Ebced hesâbı
Arabi harflere rakam değeri verilerek târih ve hâdiselerin kaydedilmesi.Birçok muhârebeler, doğum ve ölüm târihleri, câmi ve köprü yapma bu hesâba uyularak mısrâ'larla ifâde edilirdi.
ebed
Sonu olmamak. Ebedilik. Zevâlsizlik.
Ebeveyn
Ana ile Baba.
Ebrâr
Özü, sözü doğru olanlar. Hamiyetliler. İyiler. Sâdıklar.
Ebter
Soyu kesilmiş. Oğlu ve kızı kalmayan insan.Eksik tamamlanmamış.
Ecel
Her mâhlukun ve canlının Allahü teâlâ tarafından takdir edilen ölüm vakti.
Edâ
Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak. İfâ etmek.
Edeb
Terbiye.Güzel ahlâk:İnsanlara, iyi muâmelede bulunmakSünnet üzere hareket etmek.
Ecr
Karşılık. Âhirete âit mükâfât, hayır, cezâ, sevâb. Ücret.
Edille-i erbe'a
Edille-i şer'iyye. Fıkıh ilminin istinâd ettiği deliller. Bunlar: Kitâb (Kur'ân-ı kerim), sünnet (peygamber efendimizin mübârek sözleri ve hareketleri) . İcmâ-ı ümmet (Eshâb-ıkirâmın bir mevzûda aynı şeyi söylemesi, sözbirliği), Kıyâs-ı fukahâ (Müctehidlerin ictihâdı).
Ehâdis
Hadisler. Peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem)  mübârek sözleri ve hareketleri.
Ehl-i beyt
Peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) kızı Fâtıma (Radıyallâhü anh)ile Hazreti Ali, çocukları Hazreti Hasen , Hazreti Hüseyn ve bunların çocukları ya'ni seyyidler ve şerifler.
Ehl-i bid'at
Müslümanlardan, doğru olan Ehl-i sünnet yolundan ayrılanlara denir.
Ehl-i sünnet yolu
Muhammed aleyhisselâmın ve o'nun dört halifesinin(radıyallâhü anhüm)yoludur.
Ehl-i hevâ
Nefsine uyan, bid'at ehli.
Ehl-i sünnet i'tikâdı
İslâm dininde; i'ti kâdda, Resûlullahın(sallallâhü aleyhi ve sellem) ve Eshâbının yoluna Ehl-i sünnet yolu denir. Bunların, inânışına da Ehl-i sünnet i'tikâdı denir. İslâmiyet yetmiş üç fırkaya ayrılmıştır. Bunlardan yetmişikisi bozuk olup, bir tânesi fırka'yı nâciyedir. ya'ni Cehennemden kurtuluş fırkasıdır.
Ehliyet
Liyâkat. Bir işin ehli olduğuna dâir vesika.
Ehlullah
Allahü teâlânın sevdiği kimse. Allahü teâlânın muhabbetiyle dolu olan veli.
Ekalliyet
Bir devletin emrinde yaşıyan başka din ve milliyete mensup azınlık.
Emân
Emniyet altında olduğuna dâir dişmana verilen söz. Yardım isteme, aman dileme.
Emânet
Güvenilen kimseye bırakılan mal.
Emânet-i mukaddese
Mukaddes emânet. Topkapı sarayında peygamberlere (aleyhimüsselâm) ve Eshâb-ı kirâm (radıyallâhü anhüm) ve âlimler ve evliyâya (rahmetullâhi aleyhim) Âit olan eşyâlar.
Emâret
Emirlik. Beylik. Prenslik. Emirin idâresinde olan memleket.
