Abâ
Yünden yapılan kaba kumaş
Abâdile
Dört Abdullah (Abdullah bin Ömer, Adullah bin Abbâs, Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Mes'ûd veya Abdullah bin Amr) Abdullah'ın çoğulu. Abdullah isminde olan çok kimseler.
Abbâd
Bkz. Âbid.
Abd
Kul, köle, hizmetçi, bende.
Abes
Boş þeylerle uğraþmak, Namazda, fâidesiz hareketler.
Âb-ı hayât
Hayat suyu. Tatlı su.
Âbid
İlmi olmayıp fazla ibâdet eden
Acem
İranlılar. Arab olmayanlar
Âdâb
Usûller, kâydeler, yollar. Terbiye, utanma.
Adâlet
Bir âmirin, bir hâkimin memleketi idâre için koyduğu kânun, kâide, çizdiği hudud içinde hareket etmektir.
Adâvet
Düşmanlık-hüsûmet, kin, buğz, garaz.
Adem
Yokluk.
Âdetullah
Âdet-i ilâhiyye. Allahü teâlânın sebepler âleminde yaratması.
Âdil
Doğruluk gösteren, adâletli, büyük günah işlemeyen, küçük günaha alışık olmayan.
Âfâki
Dereden, tepeden söz. (Tasavvufta, Allahü teâlâdan başka insanın dışında olan herşey.)
Afif
Temiz, güzel, lezih, iffetli ve nâmuslu olan, haramlardan sakınan, müstekim.
Âfiyet
Sağlık, sıhhatte olma, günah işlemediği zaman.
Afv
Suçunu bağışlama.
Ahbâr
Haberler. Sahâbeden bildirilen sözler.
Ahd
Söz vermek, yemin, devir, zaman.
Ahd-i misâk
Allahü teâlânın ezelde rûhlara; ''Ben sizin Rabbiniz değil miyim?'' diye suâl edince, onlarda; ''Evet, sen bizim Rabbimizsin'' diyerek verdikleri söz, yemin, anlaşma, sözleþme.
Ahfâ
Hafi, gizli. Âlem-i Emr'deki latifelerden.
Âhiret
Öbür dünyâ. Öldükten sonraki hayat.
Ahkam-ı şer'iyye
Dini hükümler.
Ahlak
İnsanda bulunan rûhi hâller. İyilik etmek, kötülükten kaçınmak için ta'kibi lâzım gelen usûl ve kâideleri öğreten ilim.
Ahlâk-ı hamide
Övülecek huylar, güzel huylar.
Ahlak-ı zemime
İslâmiyetin yasak ettiği kötü huylar.
Ahvâl
Durumlar, bulunuşlar, hâller.
Ahvâl-i şahsiyye
Şahsi hâller.
Akâid
İ'tikâda dâir hükümler, esâslar.
Akçe
Gümüşten yapılmıþ Osmanlı parası.
Akd
Sözleşme, bağ, düğümleme.
Akıncı
Osmanlı hudut boylarında bulunan ve düşman illerine saldıran mücâhid.
Âkıbet
Bir şeyin sonu, nihâyet, netice.
Akide
İmân, inanılan ve ,'tikad edilen bilgilerin esâsı.
Akika
Doðan çocuk için kesilen kurban.
Âkıl ve bâliğ
Evlenecek çaða gelen, mükellef olan kimse.
Akim
Güdük, sonu olmayan, kısır.
Aktâb
Evliyâlarýn en üst derecede olanları.
Alâka
İlgi,münâsebet.
Âlem
Mahlûkların, yaratılmışların hepsi.
