Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bir duygu ve tavır olduğunda hemen herkesin birleştiği bir kavram "hoşgörü". Ne var ki, sıra uygulamaya geldiğinde toplumumuzda hoşgörülü davrananların sayısı oldukça azalmış gözüküyor. Okumuş, yazmış, önemli makamlara gelmiş kimselerin, kendi inanç, düşünce ve değerlerine taassupla bağlandıkları, başkalarına neredeyse insanlıktan pay, hayattan nasip tanımadıkları görünüyor. Kendilerini ileri, aydın, çağdaş sayanlar, yetmiş iki millete bir göz ile baktıklarını etrafa yayanlar, farklı inanan, düşünen ve yaşayanlara tahammül edemiyor, demokrasi ve insan haklarının bunlar için geçerli olmadığını ya düşünüyor yahut da açıkça ifade ediyorlar.
Biz millet olarak öteden beri böyle olsaydık "neden değişmiyor, iyileşmiyoruz?" diye sorardık. Halbuki gerçek böyle olmadığı için "neden değiştik, kötüleştik?" diye sormamız gerekiyor. Böyle bir değişmenin elbette birden fazla sebebi vardır, ancak burada üç sebep üzerinde durmak istiyoruz: Bilgisizlik, eğitimsizlik ve tahrik.
Farklı inanç, düşünce ve davranış gurupları birbiri hakkında, doğrunun yanında eksik ve yanlış bilgilere sahip bulunuyor, ayrıca lafızları aynı, mânâları her birine göre farklı kelimeleri kullanarak tartışırken, birbirlerini itham ederken "durup bir anlamaya" yönelmiyorlar. Gönüller, kafalar kırıldıktan, millî servet heba edildikten sonra "ben şöyle anlamıştım, ruhu kastetmiştim" demeye başlıyorlar.
Hoşgörü yalnızca bir bilgi meselesi değildir, aynı zamanda bir eğitim konusudur, eğitimle kazanılacak bir yaklaşım biçimidir. Bizim eğitim sistemimizde hoşgörüyü de ihtiva eden kendi değerlerimizden yola çıkarak evrensel değerlere ulaşan bir ahlak terbiyesinden söz etmek ne yazık ki mümkün değildir. Telkin edilen, sınıflar, nesiller, tabakalar, bölgeler... arası çatışmadır, çelişmedir, mutluluğu maddede arama, gerekli maddeye, meşrûiyyet sınırı tanımadan en kısa yoldan ulaşmadır.
Bu milletin birliğini, beraberliğini, güçlenmesini, kalkınmasını çekemeyenler, kendi menfaatlerine aykırı görenler, tabii sınırlarında kalması, hoşgörü ile karşılanması gereken farklılık ve ihtilafları tahrik ediyor, büyütüyor, çarpıtıyor, bilgi ve eğitim eksikliğinden de yararlanarak bölücülüğe vesile kılıyorlar.
Eğer bu teşhiste ve sebep-sonuç ilişkisinde mutabık isek ülkesini ve milletini seven insanlara düşen vazife, hoşgörüsüzlüğün sebeplerini ortadan kaldırmak için harekete geçmek, genel bir ahlak eğitimi için seferberlik ilan etmektir.


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009