Emir
Bir kavmin bir topluluğun başı, beyi, emredici olan.
Emniyet
Emin olmak hâli. İ'timât, güvenme, polis teşkilâtı.
Emrâz-ı ma'nevi
 Kalb hastalıkları.
Emvâl-i bâtına
 Saklanması mümkün olan mallar. Nakit paralarla, evlerde, mağazalarda bulunan ticâret malları.
Emvâl-i zâhire
Saklanması mümkün olmayan mallar. Emlâk, ekin, koyun, ağaçlardaki meyvalar, ma'denler gibi.
Enderûn
İç, dâhil. Kalb. Osmanlı sarayının teşkilâtı.Sarayda devlet adamı yetiştiren okul.
Ensâb
Nesebler, soylar.
Ensâr
Yardımcılar, müdâfiler. Peygamber efendimize (sallallâhü aleyhi ve sellem) ve Mekke'den gelen diğer muhâcirlere yardımeden medinelilere verilen isim.
Envâr
Nûrlar, ziyâlar, aydınlıklar, ışıklar.
Envâr-ı kalbiyye
Kalbe âit nûrlar.
Erbein
Kırk. Nefsi terbiye etmek için kırk gün devâm eden riyâzet ve mücâhede. İçinde kırk hadisin toplandığı hadis mecmû'ası.
Ervâh
Rûhlar, canlar.
Eshâb
Sebepler. Bir şeye vâsıta olanar, sebep olanlar.
Eshâb-ı nüzûl
İnmesinin sebepleri. Kur'ân-ı kerim âyetlerinin gelmesine sebep olan hâdiseler.
Eser
Yapı, birinin meydana getirdiği şey. Meydana getirilen kitap. Nişan, iz, alâmet.
Esfel-i sâfilin
Cehennemin en aşağı tabakasında olanlar. Aşağıların en aşağısı. Sefillerin en sefili. En aşağı derecede.
Eshâb-ı kirâm
Peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) arkadaşları. Kadın veya erkek bir müslümanın Resûlullah efendimizi (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir defâ da olsa görse veya konuşsa ve imân ile vefât ederse buna sahabi denir.
Esselâm
Allahü teâlânın isimlerinden. Rahatlık. sulh. Sonu iyi ve hayırlı olma. Korku ve endişeden emin olma.
Eşkal
Biçimler, şekiller, sûretler.
Eşkinci
İkinci Sultan Mahmûd Hân zamânında Yeniçeri ocağından ayrılmak sûretiyle kurulan ordudaki askerlerin herbirine verilen isim.
Evliyâ
Nefsi isteklerinden vazgeçip, ibâdet ve tâatte, takvâ ve riyâzette çok yüksek mertebeler katederek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşan muhterem kimseler.
Evrâd
Virdler, belli zamanlarda okunması âdet olan duâlar. Kur'ân-ı kerim okuma ve tesbihler, zikrler.
Evvâbin
Akşam namazından sonra kılınan altı rek'atlık nâfile namaz.
Eyyâm
Günler. Devirler. Güç, iktidar, nüfuz.
Ezân
Allahü teâlânın birliğini, Muhammed aleyhisselâmın O'nun resûlü olduğunu bildiren, yüksek bir yerde okunarak müslümanları namaza da'vet eden nidâ.
Ezkâr
Zikirler. Hatırlamalar, anmalar, bildirmeler.