Âlem-i emr
Madde olmayan ve ölçülemiyen âlem.
Âlem-i halk
Madde olup ölçülebilen âlem. Yerler, dağlar, gökler.
Âlem-i melekût
Melekler, rûhlar âlemi.
Âlem-i misâl
Ruh âlemi ile, madde,varlık âlemindeki şekillerin ayna gibi görüntüsünü yansıtan âlemdir.Varlık âlemi olmayıp, görünen bir âlemdir. Ayna gibid,r.
Âlem-işühûd
Görünen madde âlemi. Âlem-i halk da denir.
Âl-i Nebevi
Peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) müslüman olan akrabâları.
Âli himmet
Himmeti yüksek olan.
Allâme
Çok büyük âlim.
A'mâl-i sâliha
Güzel ameller.
A'mâl-i şer'iyye
Namaz, oruç gibi dini ibâdetler.
Amden
Kasden, bile bile.
Amel
İş, çalışma. Bir emri yerine getirme. Dini bir emri ifâ etme. İtâat, ibâdet etmek.
Âmentü
İnanılması, imân edilmesi lâzım olan altı şarta ya'ni Allahü teâlâya, Meleklere, Kitâblara, Peygamberlere Âhiret gününe, Kazâ ve Kadere inanmaya verilen isim.
Âmil
İşleyen. Zekât tahsiline me'mur kimse. Mütevelli. Amel eden, ibâdet eden.
Anâsır-ı erbeâ
Dört unsur: Toprak, ateş, hava, su.
A'raf
Cennet ile Cehennem arasındaki yer. Âdetler, usûller. Sırt, tepe.
Arafat
Mekke'de hacıların Kurban bayramı arefesinde vakfeye durduğu ve Hazreti Âdem ve Hazreti Havvâ'nın buluştukları dağ.
Arasat
Mahşer yeri, haşr ve neşr yeri.
A'râz
İþâretler, alâmetler. Var oluşu, ancak kendisini taşıyan başka bir varlıkla hissedilebilen, kendi başına boşlukta yer tutamıyan şey.
A'rec
Anadan doğma topal.
Arefe
Kurban bayramının birinci gününden evvelki güne verilen isim.
Ârif
Bilgili, bilen, irfân sâhibi, veli.
Ârif-i billah
Allahü teâlâyı tanıyan, âhiret âlimi.
Âriyet
Bir malın menfeatini ya'ni kullanılmasını hibe etmek.
Arş-ı a'lâ
Âlem-i emr ile Alem-i halk arası olan büyük âlem. Yere ve göke benzemez. Mahlûkların en şereflisidir. Daha saf ve daha nûrludur. Onun için Arşullah da denir.
Arşın
Osmanlılarda kullanılan uzunluk ölçü birimi. (68)
Arûz
Arab, Türk, Fars, Hind şiirlerinde hece kalıpları.
Asabe
Ölenin erkek cihetinden olan akrabâları.
Âsâr
Eserler. Sehâbeden bildirilen haberler.
Âsâ-i Mûsâ
 Mûsâ aleyhisselâmın âsâsı ki; mu'cize olarak yılan, ejderha olurdu.
Asfiyâ
Takvâ sâhipleri, sufiler, kemâlât sâhibleri. Doğru yolda olanlar.
Âsi
İsyân eden, karşý gelen. Günahkâr. Haydut. Ahlâkı bozuk.
Âsitâne
Eşik. Pâyitaht (başşehir) Büyük tekke. İstanbul.
