Bütün büyük dinlerde mistik yorumlar ve bunlar etrafında toplanmış guruplar vardır. İslâm'da da önce zühdü (dünya nimetlerine değil, ebedî hayata, Allah ile ilişkiye ve erdeme yönelmeyi, bunlara öncelik vermeyi) vurgulayan naslar ve Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında yaşanmış örnek zühd hayatı üzerinde yoğunlaşan fertler ve guruplar meydana çıkmış, sonra bu guruplar içinden, madde ötesi âlemle ilgili nasları farklı yorumlayan, bu yorumlara uygun bir ilişkiler ağı kuran, din ve dünya görüşü oluşturan kimseler yetişmiştir. Farklı yaşantıdan farklı bilgi, zevk ve vecde doğru gelişerek değişen bu harekete tasavvuf, mensuplarına sûfî ve mutasavvıf, çeşitli kriterlere göre oluşmuş iç fırkalarına tarîkat denmiştir. Bir yanda vahdet-i vücûd, vahdet-i şühûd gibi bir epistemolojik ve ontolojik temel üzerinden yürünerek ortaya konmuş bulunan İslâm anlayışı diğer yanda yaratan Allah'ın farklı (vâcib, ezelî, ebedî, tek ve benzersiz...) varlığını yaratılmışların varlığından ayıran, nasları, zorunlu olmadıkça zahir mânâlarından saptırmayan kelâmcı ve fıkıhçıların İslâm anlayışı tarih boyunca yanyana var olmuşlardır. Aralarında zaman zaman çatışmalar meydana gelmiş, karşılıklı olumsuz değerlendirmeler yapılmış ise de genel olarak bu iki eğilim birbirini dışlamadan yekdiğerini bir meşrûiyet çerçevesine yerleştirmenin yolunu bulmuşlar, sahtesini (dolayısıyla meşrû ve mûteber olmayanını) sahih olanından ayırmak için de sağlam ve ortak ölçütler koymuşlardır. Maddî sağlığı korumak için alınan onca tedbire rağmen yine de münferit veya salgın hastalıklar olabildiği gibi dinî ve manevî alemde de sapmalar, sahte iddialar, istismarlar olabilmiştir. Ama sosyal vakıaların yasaklamalar ile ortadan kaldırılamayacağını, bu tedbir ile ıslâh da edilemeyeceğini bilen geçmişlerimiz (ulemâ ve yöneticiler) ârızaları ortadan kaldırmanın yolunun öğretmek ve eğitmek olduğu husûsunda ısrar etmiş ve bunu gerçekleştirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyet, kendine mahsus bir çok sebep ve gerekçeye dayalı olarak tarîkatları yasakladı, tekkeleri kapattı, ama bu vâkıa yok olmadı, yerin altına indi, gizlendi, gözlerden ve denetimden uzak olarak varlığını sürdürdü, derken son zamanlarda örnekleri gözlerimizin önüne serilen sahtelikler, acaiplikler, rezillikler, cehaletler oluştu. Fakat şunu herkes biliyor ki, bu manzaranın/yapının tamamı değildir, özellikle seçilen, bazan da oluşturulan bir kısmıdır. Yapının gözlerden uzak tutulan kısımları vardır; burada klâsik tasavvuf ve tarîkat anlayışı, bilgisi, inancı ve ahlâkı - önemli bir gelişme kaydetmeden kendini tekrar mâhiyetinde de olsa- sahih olarak devam etmektedir. Bu kesimdeki tarîkatların tamamı siyasetin içinde değildir, programlarında siyasete hiç yer vermeyenler, bunu mâsivâ (Allah'tan gayrı) ile iştiğal sayanlar vardır. Siyasete de yer verenler arasında şiddeti, silâhlı ayaklanmayı araç olarak görenler ve teklif edenler varsa bunlar da devede kulaktır.
İkide birde kamu oyuna, ya cahil, sahtekâr, ahlâksız... veya tarîkatı siyasete âlet eden örnekler sunulunca bundan iki olumsuz sonuç ortaya çıkıyor: 1. Halkın bir kısmı tasavvuf ve tarîkatı yanlış tanıyor, yanlış algılıyor, çevresinde bulunan derviş kişiler hakkında kötü zanlar ediniyorlar; bu da toplum kültür bütünlüğünü olumsuz etkiliyor. 2. İşin içyüzünü bilen ve hattâ yaşayanlar ise fotoğrafın sahte/montaj, taraflı, kısmî olduğunu görüyor, bunu yapanlara karşı güvensizlik, yabancılaşma, öfke gibi olumsuz duygular ediniyorlar.
Bu bilgi ve iletişim çağında insanları/toplumu masal anlatarak aldatmak da, uyutmak da mümkün değildir. Yapılması gereken şey yasaklara, tek taraflı ve yanlı takdimlere (sunulara), telkinlere son vermek; özgürlük, şeffaflık, doğru ve tam bilgi ortamında olayları ve olguları tartışmak, dinin, aklın, ilmin rehberliğinde doğrulara ulaşmak ve hayatın kurallarını bu doğrular üzerine bina etmektir


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009