 

Fâcir
Haktan sapan. Haram ve günaha dalan, günah işleyen.
Fâiz
Ödünç vermekte, rehnde ve alış- verişte, alıcıdan veyâ vericiden birinin ötekine karşılıksız olarak vermesi şart edilen fazla mal.
Fakih
Fıkıh ilminde âlim.
Fakr
İhtiyaç, yoksulluk, muhtaçlık. Kendisinde bulunan herşeyin Allahü teâlâdan olduğunu bilmek.
Fâni
Gelip, geçici, muvakkat.Yok olucu.
Faraziyye
Bir iddiâyı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'i olmayan mes'ele. Teori. Hipotez.
Fâris .
İranlı. Firâsetli, anlayışlı. Binici, süvâri.
Fariza
Borç, vazife. Allahü teâlânın açık emri olup, yapılması şart olan vazife.
Fark
Ayrılık, başkalık.
Farz
Kur'ân-ı kerim veya hadis-i şerif ile sâbit olan cenâb-ı Hakkın kat'i emri. Namaz kılmak, hacca gitmek, oruç tutmak, şirk koşmamak, yalan söylememek gibi.
Farz-ı ayn
Müslümanın yapmaya mecbur olduğu farz. Beş vakit namaz gibi.
Farz-ı kifâye
Bir kısım müslümanlarınyaomasıyla diğerlerinin üzerinden kaldırılan farz. (Cenâze namazı kılmak gibi.)
Fâsık
Günahkâr. Hak yoldan ayrılan. Allahü teâlânın emirlerine aykırı hareket eden.
Fâsid
Doğru olmıyan. Bozuk. Yanlış olan. Müfsit.
Fasih
Fesâhat sâhibi. Hatâsız olarak açık ve güzel konuşan.
Fasl
İki şey arasındaki ekyeri. mafsal, hak söz, bölüm, ara, mevsim.
Fazilet
Değer, meziyyet, iyilik, güzel vasıflar.
Fer'i
Esâsa âit, asılla ilgili olmayıp ayrıntılara, şu'belere âit olan.
Fermân
Emir, tebliğ.
Fersah
Bir uzunluk ölçü  birimi. 5685 metre uzunluk.
Ferzend
Yavru, çocuk, evlâd.
Fesâd
Bozuk ve fenâlık, karışıklık. Haddi tecâvüz edip zulmetmek.
Fesâhat
Doğru ve düzgün söyleyiş. Açık ve güzel ifâdeli konuşma.
Fetânet
Çabuk kavrayış ve anlayış.Sağlam doğru anlayış, zihin açıklığı, akıllılık. Peygamberlerin sıfatlarından.
Fetih-nâme
Bir fethe dâir yazılan şiir veya risâle. Düşmanın mağlubiyetini bildirmek için yazılan mektup.
Fetret
İki peygamber (aleyhimüsselâm) veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdişâhsız geçen zaman. İki vâkıa arasında geçen zaman.
Fetvâ
Bir hâdise bir muâmele hakkında ehli olanın bildirdiği dinin hükümleri.
Fevâhiş
Fâhiş, bozuk kötü işler. Kötü ve haram iş ve ameller.
Fevt
Ölüm, mevt, elden çıkarma, kaybetme.
Fevri
Düşünmeden ve âni olarak yapılan hareket.
Fey
Ganimet, harpte sulh yoluyla elde edilen mal. Harâç.
Fey'i zevâl
Güneşin garba doğru dönmesinin başlaması. Ya'ni tam gündüz ortasında gölge uzunluğu en kısadır. Bu uzunluğu fey'i zevâl denir.
Feyz
İhsân, irfân, bolluk, bereket, ilim, mübâreklik.
Fırka-i nâciye
Peygamber efendimiz (sallall+ahü aleyhi ve sellem) ve Eshâb-ı kirâmın (radıyallâhü anhüm) yoluna sarılmış olup, Ehl-i sünnet ve cemâat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Kurtuluş fırkası.
Fısk
Haddini tecâvüz. Günah. Haktan ayrılmak. Allahü teâlânın emirlerini terk ve o'na isyân etmek ve doğru yoldan çıkmak.
Fıtrat
Yaratılış,tıynet,hilkat.
Fidye
Esir ve kölelikten kurtulmak için verilen para. Herhangi bir farzı yerine getirmeye gücü olmayan  bir kimsenin, Allahü teâlâdan özür dilemek kastı ile verdiği para veya sadaka.
Fiil
Amel, iş.
Firâset
Zihin uyanıklığı. Birşeyi çabuk anlama kâbiliyeti.
Firdevs-i a'lâ
Makam bakımından Cennetlerin en üstünü.
Fitne
İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey. Ara bozmak, dedi-kodu.
Fürû
Cüz'i hüküm ve kâideler. Bir kökten ayrılmış kısımlar. Dallar, budaklar.
Fütûr
Yeis, ümitsizlik, usanç. Zaaf. Gam, keder.
Fütüvvet
Dostlara af ile muâmele, yiğitlik, cömertlik, ihsânkârlık.
Füyûzât
Feyzler. İnâyetler, ma'nevi tecelliler.