Asr-ı seâdet
Peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiinin zamânı.
Aşere-i mübeşşere
Cennetle müjdelenen on kişi.
Âşir
Öşr denilen zekâtı toplayan.
 Ateist
Allahü teâlânın varığına inanmayan, dinsiz.
Âti
Gelecek zaman, istikbâl.
Atiyye
Hediyye, bahşiş, lütuf ve ihsân.
Attâr
Güzel koku satan.
Avâm
İlmi, irfânı kıt olan kimse. Halk.
Avdet
Aslına dönme, geri gelme, rücû.
A'yân
Bir yerin ileri gelenleri.
Âyet-i kerime
Kur'ân-ı kerimde sûrelerin kısımları.
Ayn
Aslı, kendisi. Birşeyin eşi, tıpkısı. Mevcut olan varlık.Göz.
Ayn-ı sâbite
Varlıkların Allahü teâlânın ilminde sâbit olan ezli hakikatları, var olmadan evvel varlıklar hakkındaki Allahü teâlânın ilmi.
Azamet
Cenâb-ı Hakkın büyüklüğü.
Azâzil
İblisin (şeytanın) diğer adı.
Azimet
Gitme, gidiş. Dini emirlerini yapma ve yasaklarından sakınma husûsunda ruhsatları terketme.
Aziz
Muhterem, sevgili.
Azm
Karar, kasıt, niyet.
Azrâil
Allahü teâlânın emriyle canlıların rûhunu alan melek.
Bâb-ı Âli
Osmanlı hükümeti, Osmanlılar zamânında İstanbul'da bakanlıkalrın ve devlet dâirelerinin bulunduğu binâ.
Bâb-ı hümâyûn
Topkapı sarayı'nın birinci kapısı.
Bâdiye
Sahra, kır, ova, çöl, köylü.
Bâgi
Âsi, serkeşlik eden, haksızlık yapan. Hükümete isyân eden.
Bahr
Deniz, umman, çok bilen, âlim.
Bahşetmek
İhsân etmek, vermek.
Baht
Kısmet, tâlih, ikbâl, saâdet.
Bâki
Cenâb-ı Hak, ebedi, dâimi, sonu gelmez, sonsuz, ölmez.
Bâni
Kurucu, binâ eden, yapan.
Bâr
Yük, zahmet, defâ, yemiş, meyve, kale duvarı.
Ba's
Gönderme, gönderilme. Diriliş, ihyâ uykudan uyandırma.
Basir
Görücü, müdrik olan. Anlayışlı. Hakikatları anlayan. Kalb gözü ile gören.
Basiret
Hakikatı kalbiyle hissetme, anlama.
Bast ve kabz
Allahü teâlânın cemâl tecellisi ile kalbin sükûn ve huzûr bulması ferahlaması. (Mukâbili ise, kabz hâlidir.)
Batman
Eski ağırlık ölçülerinden (7.692)
Bedâyi
Eşi, benzeri olmayan güzel mükemmel ve yeni şeyler.
Bedevi
Çölde yaşayan, göçebe. Medeni olmayan.
Bediat
Tabii güzellikler, hayret verici güzellikte olan.
Bedihi
Akla kendiliğinden gelen. Delilsiz, açık olan, belli.
Beis
Zarar, kuvvet ve şiddet, zahmet.
Bekâ
Bâki olma, devamlılık, sebat evvelki hâl üzere kalma, evliyâlıkta makamların sonu.Hakikatte; bekâ makâmına kavuşanın nefsi emmârelikten kurtulmuştur. Rabbinden râzı olmuştur. Kelâmda; varlığının aslâ sonu olmayan Cenâb-ı Hakkın bir sıfatıdır.
