10 Soruda Hz. Mevlana - Mevlevilik - Semâ

Şemsi Tebrizi Hz. Mevlana'daki hangi eksikliği tamamlamak için gelmiştir?

Hz. Mevlana ile Hz. Şems'in buluşmasından önce Hz. Şems, Allah'ım bana beni bu dünyada anlayacak bir veli kulunu göster diye dua eder. Sonra Allah'a danışmak için istihare'ye yatar ve iki gece üst üste rüyasında Hz. Mevlana'yı görür, onu bulmak için Konya'ya gider. Hz. Mevlana'da o dönemki en önemli Hadis Profesörlerindendir ve medresede ders vermektedir (O zamanki medreselerin şimdiki karşılığı üniversitedir); ilahiyat konularındaki ilmi ve bilgisi o dönemki üstatlarla örneğin Hz. Sadreddin Konevi gibi Profesörlerle eşit düzeydedir. Ama manevi ilimlerden olan  Aşk ilmine henüz sahip değildir. Çünkü Aşk ilmi okunarak değil bizzat birey tarafından manevi bir Hoca'nın yol göstericiğinde ta'lim ve terbiye edilerek tecrübe ile öğrenilebilir. Hz. Şemsi Tebrizi'de de Hz. Mevlana'yı Aşk ilmine ulaştıracak Hocalık tecrübesi vardır. Böylece Hz. Mevlana büyük bir hadis Alimi iken Aşk ilmini öğrenmek için  yeniden talebe olur. Ve daha sonrasında Manevi ilimler Hocası Şemsi Tebrizi'yi bile  Aşk ilminde kat be kat aşar. Hz. Mevlana çağımızda bile Aşk Burcunun Sultanı olarak kabul edilirliliğini korumaktadır.

 

Hz. Mevlana neden Farsça yazmıştır?

Selçuklu Saray dilinin Farsça olması, Hz. Mevlana'nın elit ve entellektüel bir zümreye hitap etmesi, Farsçanın şiirsel edebi anlatım kolaylığı  yönünden zengin bir lisan olması dolayısıyla Hz Mevlana Farsça eserler vermiştir. Mesnevi'nin içinde geçen bazı müstehcen hikâyeler bugün dahi halk arasında ayıplanmalarla karşılanıp anlaşılamazken, o çağda böyle amiyane davranışlara sebebiyet vermemek adına Farsça yazmayı tercih ettiği görüşü de hâkimdir.

Semâ nedir?

Semâ; sözlükte işitmek anlamına gelir. Allah'ın "Semî" sıfatından yola çıkarak onun tüm yarattığı varlıklardaki sesi işitip, bu sesi rûhunun imbiğinden süzüp bedeninin yaşayan tüm hücrelerine Allah'ın ruhları ilk yarattığı zamanda "Ben sizin Râbbiniz değil miyim?" diye sorduğu soruya: Tüm iç ve dış uzuvlarının estetik bir haldeki uyumuyla "Belâ, sen bizim Râbbimizsin"  cevabını Râbbine hem ruhen hem de bedenen tasdik etmesidir.Âl-i İmran Sûresi'nde "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve 'Rabb'imiz, bunu boş yere yaratmadın, seni tesbih ederiz, bizi ateşin azabından koru.' derler." buyurulmaktadır. Semâ, Mevlevî yoluna mahsus bir zikir tarzıdır.

 

Semazenlerin kıyafetleri neyi simgeler?

Mevlevilikte semazenlerin kıyafetlerinin her birinin ayrı ayrı anlamı vardır. Bunlardan Siyah hırka, nefsin mezarını; Tennure, saflığı, nefsin kefenini ;sikke,nefsin mezar taşını ifade eder. Mevlânâ zamanında Mevleviler o devrin kıyafetlerini giymekteydiler. Zaman içinde kıyafetler değişti; fakat Mevleviler, Selçuki tarzdaki kıyafetlerini muhafaza ettiler.

Semazenlerin hareketleri ne anlamlar ifade eder?

Semazen'in hareketlerinin anlamları ise; niyaz vaziyetinde ellerini çapraz olarak omuzlarında birleştirip sağ ayağının baş parmağını sol ayağının baş parmağı üzerine gelecek şekilde koyarak dik bir şekilde ayakta durması Allah'ın tek olduğunu yani tevhid'i temsil eder. Semâ ederken Semâzenin sağ elinin ayası yukarıya doğru sol elinin ayası aşağıya doğru bakacak şekildedir. Sağ elinin ayasının yukarı doğru açılması, Allah'ın merhametini dilemeyi, sol elinin ayasının aşağıya doğru olması da, Allah'ın gazabından korkmayı simgeler. Semâ vaziyeti sanki ters bir "la" şeklindedir insan gövdesiyle beraber  "illa" ya tekabül eder. "la" ve "illa", müslümanlığın esas temeli olan "la ilahe illallah"(Allah'tan başka ilah yoktur) sözünü temsil etmekle  beraber mutlak varlığı ispat, ondan başka bütün aslı olmayan varlıkları reddetme esasını içine alır.