 

Gabâvet
Ahmaklık, anlatışsızlık, kalın kafalılık, bönlük.
Gaben-i fâhiş
Alış-verişte piyasadaki fiyatların iki mislinden fazlasını vererek aldanmak.
Gaddâr
Kahredici, öldürücü, hâin. Zâlim, çok zulmeden.
Gadr
Muâmelede aldatmak, merhametsizlik, vefâsızlık.
Ganimet
Harpde düşmandan alınan mal.
Garâib
Acâib şeyler, hayret edilecek şeyler, tuhaflıklar.
Garib
Hayret verici tuhaf, kimsesiz, gurbette olan.
Gark
Suya batma, boğulma, boğma, batırma.
Gasb
Başkasına âit bir şeyi zorla, rızâsı olmadan almak.
Gaslermek
Yıkama. Gusl, boy abdesti almak.
Gaşyet
Kendinden geçme, bayılma, örtmek, hayret.
Gaybet
Başka yerde bulunmak, hazırda olmamak.
Gayr-i müslim
Müslüman olmayanlar.
Gayr-i meşrû
Allahü teâlânın rızâsına uygun olmıyan. Kânunsuz iş.
Gayûr
Çok gayretli, hamiyetli, çok çalışkan.
Gayz-kin
Hiddet, öfke, gadab, hınç.
Gazâb-Gadab
Hiddet,öfke, kızgınlık.
Gıbta
İmrenme, aynı iyi hâli isteme, başkasının güzel hâlinin kendisinde olmasını isteme.
Gıll
Düşmanlık, garaz ve adâvet, gizli kin ve hased.
Gınâ
Zenginlik, yeterlik, tok gözlülük. Bıkma, usanma. Teganni etmek
Gışş
Hile,karışıklık, hâinlik hiyÂnet etme, saf olmayan.
Gıybet
Hazır olmayan birinin arkasından onun hoşuna gitmeyecek birşey ile çekiştirmek, aleyhinde konuşmak.

 

