
Rahmet
Esirgeme, acıma, merhamet.
Rakik
İnce, nârin, yufka yürekli. Merhametli çabuk üzülen. Azatsız köle, câriye.
Rasadhâne
Gök cisimlerini husûsı âlet veya sâbit dürbün ile gözetleme ve incelemeğe yarayan binâ.
Râsih
Sağlam, sâbit. Dini bilgilerde derin ve hakikatları bilen.
Raûf
Çok merhametli, çok acıyan.
Râvi
Rivâyet eden. İşittiği haberleri, sözleri başkalarına ulaştıran. Hadis-i şerifleri rivâyet eden.
Reâye
Bir hükümdarın yönetimine bağlı olup vergi veren halk. Korunmaları devlete âit olan insanlar.
Recâ
Emel, umut, ummak.
Red
Geri çevirme. İtip öteye atma. Kabûl etmeme, râzı olmama , tanımama. İnkâr etme.
Reddiye
Bir fikri, bir düşünceyi, bir doktrini çürütmek maksadıyla yazılan yazı.
Ref
Kaldırma, yükseltme, yukarıya çıkarma.
Re'fet
Acıma, esirgeme, lütuf ve merhamet.
Refref
Peygamberimizin(Sallallâhü aleyhi ve sellem), mi'râc gecesi Sidret-ül-müntehâdan i'tibâren üzerine oturarak yükseldiği Cennet yaygısı.
Rehber
Yol gösteren, kılavuz. Bir kimsenin veya topluluğun doğruyu bulmasını sağlayan kimse.
Rehin
Bir alacak karşılığında, alacağın tamâmının alınmasını mümkün kılacak bir malın alıkonulması.
Reis-ül- küttâb
Onyedinci yüzyıla kadar Osmanlı Devleti'nde dış işleri bakanı.
Reis-ül-ülemâ
Âlimlerin başı, en üstünü.
Rekâik
İnce, nâzik olan şeyler.
Reşha
Testi gibi bir kaptan çıkan sızıntı, terleme.
Revâc
Sürüm, geçerli olma. Değerli olma.
Reyhân
Fesleğen denilen güzel kokulu bitki.
Rıda
Süt emme.
Rıdvân
Cennetin muhâfızı ve kapıcısı olan meleğin ismi. Hoşnutluk.
Rıfk
Yavaşlık, tatlılık, yumuşak huyluluk.
Rıtl
Yaklaşık olarak okkanın üçtebirine denk sıvı ölçüsü.437,5 gram.
Rızâ
Hoşnutluk, memnunluk, râzı olma, karşı koymama, boyun eğme, uzlaşma. Kendi isteği ile davranma. İsteyerek yapma.
Rızk
Allahü teâlâ tarafından ayrılmış, takdir edilmiş olan ni'met. Yiyecek ve içecek ile ilgili olan maddeler.
Riâyet
Gözetme, sayma, değer verme, ağırlama.
Ribâ
Fâiz.
Ricâl
İleri gelenler. Devlet ileri gelenleri.Büluğa ermiş erkek çocuk.
Ricâl-i Hadis
Hadis-i şerifi rivâyet eden âlimler.
Ricât
Geri dönme, geldiği yere doğru hareket. Daha çok askeri birlikler için kullanılır.
Rif'at
Üstünlük.
Rihlet
Göç, yer değiştirmek. Ölüm.
Rikkat
İncelik, yufkalık, merhamet etmek.
Risâle
Mektub. Mektub şeklinde yazılan küçük kitap.
Rivâyet
Bir haber ve sözü aktarma.
Riyâ
İki yüzlülük, yalandan gösteriş, mürâilik.
Riyâkâr
İki yüzlü. Gösteriş için yalandan takva veya samimiyet gösteren.
Riyâset
Baş olma, başkanlık.Bir topluluğun veya meclisin başkanlığı.
Riyâzet
Nefsi kırma, rahat ve hoşa gidecek şeylerde uzak durup, perhiz veya az şeyle yetinerek yaşayış.
Riyaziye
Matematik.
Rub-i dâire
Dâirenin dörtte biri.Rub-i dâire, astronomide namaz ve imsak vaktini bulmada kullanılır.
Ruhbân
Râhibin çoğulu.Hıristiyan din adamı. Dünyâ işlerinden uzaklaşıp yanlız yaşama.
Ruhsat
İzin, müsâade. Genişlik, kolaylık.
Rumeli
Osmanlı topraklarının Avrupa'daki kısmı.
Rûz-i cezâ
Cezâ günü. Hesâb günü.
Rûznâmeci başı
Takvim yazan, takvim hazırlayanların başı.
Rücû
Geri dönme, mevzûya dönme, cayma, sözünden dönme.
Rükû
Namazda elleri dizlere koyup, eğilme hareketi.
Rükün
Namazın içindeki farzlar. Bir şeyin en sağlam ve kuvvetli tarafı. Mübârek Kâ'be'nin temeli.
Rüşd
Doğru yolda gitme, doğru yolu bulma. Doğru düşünebilecek akli seviyeye gelme. Temyiz sâhibi olma. Bâliğ olma. Bülûğ çağına gelme. Gusl abdesti alacak yaşa gelme.
Rü'yet
Görme, görüş. Yeni ayı görme. Bakma, idâre etme, yönetme, çevirme.