 

Mevlevi ayinlerindeki dört selamın anlamı nedir?

Mevlevi Ayinlerinde dört selamın ayrı ayrı anlamı vardır:  Birinci selam, ilmi bilmeyi; ikinci selam, bildiğini gidip görmeyi; üçüncü selam, bildiğinle hemhâl olmayı, dördüncü selam, tam olarak bildiğini geri dönüp anlatmayı ve bildiklerinle amel ederek örnek bir kul olmayı temsil etmektedir.

 

Semâ kıyafetlerinde ve Ayin ritüellerinde değişiklik yapılmış mıdır?

Hz. Mevlana zamanında semâ, bir merasime tabi değildi. İçinden geldiği zamanlarda, bir kurala bağlı kalmaksızın dini ve tasavvufi bir coşkunluk (vecd) vesilesiyle bazen bir dost meclisinde, hatta bazen yolda yürürken dönerek zikretmeye başlardı. Sonradan sonraya oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir talim ve terbiye içine alınmış, sıkı bir ritüele bağlanmış;bu ritüelin icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur.Mevlevîhanelerin açık olduğu dönemde sema ayini, vakit namazının kılınmasıyla başlardı. Ardından Mesnevî dersi yapılarak semâya geçilirdi. Günümüzde semâya namazdan sonra Mesnevî ile başlama usûlüne her zaman riayet edilmemektedir.

Mevlevi Ayinlerinde en çok hangi enstrümanlar kullanılır ve neden?

Ney: Hz. Mevlana'nın mesnevinin ilk 18 beyitin de, ney remz'ini kullanarak olgun insanı anlatması nedeniyle; Ney enstrümanının Mevleviler arasında manevi bir değeri vardır. Mevlevi müziğinin baş enstrümanlarından biridir. Neyden çıkan "Hu" sesi Allah'ın nurlu nefesinden ruhları yaratışını ve ruhların topraktan yapılmış bedene girmesi için çıkarttığı sırlı melodiyi simgeler.

Kudüm: "Kûn" sesini yani Allah'ın "Ol" emrini simgeler. Allah'ın âlemleri yaratışındaki ilk emri temsil eder. Mevlevi ayini esnasında en önemli enstrümanlardandır. Hatta; Kudümzen başı (Kudüm çalan kişi) Mevlevi Ayinini icra eden Mutrib heyetininde (Müzik Topluluğu) şefidir.

Eski zamanlarda Mevlevi Dergâhına girişin adâbı, kuralları nelerdir?

Dergâha yeni girecek derviş adayı dergâha girebilmesi için öncelikle dervişlerden biri tarafından refere edilmeliydi. Mevlevî olmaya karar veren kişi gençse, ailesinin rızâsı alınırdı. Kendisine bu yolun güçlükleri anlatılır, ısrâr eder ve kabûl olunursa. Sonra dergâhın Mutfağının dış kapısının yanındaki dergâha dervişlik aday adayları için hazırlanmış mekânda 3 gün diz üstünde (Namaz esnasındaki Kadde hali gibi) oturarak bekletilirdi. Bu bekleme esnasında derviş aday adayı kesinlikle konuşmaz ve hareket edemezdi. Sadece namaz ve temel ihtiyaçlar için yerinden kalkabilirdi. Üç gün sonra huzûra çıkar, hâlâ kararında durduğunu söylerse; Derviş aday adayı önce mutfağa alınır ve burada "Matbah Dedesi"nin yanında tarikatın kurallarını öğrenmeye başlardı. Geldiği elbiseyle on sekiz gün getir-götür işlerine bakardı.

Dervişlikte kaç mertebe vardır ve dervişler nasıl mertebe yükselir?

Dervişlikte on sekiz mertebe vardır (Mesnevinin ilk onsekiz beyitinin Hz. Mevlana'ya ait olması hasebiyle onsekiz mertebe kuralı konmuştur.)ve bu mertebeler "Sır Dedesi, Matbah Dedesi ve Sema Dedesi"nin onayından geçerek Dergah Dedesine bildirilirdi. Sonra da Konya'daki "Çelebi" makamından da onay alındıktan sonra derviş mertebe almış olurdu. Mevlevi Dergâhlarında icâzet (yazılı onay) almak çok önemli bir gelenekti. Hatta Mevlevi Dergâhlarının Dedelerinin isimleri Devlet yönetimlerinin ilgili birimlerine muhakkak bildirilirdi. Soy kütükleri gibi Dergâh kütükleri oluşturulmuştu. Bütün dervişlerin isimleri ve hatta ailesinin isimleri (Anne,Baba,Eş ve Çocuklar) dahi bu dergâh defteri kütüklerine kronolojik olarak işlenmiştir.

 

Mevlevilikte Derviş adayının yerine getirmesi gereken " Çile"nin anlamı ve aşamaları nedir?