Hâb
uyku.
Habbe
Arpa, buğday tânesi gibi küçük şeyler, tâneler.
Haber-i âhâd:
Hep bir kimse tarafından söylenilen, müsned-i muttasıl hadis-i şerifler.
Haber-i sâdık
Doğru söz, Peygamberimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) sözü, hadis-i şerifler.
Haber-i vâhid
bkz. Haber-i âhâd.
Habib
Sevgili, seven, dost.
Habibullah
Allahü teâlânın sevgilisi, Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem).
Habis
Kötü, alçak, pis.
Hac, Hacca gitmek
İslâmın beşinci şartı. Gücü yeten mü'minlerin Kurban Bayramında Mekke-i mükerremedeki belirli yerleri, belirli şartlara riâyet ederek ziyâret etmesidir.
Hacâmat
Kan aldırma. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) her ay hacâmat olurdu.
Hâce
Hoca, muâllim.
Hâcegân
Hocalar, Osmanlı Devletinde ''Yüzbaşı'' karşılığı sivil rütbe.
Had cezâları
Zinâ, şarap içmek ve alkollü içki ile sarhoş olmak, kazf, hırsızlık ve yol kesicilik suçlarını işleyenlere, dinimiz tarafından verilmesi emredilen cezâlar.
Hâdis-i âmm
Bütün insanlar için söylenmiş hadis-i şerifler.
Hadis-i garib
Yanlız bir kimsenin bildirdiği hadis-i sahih, yâhud, aradakilerden birine, bir hadis âliminin muhâlefet ettiği hadis.
Hâdis-i hâs
Bir kimse için söylenmiş hâdis-i şerifler.
Hâdis-i hasen
Bildirenler, sâdık ve emin olup, fakat hâfızası, anlayışı, sahih hadisleri bildirenler kadar kuvvetli olmıyanların bildirdiği hâdis-i şerifler.
Hâdis-i kavi
Peygamberimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) söyledikten sonra, bir âyet-i kerime okuduğu hadisdir.
Hâdis-i kudsi
Ma'nâsı, Allahü teâlâ tarafından, kelimeleri ise, Resûl-i ekrem (sallallâhü aleyhü ve sellem) tarafından olan hâdis-i şeriflerdir. Hâdis-i kudsileri söylerken, peygamber efendimizi (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir nûr kaplardı ve hâlinden belli olurdu.
Hadis-i maktû 
Söyleyenler, Tâbiin-i  kirâma (rahmetullahi aleyhim) kadar bilinip, Tabiinden rivâyet olunan hadis-i şeriflerdir. 
 Hadis imâmı
Hâdis müctehidi. üçyüzbinden daha çok hadis-i şerifi râvileri ve senedleri ile birlikte ezbere bilen hâdis âlimi.
Hadis-i mensûh
 İlk zamanda söyleyip, sonra değiştirilen hâdislerdir.
Hadis-i merdûd 
Ma'nası olmayan ve rivâyet şartlarını taşımayan söz.
Hadis-i meşhûr 
İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asrda şöhret bulan hâdis-i şerifler, ya'ni bir kimsenin Resûl-i ekremden (sallallâhü aleyhi ve sellem) o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan da, başka kimselerin işittiği hadis-i şerifler olup, son duyulan kimseys kadar, artık hep mütevâtir olarak bildirilmiştir.
Hadis-i mevdû 
Bir hâdis imâmının şartlarına uymayan hâdis-i şerif.     
Hadis-i mevkûf 
Sahâbiye (radıyallâhü anhüm)kadar söyliyen hep bildirilip, sahâbinin, ''Resûl-i ekremden böyle buyurmuş dediği hâdis-i şerifler.
Hadis-i mevsûl 
  Sahâbinin (radıyallâhü anhüm)'' Resûlullahdan işittim, böyle buyurdu'' diyerek haber verdiği hâdis-i müsned-i müttasıldır.
Hadis-i muddarib
 Kitab yazanlara, muhtelif yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen hadis-i şerifler.
Hadis-i muhkem  
Te'vile muhtâç olmayan hadis-i şerifler.
Hadis-i mü'allak  
Baştan bir veya birkaç râvisi veya hiçbir râvisi belli olmayan hadis-i şerifler. Mürsel ve münkatı hadisler de müallaktır. Baştan yanlız birinci .râvisi bildirilmeyen hadise (Müdelles) denir.    