 

Hanefi mezhebinde, binkırk dirhem darı veya mercimek alacak bir kab. (3500 gram civârında)
Saâdet
Mutluluk, bahtiyarlık. Dünyâda ve âhirette mutluluk.
S'abık
Geçen, geçmiş, evvelki, önceki.
Sabr
Başa gelen acılı ve üzücü hâdiseye veya haksızlığa karşı ses çıkarmama, katlanma, dayanma.
Sadaka
Allah rızâsı için fakirlere verilen şey.
Sadaka-ı fıtr
Ramazan bayramının birinci günü, nisâb miktarı malı olan müslümanların fakir müslümana verdiği sadaka.
Sadâret
Başta bulunma.öne geçme,başkanlık, sadrâzamlık.
Sadât
Seyyidler.
Sâdık
Doğru. Yalan ve uydurma olmayan. Sözünde duran
Sadrâzam
Pâdişâh vekili, başvezir. Başkan.
Sadûk
Hadis-i şerif râvisi için; güvenilir, doğru.
Safâ
Duruluk, berraklık, saflık.
Sagir
Küçük, ufak.
Sahâbe
İmân etmiş olarak peygamberimizi (Sallallâhü aleyhi ve sellem) görenler.
Sahn medreseleri
Sekiz medrese.Fâtih Sultan Mehmed'in Fâti'de yaptırdığı medreseler.
Sahur
Ramazân-ı şerifte oruç tutmak için, şafaktan önce yenen yemek.
Sahv
Ayıklık. Sekr hâlinden kurtulma.
Sa'id
Bahtiyâr, mübârek, mes'ûd. Cennetlik olan.
Salâbet
Katılık, peklik, dayanıklılık, kuvvet. Dini kuvvet.
Salâh
İyilik. Bir şeyin; iyi, istenilen öğülmeye değer şekilde bulunması.Kendini ibâdete verme.
Sâinâme
Bir senelik takvimi, hâdiseleri ve çeşitli durumları gösteren, her sene çıkarılan süreli kitap,yıllık.
Samed
Kimseye hiç bir şeye muhtaç olmayan. Ezelden ebede kadar her şeye sâhip olan Allahü teâlâ.
Sancâk-ı şerif
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) sancağı.
Sanem
Kâfirlerin taptığı put.
Sâni
Yapan, yaratan. Gökleri ve yeri yaratan.
Sarâhaten
Açıktan. Açık bir şekilde.
Sarf
Harcama yapma, masraf etme. Parayı bir mala harcama.
Sarf veNahiv
Arabcada dili meydana getiren kelimelerin çekimlerinden bahseden ilme ''sarf'' cümle içinde kullanılmasından bahseden ilme de ''nahiv'' denir.
Sarrâf
Para hâlinde veya her şekil eşya hâlindeki altını altına veya gümüşü gümüşe veya birbirine satmak.
Satvet
Biri üzerine kuvvetle sıçrama, üstünlük.
Sa'y
Safâ ile Merve tepeleri arasında gidip gelme. Çalışma, çabalama, gayret etme.
Sayd
Avlamak, balık avlama.
Sayha
Bağırma, nâra.
Secâvend
Kur'ân-ı kerimin vakf ve vasl gibi okuma kâidelerini ba'zı husûsi alâmet ve işâretle yazma.
Secde
Namazda alnı yere koyma.
Secde-i sehv
Namazın vaciblerinden birini unutarak yapmayan veya namazın farzlarından birini geciktirenin, namazın sonrasında iki sevh secdesi yapması.
Secde-i tilâvet
Kur'ân-ı kerimdeki ondört yerdeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın bir secde yapması.
Seci
Nesrin kâfiyeli olması.
Sedd-i İskender
Zülkarneyn'in (aleyhisselâm) ''Yecûc Me'cûc''ü hapsetmek için yaptığı sed.
Sefâhat
Malını lüzumsuz boş yerlere harcama. Süse, harama, eğlenceye düşkünlük.
Sefer
Yolculuk, sayahat. Muhârebeye gidiş.
Seferi
Yüzdört kilometreden uzak yola gitmek.(Hanefide)
Sefih
Malını haram olan yerlere harcayan.
Sehâvet
Cömertlik, el açıklığı.
Seher