Mevlevi çilesi devamlı inziva, halvet, uzlet, oruç ve sadece ibadetle meşgul olma gibi insan gücünün üstündeki zorluk ve mahrumiyetle dolu bir çile değildi. Ayrıca Mevlevilikte çile çıkarmak için karanlık bir odaya da kapanmak yoktu. Çile, Mevlevilikte katiyen nefse zulüm, işkence etmek değil; bilakis son derece ölçülü bir yalnızlık ve dünya işlerinden el çekme vardı. Kısaca kendini tanıma devresiydi.

 

Mevlevîlik, mânevî bir eğitim sistemi olarak yola giren derviş adayları binbir gün (1001 sayısı Hz. Mevlana'nın tüm hayatı boyunca çekildiği halvet günlerinin toplamına denk gelir.Bu sebeple derviş adayının çile günleri toplamı 1001 gündür.) süren "çile" denilen bir eğitimden geçiyordu. Çile şöyle uygulanıyordu:

 

On sekiz günün sonunda, bütün bu hizmetlerin yürütülmesini ve adayın bu hizmetler karşısındaki psikolojik tavır ve tutumunu gözleyen kişi Aşçı Dede idi. Aşçı Dede aday hakkında olumlu bir karara varırsa ilk onsekiz günlük hizmet müddetinin bitiminde onun dışarıya ait kıyafetinden soyunarak hizmet elbisesini giymesine izin verilir. Böylece çileye soyunmuş olurdu. Bunun yanında bir de " Sır Dedesi"ne teslim edilirdi. Sır Dedesi o kişinin rüyalarını ve manevi hallerini yorumlar ve derviş adayının yükseldiği mertebeyi diğer Dede'lerle istişare ederek belirlerdi. Ayrıca "Semâ Dedesi" de Semâ talim ve terbiyesi hakkında bilgi verir ve derviş adayına Semâ meşk etirirdi. Ayakçı, Semâ çıkarmadıkça yani Semâ'ı öğrenmedikçe sikke giymezdi. Kendisine geçici bir sikke verilir ve mübtedi mukabelesi (yeni talebe karşılaması) yapılırdı. Yeni bir derviş adayı geldiğinde ayakçılık hizmeti değiştirilir pazarcı olurdu. Pazarcı gerekli olan ihtiyacı alır dergâha götürürdü. Pazarcının sırtında bir havlu belinde de bir zincirle bir maşa bulunurdu. Böylece hizmete bağlı olduğu anlaşılırdı. Pazarcı kimseyle konuşmadan oyalanmadan alacağını alıp dergaha giderdi.

 

Pazarcı bu hizmetten sonra bulaşıkçı, sofrayı kurup kaldıran somatçı, içeri meydancısı gibi hizmetlerde bulunur binbir günlük çilesini bu hizmetlerle geçirirdi. Bu müddet zarfında namaz vakitleri tekkenin mescidine gider, sabahları namazdan sonra İsm-i Celal (Allah) okunurken halkaya katılır, İsm-i Celal'den sonra Dedelerle meydana girerken hizmet tennuresini çıkarır Semâ tennuresini giyer, üstüne Destegül giyip sırtına hırkasını alırdı. Diğer vakitler Destegül giyemez sırtına hırkasını alamazdı.

 

Derviş adayı olan kişinin Matbah-ı Şerif (Hayırlı, Bereketli Mutfak) 'de  başlayan nefs terbiyesinin yanı sıra manevi ve pozitif ilim eğitimine de devam edilirdi. Seviyesine göre okuma-yazmadan yüksek tahsile kadar her türlü dersler öğretilirdi. Böylece herkes istidadına göre yönlendirilirdi. Derviş adayı, mutfakta başladığı eğitimine dedelerin hücresinde devam ederek adeta bir sanat okulu, bir akademi, bir üniversite mezunu bilgisine sahip olurdu. Bu dersler herkese açık olup dostlar ve halktan kimseler de katılırlardı.

 

Çile sırasında derviş adayı devamlı sınanırdı. Aynı iş "olmamış" denerek birkaç kez yaptırılır emre uyulup uyulmadığı kontrol edilirdi. Derviş adayının takındığı tavır samimiyetinin ve olgunluğunun bir ölçüsü kabul edilerek sabır ve tahammülü ölçülürdü.

 

Röportaja son verirken bir şiirle noktalayalım.

 

DUY!

 

Duy! Yanacak dudaklarımız her dem

Her dem ki sonu hiç olmaktır madem

 

Madem hiçlik olgun olan rûhadır

Rûhun huzuru Âşıka bâhâdır

 

Bâhâda kelâmdır Ârif cânlara

Cân kulak olur Mesnevihanlara

 

Mesnevihan duyurur Mevlâna'yı

Mevlâna dile getirdi bu Nây'ı

 

Nây inleyerek yırttı perdeleri

Perde kalktı coşturdu zerreleri

 

Zerreler ilâhi Râksla buldu cân

Cân Semâ'da kavuştu cânâ o ân

 

O ân hiçliktir kalkar varlık aradan

Aradan kalkınca varlığın olursun Mevlâ'dan

 

Can Çelebi


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009