Hadis-i müfteri 
Müseylemet-ül-Kezzâb'ın sözleri ve ondan sonra gelen münâfıkların, zındıkların, müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri. Ehl-i sünnet âlimleri, merdûd ve müfteri hadisleri aramış, bulmuş ayırmışlardır. Din büyüklerinin kitaplarında, böyle sözlerden hiçbiri yok
Hadis-i münfasıl    
Aradaki râvilerden, birden ziyâdesi unutulmuş olan hadis-i şeriflerdir.
Hadis-i mürsel
Sahâbe-i kirâmın (radıyallâhü anhüm) ismi söylenmeyip, Tâbiinden birinin, doğruca, ''Resûl-i ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdu ki dediği hadis-i şerifler.
Hadis-i müsned
Resûl-i ekreme (sallallâhü aleyhü ve sellem) isnâd eden Sahâbinin (radıyallâhü anhüm) ismi bildirilen hadis-i şerifler. Müsned hadisler, müttasıl veya münkatı olur.
Hadis-i müsned-i münkatı
Sahâbiden (radıyallâhü anhüm) gayri bir veya birkaç râvisi bildirilmeyen hadis-i şerifler.
Hadis-i müsned-i müttasıl
Resûl-i ekreme (sallallâhü aleyhü ve sellem) kadar, isnâdı müttasıl olan, ya'ni aradaki râvilerden hiçbiri noksan olmayan hadis-i şeriflerç
Hadis-i müstefiz
Müstefid. Söyleyenleri üçten çok olan hadistir.
Hadis-i müteşâbih
Te'vile muhtâç olan hadis-i şerifler.
Hadis-i mütevâtir
Birçok sahâbinin, Resûl-i ekremden (sallallâhü aleyhi ve sellem) ve başka birçok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitâba yazılıncata kadar, böyle hep, çok kimselerin haber verdiği hadis-i şerifler.Böyle çok kimsenin bir yalan üzerinde söz birliği yapmalarına imkân olmaz. Mütevâtir olan hadis-i şeriflere muhakkak inanmak ve yapmak lâzımdır. İnanmayan kâfir olur.
Hadis-i nâsih
Peygamberimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) son zamanlarında söyledikleri hadis-i şeriflerdir.
Hadis-i sahih
Âdil ve hadis ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i müttasıl ve mütevâtir ve meşhûr hadislerdir.
Hadis-i şâz
Bir kimsenin, bir hadis âliminden işittim dediği hadis-i şerifler. Kâbul edilir, fakat sened, vesika olamazlar. Âlim denilen kimse, meşhûr bir zât değilse, kabûl olunmazlar.
Hadis-i za'if
Sahih ve hasen olmayan hadis-i şerifler. Bildirenlerden birinin hâfızası, adâleti gevşek olan hadis-i şerifler veya i'tikâdında şüphe bulunan kimselerin rivâyet ettiği hadis-i şerifler. Za'if hadislere göre fazla ibâdet yapılır. Fakat ictihâdda bunlara dayanılmaz.
Hadis müçtehidi
Bkz.Hadis imâmı.
Halâvet
Tatlılık, şirinlik, zevk.
Halef
Babadan sonra kalan oğul, birinden sonra onun makâmına geçen kimse.
Hâlık
Yaratan, yaratıcı.
Halife
Resûlullahın vekili.Bir tasavvuf büyüğünün bir yere gönderdiği veya yerine bıraktığı vekil.
Halil
Dost, Hazreti İbrâhim'in lakabı.
Halka-ı tedris
Ders halkası.
Halka-ı zikr
Zikr ve ibâdet halkası.
Halvet
Yanlız kalma, tenhâya çekilme, yanlız başına çekilip ibâdetle meşgûl olma, tenhâ yerde yanlız kalmak.
Halvethâne
Yanlız başına ibâdet ile melgûl olan yer.
Hâm
Pişmemiş, çiği, olmamış. Acemi tecrübesiz kimse.
Hamâkat
Ahmaklık, beyinsizlik.
Hamâset
Kahramanlık, yiğitlik.
Hamâsiyât
Kahramanlık destanları.
Harac
Güçlük, zorluk.
Harâc
Kâfirlerden alınan toprak vergisi. Beşte bir, dörtte bir, üçte bir, yarıya kadar olabilir.
Harâm
Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerimde ''Yapmayınız!'' diye açıkca yasak ettiği şeyler. İçki içmek, fâiz yemek, hırsızlık ve zinâ gibi.
Harbe
Kısa mızrak.
Harbi
Harble ilgili müslümanlarla aralarında anlaşma bulunmayan gayr-i müslimlere âit ülke ahâlisinden her biri.
Hareke
Kur'ân-ı kerimin Arabca bilmeyenler tarafından okunmasını kolaylaştıran işâretler.
Hâşimiler (Beni Hâşimi)
Resûlullahın (Sallallâhü aleyhi ve sellem) dedelerinden Hâşim'in soyundan gelenler. Hâşim'in soyu, oğlu Abdülmuttalib'le devâm etti. Abdülmuttalib'in soyu da; Peygamberimiz (Sallallâhü aleyhi ve sellem) ve amcalarının çocukları ile devâm etti.  
Hâşiye
Bir kitabın sahifeleri kenarına veya altına tazılan yazı. Bir eserin  metnini şerh ve izâh eden kitap.
Hâtır
Zihin, fikir, keyif hâl gönül.
Hâtırât
Hatıra gelen, hatırda kalan şeyler.
Hâtif
Sesi işitilip de kendisi görülmeyen seslenici.
Hatim(Hatm) okumak
Kur'ân-ı kerimi başından sonuna kadar okumak.
Hatm-i tehlil
Beşbin Kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illallah) okumak.
Hatt
Çizgi, yol yazı, hareket istikâmeti.
Hatt-ı celi
İslâm yazılarının her çeşidinin uzaktan görülebilecek şekilde iri yazılmış şekli. Sülüs yazısının irisi.
Hatt-ı dest
El yazısı.
Hatt-ı divâni
Rık'anın birleşmesinden doğan yazı çeşidi. İnce divânı, kırma divânı ve celi divânı çeşitleri vardır. Divânıile celi divânı; fermân ve beratlarda, ince kırma divânı; vakfiye, hüccet, ilân, ,lmuhaber gibi resmi evraklarda kullanılırdı.
Havâriyyûn
İsâ aleyhisselâmın oniki yardımcısı. Petrus, Andreas, Yuhannâ, Büyük Ya'kûb, Filip, Toma, Bartelemi, Matthias, Küçük Ya'kûb, Simon, Yehûdâ,, Taddeus.
Havâşi
Hâşiyeler, Bkz. Hâşiye.
Hayâ
Kötü iş yapınca utanmak. Nâmus. Allah korkusu ile günahtan kaçınma. Başkalarının kötülemelerinden korkmak.
Hayal
İnsanın kafasında canlandırdığı şey.
Hayrât
İyilikler. Sevâb kazanmak için yapılan hayırlı işler. Kurulan müesseseler.
Hayret
Şaşma, şaşırma, ne yapacağını bilememe, kendinden geçme.
Hediye
Karşılık beklemeden verilen  şey. Fakire verilirse sadaka olur.
Helâl
Yasak edilmiş olmayan, yâhûd, yasak edilmiş ise de, dinimizin özür, mâni ve mecburiyet tanıdığı sebeplerden birisi ile yasaklığı kaldırılmış olan şeyler.
Hemm
Keder, gam, tasa, kaygı.
Hemezât
Vesveseler, kuruntular.
Heşt-bihişt
Kur'ân-ı kerimde adı geçen sekiz cennet. Osmanlı âlimlerinden İdris Bitlisi'nin ilk sekiz Osmanlı padişâhı dönemine anlattığı manzum eser. Sehi Bey'in, şâirlerin hayâtını anlattığı tezkiresi.
Hıfz
Saklama, ezberleme. Allahü teâlânın velisini günah işlemekte israr etmekten muhâfaza etmesi.
Hıfz etmek
Ezberlemek, saklamak.
Hıfz-us sıhha
Sağlığı koruma. Hadis-i şerifte; ''Hastalıkların başı çok yemektir. İlâçların başı perhizdir.''buyuruldu.
Hıkd
Başkasını aşağı görmek, ondan nefret etmek, kalbinde ona karşı düşmanlık beslemek.
Hırka
Kalın kumaştan yapılmış veya içi pamukla beslenmiş ceket uzunluğunda bir giyecek. Bir tasavvuf büyüğüne talebe olan kimseye giydirilen elbise.
Hidâne
Karı-kocanın ayrılması durumunda çocuğu yetiştirme hakkı.
Hidâyet
Doğru yolda, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunmak, doğru yolu göstermek.
Hikmet
Fen, san'at faydalı şeyler. Fıkıh ilmi.
Hilâf
Karşı, zıt.
Hilâfet