Sabah vaktinin girmeğe başladığı zaman.
Sehven
Yanlışlıkla, yanılarak, unutarak.
Sekine
Karar, sükûnet, zihnin ve düşüncelerin toplu olması.
Sekr
Kendinden geçmiş hâlde olma.
Selem
Belli miktarda peşin bedel ile, belli zaman sonra belli yerde, belli bir malı satın almaktır.
Semi
İşitme, işitici olma. Allahü teâlânın sübûti sıfatlarındandır.
Senâ
Övme, medhetme. Saygıyla övme.
Seneviyye
Senelik gelirler.
Serâb
Çölde, ışığın yansımasından, su gibi görünen hayâl.
Serdâr
Askerin başı, Kumandanı.
Serir
Taht.
Seriyye
Düşman üzerine gönderilen beşyüz kişiyi aşmıyan süvâri bölüğü.
Setr
Örtmek.
Setretmek
Gizlemek, örtmek.
Settâr
Fazlaca örten, çok kapatan. Kulların günahını örten Allahü teÂlânın sıfatlarından.
Sevâd
Siyahlık, karartı. Yazı karalama, müsvedde. Şehrin dışındaki yerler.
Seyr
Yürüme, yürüyüş, gitme, hareket.
Seyyâh
Uyak yerlere gidip gelen, gezen.
Seyyid
Efendi ağa, bey, ileri gelen.Hazreti Hüseyn'in torunları.
Seyyie
Günah, suç, kabahat.
Sezâ
Lâyık, yaraşır, uygun, münâsip.
Sıdk
 Doğruluk, gerçeklik, hakikat.
Sıddik
 Pek doğru, hiçbir zaman yalan söylemiyen, tasdik eden. Hazreti Ebû Bekr'in lakabı.
Sıfat-ı zâtiyye
Allahü teâlânın zâtına mahsus sıfatlar.
Sıla-ı rahm
Hısım, akrabâ ile ilişiği kesmeyip, ilişkinin devâm etmesi. Dinimizin emr ettiği hususlardan biridir.
Sır
Tek kişinin bildiği, gizli tuttuğu şeyler.
Sırât
Yol. Âhirette hesaptan sonra Cehennemin üzerine kurulacak köprü.
Sırat-ı müstekim
Doğru yol. Allahü teâlânın beğendiği, râzı olduğu yol.
Siccin
Zindan, hapishâne.
Sifâh
Câhiliyye devrinde arada nikâh bağı olmadan kadın erkeğin bir arada yaşaması.
Sihir
Büyü. Dinimizde büyük günahtır.
Sika
Güvenilir. Emniyetli, i'timad edilir.
Sikke
Basılmış para.
Silsile
Zincir, birbirini ta'kib etme.
Silsilenâme
Meşhûr kimselerin soy kütüğünü sıra hâlinde yazan kitap.
Sipâhi
Osmanlılar zamânında atlı asker.
Sirâc
Çerağı, ışık, kandil, meşâle.
Sirâyet
Geçme, bulaşma, yayılma.
Siret
Bir kimsenin ma'nevi hâlleri, ahlâk ve tavırları, huyu. Resûlullah efendimizin hayâtını anlatan kitaplar.
Sirkat
Çalma, aşırma, hırsızlık.
Siyâkât
Husûsi bir hat çeşidi.
Siyer
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) hâl tercümesini anlatan kitaplar ve ilimler.
Sofi
Tasavvufla uğraşan.
Sofiyye-i aliyye
Yüksek İslâm âlimleri. Tasavvuf büyükleri.
Sohbet
Görüşüp konuşma, âhirete âid mes'eleleri konuşma.
Sûfi
Bkz. Sofi.
Sûhte
Yanmış, tutuşmuş, yanık.
Suhuf
Sahifeler.Semâvi dört büyük kitaptan başka gelen yüz kitap.
Sû-i zan
Kötü zan.
Sûr
Kıyâmet kopacağı zaman, İsrâfil'in (aleyhisselâm) üfleyeceği boru.
Sücûd
Secde, namazda alnı, burnu yere koyma.
Süfli
Aşağıda bulunan. Aşağıki, Alçak, bayağı, kıymetsiz, i'tibârsiz.
Sükûn
Durma, hareket etmeme, kımıldanmama. Bir harfin harekesinin olmaması, sâkin hâli.
Sülehâ
Sâlihler.
Sülûk etmek
Bir yola girmek, nefsi yenmekle meşgûl olma. Tasavvuf yolunda ilerlemek.
Sülüs
Üçte bir. Bir hat çeşidi.
Sünni