Bekâbillah
Tasavvufta evliyânın kalbinde yanlız Allahü teâlâyı bulundurmak. Vilâyet makamlarının en sonu.
Belâ
Musibet, âfet, gam, keder.
Belâdet
Akılsızlık, budalalık, sersemlik, iz'ansızlık.
Belâgat
Düzgün ve yerinde konuşma, güzel söz söyleme san'atı.
Bende
Köle, hizmetçi, bağlanmış olan.
Berâet
Temize çıkma, bir da'vânın neticesinde suçsuzluğu anlaşılma.
Berâhime
Hind ve mecûsilerin din adamları, reisleri, başkanları.
Berât
Rütbe, nişan, imtiyaz verildiğini gösteren ferman.
Berberi
Afrika'nın kuzeyinde oturan halk (Mısır hâriç). Berber kavmine mensup olan.
Bereket
Bolluk, çokluk, feyz, cenâb-ı Hakkın lütfu, ihsânı.
Beri
Kurtulmuş, temiz sâlim kusur ve noksanı olmayan.
Berid
Haberci, sürücü, dört fersah mesâfe.
Berzah âlemi
Kabir hayâtı, dünyâ ile âhiret  arası, iki âlem arası.
Beşâret
Müjde, sevindirici haber.
Beşâet
Güleryüzlülük, güleryüz.
Beşer
İnsanoğlu, âdemoğlu.
Bevâtın
Gizli kapalı şeyler, açık olmayan.
Beyân
İzâh etme, açıklama, anlatma.
Beylerbeyi
Osmanlı eyâlet umûmi vâlisi. Sancak beylerinin başı.
Beyt
Ev, hâne. İki satırlık manzum yazı. Geceyi bir işle geçirme.
Beyt-i makdis
Mukaddes ev, Kudüs'deki Mescid-i Aksâ.
Beyt'ül-mâl
İslâm devletinde mâliye hazinesi.
Beyyine
Şâhid, delil.
Bezm-i Elest
Cenâb-ı Hak, rûhları yarattığında: ''Ben Rabbiniz değil miyim?''diye sorduğunda rûhlar; ''Evet''diye cevap verdiler. Bu âna ''Elest meclisi'' veya ''Bezm-i Elest'' denir.
Bezzâz
Kumaş satan tüccâr, manifaturacı.
Biat
Bağlı olduğunu, i'timâdını bildirmek. Birisinin hükümdarlığını kabûl etmek.
Bid'at ehli
Peygamber efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) ve Hulefâ-i Râşidin (dört halife) zamânında olmayıp, dinde sonradan uydurulan şeyleri yapanlar.
Bidâyet
İlk olarak, başlangıç.
Bi'set
Peygamberlerin ve peygamber efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) nübüvvetinin bildirilme zamânı.
Buğd-i fillah
Allahi teâlânın düşmanlarına düşman olmak.
Buhl
Cimrilik, pintilik.
Buğzetmek
Sevmemek, bir kimse hakkında gizli, kalbi düşmanlık beslemek.
Büdelâ..
Ebdâl, evliyâ zümresinde bir cemâat.
Bühtan
İftirâ.
Bürde
Hırka, palto, üstten giyilen elbise.
Bürhân
Delil, hüccet,inkârı mümkün olmıyacak şekilde isbat vâsıtası.
Büzürgân
Büyükler, veliler.

