Mürşit:
 
Tasavvufta tabi olunan kamil insan örneği.
 
Mürşit, mürid için manevi baba sayılır. Hatta mürşide baba şeklinde de hitap edilir. Hz. Muhammed'e de sahabenin baba olarak hitap etmesiyle ilgili manevi ve gerçek babayı ayırmak üzere olan bir Kuran ayeti şöyledir:
 
Ahzab Suresi
40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir.
 
Tövbe (tasavvuf):
 
Bu makalede bir tasavvuf terimi olarak tövbe anlatılmıştır, tövbe sözcüğünün diğer anlamları ve kullanımları için lütfen tövbe makalesin bakınız.
 
Tövbenin tasavvuf anlayışında farklı bir manası ve kullanımı vardır.
 
Tasavvufta mürşidin huzurunda yapılan tövbeyle bireyin müritliği başlar. Bu tövbenin bireyin kendince yaptığı tövbeden farkı nasuh olmasındadır. Yani kamil bir tövbe niteliğindedir. Bireyin günahlarının kendi yaptığı tövbeyle affolunduğu, mürşidinin de bu tövbeye katılmasıyla da affolunan günahlarının toplamı kadar sevap yazıldığına inanılır.
 
 
Büyük tövbe:
 
Büyük tövbe tarikat yenilenmesi olarak da adlandırılır. Yılda en az bir kere mürşide gidilmeli ve tarikat yenilenmelidir.Yapılan bu tövbe ile kişinin yapmış olduğu günahlar ALLAH C.C tarafından silinir,aynen sevap hanesine geçilir.Böylece hem günahlar temizlenir hemde günahları kadar sevabı olur.ALLAH RESULU'NE Sahabiden birisi gelip bir günah işlediğini ve ne yapması gerektiğini sorar.ALLAH RESULU'de tövbe et der.Sahabi : Tekrar günah işlersem.ALLAH RESULÜ Yine tövbe et der.Taki günahı işlemeyene kadar.
 
Küçük tövbe:
 
Küçük tövbe ise tarikat yenilemeden günahların affı için yapılır.
 
Mürit:
 
Mürit, Arapça kelime anlamı olarak öğrenci demektir. Tasavvufta mürşide tabi olan bireylere verilen addır.
 
Vird:
 
Vird bit tasavvuf terimidir. Tasavvuf inancındaki zikrin bir çeşidi.
 
Tasavvufta belirli sayıda Allah denilerek nefsin durulmasını hedefleyen zikir çeşidine vird denir. Nakşibendi tarikatında gizli zikir esasken Kadiri tarikatı açıktan zikri tercih etmiştir. Sadatı Kiram'ın ismini ezberlemeden İhlas suresi zikri yapılır. İsimler ezberlendikten sonra; günde 5000 den başlayan Kalp zikri, 21000'den sonra Letaif zikri, 100000'den sonraysa Nefy u isbat zikrine başlanır yani Lailaheillalah denir.
 
 
Kalp Zikri
 
Letaif Zikri
kalp dersi 5 binde başlar ve her artırma 2 bin olmak üzere 21 bine kadar gelir. 21 binden sonra 23 bin atlanır, ve 25 bin letaif zikri başlar. letaif zikri 101 binde son bulur. kalp dersi yapılırken sağ el kalbin üzerinde durur. letaif zikrinde ise kalpde dahil olmak üzere 6 bölgede bulundurulur. bu 6 bölgeyi kısaca şöyle belirtebiliriz. kalp, ruh, sır, hafa, ahfa ve nefistir. bunların yerleri ise şöyledir. kalp sol memenin 4 parmak altında, ruh sağ memenin 4 parmak altında, sır sol memenin 2 parmak üzerinde, hafa sağ memenin 2 parmak üzerinde, ahfa gırtlak çukurunun 2 parmak altındadır, nefis ise iki kaşın arasındadır. örneğin salik 37 bin çekiyor bu sayıyı 6 letaifesi üzerinde tamamlar. ve 101 bine yaklaştığında bu letaifeler allah demeye, 101 bine geldiğinde ise vücudunun her yeri allah diyerek zikretmeye başlar. buna sultani zikir denilir. sultani zikir hasıl olduktan sonra salike nefyu isbat zikri telkin olunur. bu zikir şekli nakşibendi halidiye koluna aittir.
 
Nefy u isbat zikri
 
 
Şerîat:
 
İçtihad • Fetva
 
Şer'î Deliller
 
Aslî deliller:
Kur'an • Sünnet
İcma • Kıyas
Fer'î deliller:
Mesâlih-i mürsele • İstihsân
İstishâb • Zerâyi'
Örf-Âdet-Teâmül
Sahâbî kavli
Geçmiş Şeriatlar
Fıkıh Mezhepleri
Hanefi mezhebi
Şafii mezhebi
Maliki mezhebi
Hanbeli mezhebi
Zeydiyye • Caferiyye
Zahiri mezhebi
 
Diğer İslam Mezhepleri
 
 
 
Şerîat (Arapça), bir İslam dini terimi.
 
 
Etimoloji ve Tanım
Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilâhî emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın âyetleri, İslam'ın son peygamberi olan Muhammed'in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslâm bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilâhî kanun"dur. Bu açıdan anlam olarak din terimine benzeyen şeriat teriminin din teriminden farklılığı kullanım şeklindedir. Zira şeriat, "dinin insan eylemlerine (amel) ilişkin hükümlerinin bütünü", "dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı", "İslam Hukuku" gibi anlamlar için kullanılmaktadır. Kısaca dini hükümlerin bütünü ve dinin dünyevi ve maddi yönü olarak tanımlanabilir.
 