Ehl-i sünnet İ'tikadında olan müslümanlar.
Sürûr
Neş'e, sevinç. Sevinçli yer.
Sütûhi
Kederli, sıkıntılı, yorgun beceriksiz.
Şâduman
Sevinçli, memnun.
Şafak
Güneşin doğmasından önceki alaca karanlık. Güneşin batmasından sonraki alaca karanlık.
Şâhid
Gördüğü hâdiseyi mahkeme huzûrundayemin ve yazmakla da'vânın isbâtına yardım eden kimse.
Şaki
Haydut, yol kesici. Cehennemlik olan.
Şakirt
İlim öğrenen talebe.
Şârih
Bir kitabı açıklayan.
Şark
Yön. Güneşin doğduğu taraf.
Şa'şaa
Parlaklık, parlama. Gösteriş zâhiri süs.
Şath
Tasavvufta sekr hâlinde söylenen sözler.
Şâyi
Duyulmuş, herkesce bilinen.
Şeb-i arus
Düğün gecesi. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi'nin vefât ettiği gece.
Şecâat
Yiğitlik, bahadırlık, cesâret, kahramanlık.
Şefâat
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) diğer peygamberlerin ve Allahü teâlânın izin verdiği kimselerin kıyâ günü, günahı olan müslümanları Cehennemden kurtarması.
Şefkât
Acıyarak, esirgeyerek sevme.
Şehâdet
Gördüğü,bildiği bir hâdiseyi meydana çıkarmak için mahkeme huzûrunda söyleme. Şehit olarak ölmek. Şehitlik. 
Şehid
Vatan, din ve milletine hizmette ölenler. 
Şehremini
Osmanlı Devleti'nde, devlete âit binâların bakım ve tâmirâtına bakan kimse.
Şek
Şüphe.  
Şekâvet
Bedbahtlık. Yaramazlık. Haydutluk eşkıyâlık.  
Şemâtât 
Birinin başına gelen belâ ve kedere sevinme.   
Şems 
Güneş.  
 Şerh
Bir kitaba yapılan açıklama. 
 Şeri-at
İslâmiyet.
 Şerif
Hazreti Hasen'in torunları. Şeref sâhibi.
 Şerik
Eş, ortak. 
Şevk
Şiddetli arzu, istek, heves.
Şeyh
Yaşlı kimse. Doğru yolu göstermeğe yardımcı olan. Âlimlerin başı.
Şeyhayn
Hazreti Ebû Bekr ve Hazreti Ömer (Radıylalâhü anhümâ) için veya İmâm-ı a'zam ve İmâm-ı EbûYûsuf için kullanılan ta'birdir.
 Şeyh-ül-hadis
Hadis âlimi.
Şeyh-ül İslâm
Osmanlı Devleti'nde, mahkeme, medrese ve ilim tahsil eden talabelerin din işlerine bakan en yüksek dini makamdaki kimse.
Şiar
Alâmet, nişân, eser, belirti.
Şikâyet
Kendi hâlinden veya başına gelen bir sıkıntıdan sızlanma, yakınma.
Şirk
Eş koşma, Küfr. Allahü teâlâya eş koşmak.
Şûrâ
Konuşma yeri, meclis, danışma kurulu.
Şükr 
Verilen ni'metleri yerli yerinde kullanma. 
Şükûk
Şekler, şüpheler, zanlar.

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

July 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

July 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

July 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

July 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

July 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

July 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

July 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

July 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

January 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

July 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

July 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

February 06, 2009