Birinin yerini tutma. Resûlullaha (sallallâhü aleyhi ve sellem) vekâleten bütün müslümanlara imâmlık ederek İslâmiyetin emirlerinin tatbik  edilmesine nezâret edip, ;slâmiyete ve müslümanlara karşı yapılan her türlü müdâhaleye cevap vermek vazifesi.
Hilâfiyât
Mukâyeseli ;slâm hukûku ilmi. Bu ilmin kurucusu beşinci asırda yaşayan İslâm âlimlerinden Ebû Zeyd Debbûsi'dir.
Hilm
Huy yumuşaklığı, rûhun sâkin olması, kızmaması. Şiddete tahammül. Vekâr. Sukûn.
Hilye-i seâdet
Resûlullahın (Sallallâhü aleyhi ve sellem) görünüşü, tanınması. Resûlullah (Sallallâhü aleyhi ve sellem) efendimizin görünen şekli bütün uzuvlarının şekli, sıfatları, güzel huyları ve bütün inceliklerinin anlatılması.
Hilye-i şerif
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) tanınması, bilinmesi.
Himmet
Allahü teâlânın veli kullarından olan bir zâtın, kalbinde yanlız bir işin yapılmasını bulundurması, bundan başka bir şeyi kalbine getirmemesi.
Hubb-i fillah
Allahü teâlânın dostlarını Allah için sevmek. Müslümanları müslüman oldukları için sevmek.
Huccet
Delil, sened, vesika.
Huccet-ül İslâm
Üçyüzbin hadis-i şerifi ezbere bilen hadis âlimi.
Hudûd
Sınırlar. Had cezâları. Dinimizin şuçlulara uygulanmasını emrettiği hükümlerin tatbiki.
Hukbe
Âhiret için zaman birimi. Bir hukbe seksen senedirve bir âhiret günü, bin dünyâ senesi kadar uzundur.
Huluk-ı azim
Güzel huylar. Kur'ân- ı kerimin bildirdiği ahlâk.
Hukûk-ul ibâd
Kulların hakkı, insan hukâku.
Hukûk-ullah
Allahü teâlâya karşı olan vazife ve mes'ûliyetlerimiz. Allahü teâlâ ile kul arasındaki haklar.
Hulbe
Buy tohumu olup, tâze fasülye gibi meyvelerinin içinde, kırmızı buğdaya benzer tohumlar bulunur. Fâriside şemliz; Fransızcası,semence funugreç; Türkçesi buy tohumudur. Bunun için huybeyeçemen otu da denir. Ekmek ile çemen yemek öksürüğü keser. Hadis-i şerifde; ''Ümmetim hulbenin fâ,desini bilse, ağırlığı kadar altın verip satınalır'' buyuruldu.
Huld
Bitmeyiş, devamlılık. Sekiz Cennetten biri.
Hulefâ-i râşidin
(İlk dört halife) Hazret-i Ebû Bekr, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali.
Hüsn
Güzellik, iyilik. Birşeyin tabiata uygun kemâl sıfatlarını hâiz ve övülmeye lâyık olması hâli. (Bkz.Kubh)
Hüsn-i ahlâk
Ahlâk güzelliği, Resûlullahın ahlâkıyla ahlâklanmak.
Hüsn-i cemâl
Yüz güzelliği.
Hüsn-i hâtime
Güzel son, âhirete imânla gitmek.
Hüsn-i kazâ
Herkesin, herşeyde hakkını gözetip başa kakmamak, pişmân olacak iş yapmamak.
Hüsn-i muâmele
İyi muâmele.
Hüsn-i niyet
İyi niyet.
Hüzün(Hüzn)
Üzüntü, gam, keder, sıkıntı.

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

July 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

July 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

July 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

July 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

July 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

July 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

July 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

July 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

January 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

July 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

July 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

February 06, 2009