 

Câiz
Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil. Olur, olabilir.
Câize
Azık, yol yiyeceği. Hediye, armağan, bahşiş.
Câriye
Muhârebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi. Akıcı olan. Seyreden, giden.
Cebbâr
Allahü teâlânın esmâ-ü hüsnâsından. İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan. Kudret sâhibi.
Cebr
Zor, zorlama. Düzeltme, tamir etme.
Cebriyye
Bozuk fırkalardan. Kulun hiç bir fiil, irâde ve kudrete sâhip bulunmayıp, yanlızca ilâhi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kâbul ederler.
Cedel
Nizâ. Hakkı bulmak için  olmayıp, gâlip görünmek için çekişme.
Cehâlet
İlimden ve her nevi müsbet ma'lûmattan habersiz olmak. Câhillik, bilmezlik.
Cehd
Gayret. Nefsin isteklerine karşı gelmek. Güç ve kuvvetini ziyâdesiyle sarf etme.
Cehennem
Allahü teâlânın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçınmıyan ve o'na inanmayanların âhirette cezâlandırılacakları yer.
Cehl-i mürekkeb
Çok câhil. Bilmemekle berâber, bilmediğini de bilmemek.
Celâdet
Yiğitlik, bahadırlık, metânet.
Celâl
Allahü teâlânın kahrının ve azametinin tecellisi. Sonsuz derecede büyüklük. Hiddetlik, hışım.
Celâllenmek
Hiddetlenmek,kızmak.
Celb
Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek.
Cemâd
Taş, toprak, ma'den gibi cansız olan cisimler.
Cemâl
Allahü teâlânın lütuf ve ihsânı ile tecelli etmesi. Yüz güzelliği.
Cem'iyyet
Topluluk, birlik,Hey'et. Bir yere toplanma.
Cennet
Allahü teâlâya inanıp emirlerini yapan ve yasaklarından kaçınanların âhirette mükâfaatlandırılacakları yer.
Cepken
Bir nevi örtü.
Cerbeze
Hikmetin aşırı olması, ukalâlık.
Cerh
Yara. Yüz ve baştan başka uzuvlardan birisini yaralamak. Birisine söğmek. Bir kimsenin fikrini çürütmek.
Cerh ve ta'dil
Hâfız ve mütehassıs bir hadis âliminin, günahkârlık, yalancılık. gibi sebeplerle, bir râvinin rivâyetini reddetmeye ''Cerh''; bir râviyi, rivâyeti kabul olunacak şekilde vasıflandırmaya, böyle olduğunu açıklamaya ''Ta'dil denir.
Cerib
Arab yarımadasında kullanılan 216 litrelik bir hacim ölçüsü. Dönüm.
Cerir
Devenin boynuna taktıkları ip.
Cevâd
Çok ihsân edici, çok cömert.
Cevdet
Kusursuzluk, güzellik, iyilik, cömertlik.
Cevher
Bir şeyin özü. Kıymetli taş, elmas. Element.
Cevr-ü cefâ
Haksızlık, ezâ zulüm.
Cezbe
Allahü teâlânın muhabbetiyle kendinden geçme hâli. İstiğrak.
Cibâyet
Vergilerin ve diğer devlet gelirlerinin tahsil edilmesi.
Cibril (Cebrâil)
Allahü teâlânın emirlerini peygamberlere getirmekle vazifeli melek. Dört büyük melekten biri.
Cidâl
Sözle mücâdele, güzel ahlâka yakışmayan tavır ve hareketler.
Cife
Leş. Kokmuş et, ölü hayvan.
Cifr
Harflere verilen sayı kıymeti ile, geçen hâdiselere, ibârelerden târih ve isme dâir işâretler çıkarma ilmidir.
Cihâd
Allahi teâlânın dinini yaymak için din düşmanlarıyla ve nefsle yapılan mücâdele.
Cimri
Pinti. Kimseye bir şey vermek istemeyen. Hasis.
Cinâs
Benzeyiş, münâsebet . Bir çok ma'nâya gelebilen söz.
Cin (peri)
Ateşin alev kısmından yaratılmış cisimler olup her şekle girebilen ve gözle görülemiyen mahlûklar. Mükellef olup, âhirette Cennete veye Cehenneme gideceklerdir.
Cisim
Varlığı bilinen, mekânı ciheti, uzunluğu, genişliği, derinliği olan şey.
Cizye
Gayr-i müslimlerden alınan vergi, haraç.
Cûd
Cömertlik, eli açık olmak. Muhtaçlara yardım etmek.
Cübn
Ürkeklik, korkaklık. Korkak olma.
Cülûs
Oturma, oturuş. Pâdişâhların tahta geçmesi.
Cür'et
Cesâret, yiğitlik, korkmadan ileri atılma.
Cürüm
Kabahat, kusur hatâ, isyân kânun hilâfına hareket.
Cüz
Kısım, parça. Kur'ân-ı kerimin otuzda bir parçası.
Çeşti Hâcegânı
Çeştiyye yolunun büyükleri.

 

Dabbe
Kapıya koyulan yassı enli demir. Kabile ismi.
Dabbet-ül erd
Kıyâmet kopmadan önce ortaya çıkacak olan dehşetli bir mahlûk. Mü'min ve kâfirleri ayırıp, alınlarına Cennetlik ve Cehennemlik mührünü vurur.
Dalâlet
İmân ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikattan ayrılmak.
Danik
Bir dirhemin dörtte biri. Mangır.
Danişmend
 Bilgili. İlim sâhibi. Kadıların ve müderrislerin yanında stajyer olarak çalışan.
Darb-ı mesel
 Misâl olarak söylenen meşhûr söz. Atasözü.
Dâr-ı gurûr
Gurur evi. Dünyâ.
Dâr-ül fünûn
Osmanlı Devletinde yüksek ilimlerin öğretildiği yer. Bugünkü üniversite karşılığıdır.
Dâr-ül harb
Harp meydanı. Kâfir memleketi. İslÂmi hükümlerin uygulanmadığı yer.
Dâr-ül hadis
Hadis-i şerif ilimleri okutulan medreseler.
Dâr-ül hilâfe
Hilâfet merkezi, İstanbul.
Dâr-ül İslâm
İslâm memleketi. Müslümanların hâkim olduğu yer.
Dâr-ül Kur'ân
Kur'ân-ı kerim okutulan yer. Medrese
Dâr-ün nedve
Münâfıkların toplanıp, Peygamberimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) aleyhinde karar aldıkları yer.
Dâr-üs-selâm
Cennet. Bağdat'ın eski adı. Selâmet yeri.
 Dâr-üş-şifâ
Şifâ yurdu. Sağlık yurdu. Tımarhâne.
Da'vâ
Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye mürâcaatı.
Da'vet
Ziyâfet. Çağırma. Duâ. Bir fikri kâbul ettirmek için delil getirme, gayret gösterme.
Deccâl
Hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren. Cennet dediği Cehennem, Cehennem dediği cennet. Kıyâmet kopmadan önce çıkacak ve Hazreti İsâ (aleyhisselâm)ile Hazreti Mehdi tarafından öldürülecek.
Defterdâr
Bir vilâyetin mâliye işlerine bakan kimse. Osmanlı Devletinde mâli işlerin başındaki me'mur.
Defterhâne
Malların tasarruf muâmelelerinin yapıldığı ve kayıtlarının muhâfaza edildiği yer.
Dehâ
Öok akıllılık. Zekiliğin ve anlayışlılığın son derecesi. İleri görüşlülük.
Dehri
Kıyâmetin kopmıyacağına ve âhireti inkâr eden, rûhun cesetle birlikte öldüğüne inanan sapık kimse.
Delil ve delâil
Deliller. Bürhânlar. İsbat vâsıtaları.
Denâet
Alçaklık. Çok fenâ.Âdilik.
Ders vekili
Bâyezid Medresesi'nde şeyhülislâma vekâleten ders vermek üzere müderrisler içinden seçilen âlim. Sonraları medreselerde tedrisatla mükellef olan me'murlar için de kullanılmıştır.
Derk-i esfel
Cehennemin en dibi.
Desise
Hile.
Deyn
Zimmetinde bulunan şey. Satış ve ödünç verme veyâ başka sebeblerle ödenmesi lâzım olan borçtur. Alış-verişte, hazır olmayıp ayrı olarak bulunduğu yeri bildirilmeyen her türlü mala; veye hazır olup da, ayrı olarak gösterilmeyen kıyemi mala denir.
Dil
Lisan. Tat alma duygusu ve konuşma uzvu, gönül, kalb.
Din
İnsanları, dünyâda ve âhirette seâdete götürmek için, Allahü teâlâ tarafından peygamberler vâsıtasıyla gösterilen yol.
Dirhem
Osmanlılar zamânında kullanılan 4.8 gram olan ağırlık.
Divân-ü hümâyun
Sadrâzam, Şeyhülislâm, kadıasker, Defterdâr gibi devletin ileri gelenlerinin huzûrunda, halkın şikâyet ve davâlarının dinlenip hâl olduğu yer, meclis. Pâdişâh huzûru.
Divân
Büyük meclis. Şâirlerin şiirlerini topladıkları kitab.
Diyânet
Allahü teâlâ ile kul arasında olan işler. Dindarlık. Dinin emirlerine uygun hareket etmek. Din işleri.
Diyet
Kan bedeli.Öldürülen bir kimse için en yakın vârisine kâtilin ödemesi dinen emrolunan para veyâ mal.
Dönüm
Şimdiki ölçülere göre bin metrekarelik alan.
Duâ
Allahü teâlâ'ya yalvarma, niyâz tazarru. O'ndan hayır va rahmet dilemek, istemek.
Dürr
İnci tânesi.
Dürr-i beyzâ
Parlak, büyük inci.
Dürzi
Suriye'nin güneyi ile Ürdün ve İsrâil'de yaşıyan bir kavimdir. Dalâlet fırkalarından en bâtıl yola sapmışlardır. Tenâsühe inanırlar. Tanrılık insandan insana geçer derler.
Düstûr
Umûmi kâide. Kânun, nizâm. Nümûne. İzin, müsâade.

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

July 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

July 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

July 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

July 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

July 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

July 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

July 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

July 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

January 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

July 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

July 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

February 06, 2009