Şeriat sözcüğü şer' sözcüğü ile aynı kökten gelmektedir. Bu sözcük beyan etmek anlamında olup, şeriat koymak manasında da kullanılır. Şeriat koyana "Şâri'"denir. İslam dininine göre tek şâri' yani şeriat koyucu (yani kural/hukuk koyucu) Tanrı'dır. Tanrı'ya bundan dolayı "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği de olur. Ayrıca, İslam dininde peygamberler Allah'ın hükümlerini yani şeriatını ortaya koydukları ve insanlara haber verdikleri nedeniyle şari olarak anılabilirler. Şeriat sözcüğünün çoğulu "şerâyi"dir.
 
Şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). İslam dinine göre son peygamber olarak kabul ettikleri Muhammed'den önce de birçok peygamber gelmiştir. Bu peygamberlerin çoğunun Allah tarafından yeni bir şeriat yani kanun bütünü ile gönderildiğine inanılır. İslam'a göre Muhammed'in getirdiği şeriat önceki şeriatların bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın şu ayetinde görülebilir: "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu” (eş-Şûrâ, 42/13). .
 
 
Şeriatın Üç Ana Bölümü
 
Klasik İslam hukuku (fıkıh) alimleri, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir: İbadetler, muâmeleler ve ceza hukuku.
 
İbadetler: İbadet İslam'da, genel olarak Allah'ın hoşnut ve razı olduğu her çeşit eylemi kapsamına alır. Özel anlamda ise, âyet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, hac, zekât ve kurban İslam'daki ibadete örnek olarak verilebilir.
Muameleler: İnsanlar arasında medenî, ticarî, ekonomik ve sosyal bütün ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır. İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velâyet, vekâlet, vesâyet, miras, alış-veriş gibi toplum hayatının gereği olan tüm medenî muâmelelere ve hatta devletler hukukuna ait hükümler getirmiştir.
Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan ve/veya toplumsal düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedeni, mali veya caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar.
[değiştir]
İslam Şeriatının Kaynakları
İslam şeriatı klasik olarak temelde dört delile dayanır. Bunlar Şer'i deliller olarak da anılan: Kitap Kur'an, Sünnet, İcmâ' ve Kıyas'tır.
 
Kitap (Kur'an, içerdiği hükümler)
Sünnet (İslam'ın son peygamberi Muhammed'in söz ve fiilleri)
İcmâ' (İslam bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları konular)
Kıyas (birbirine benzeyen meselelerin hükümlerinde de benzerlik bulunması)
Fakat azınlıktaki bazı İslam hukuku bilginleri bu dört temel delilden İcmâ' ve Kıyas'ı kabul etmemişlerdir. (Örneğin Zahiri mezhebi)
 
Bir hükmün İslami nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır.
 
Şerîat hükümleri Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan başka fer'î deliller adı verilen maslahat (toplum yararı), örf ve adet, İslam'dan önceki şeriatlar (Şer'ü men kablena), sahabe (Muhammed'in arkadaşlarının) görüşleri (Sahabi kavli) gibi delillere dayanılarak müctehitlerce bir sistem halinde açıklanmıştır.
 
İslam dininin en önemli İslam hukuku bilginlerinden olan; Ebû Hanîfe (ö. 767), Şâfiî (ö. 819), Mâlik b. Enes (ö.795) ve Ahmed b. Hanbel (ö. 855)'in temsil ettiği İslam hukuku (fıkıh) ekolleri şer'î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirmişlerdir.
 
HİMMET:
 
Himmet, Yüce Allah'ın sevdiklerine ikram ettiği özel rahmetidir. Mürşid-i Kâmil, Yüce Allah'ın halifesidir; yer yüzünde en mühim görevi üstlenmiş muttaki dostudur. Yüce Allah bu dostlarına verdiği görev kadar destek de vermektedir. allah dostlarına verilen bu yetki ve müjdeler şu ayet-i kerimede özetle ifade edilmiştir:
 
"Bilesiniz ki, Allah dstlarına hiçbir korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, İman edip takvaya ermiş olanlardır. Onlar için dünya hayatında ve ahiret hayatında nice müjdeler (keramet ve güzel haller) vardır." (Yunus 10/62-64)
 
Büyük arif İmam Gazali (k.s.), Yüce Allah'ın gerçek takvaya eren dostlarına kırk çeşit keramet verdiğini, bunların yirmisin dünyada bahşettiğini, yirmisini de ahirette vereceğini belirtmiştir. Dünyada verdiği keramet ve destekler içinde şunları da saymıştır:
 
Yüce Allah, muttaki dostlarını, sever, onları yüce katında özel olarak zikreder, meleklerine över. Bu ne büyük bir ikram ve şereftir.
 
Yüce Allah, dostunu özel himayesine alır; onun bütün işlerine kefil olur. Onu düşmanlarından korur. Onun gönlünü yüce marifeti ve muhabbetiyle zengin eder. Onun Allah'tan bir derdi olmaz.
 
Yüce Allah, dostlarına bir heybet verir; onu görenler kendisine boyun büker, hürmet eder, tevazu gösterir.
 
Yüce Allah dostlarını gönüllere sevdirir; bütün müminler onu sever, kendisini hürmetle anar.
 
Yüce Allah, dostlarını bütün aleme rahmet ve bereket vesile yapar. Onun her sözü, her işi bereketlidir. Onun bastığı topraklar, gezdiği yerler, gördüğü insanlar, kendisiyle bereketlenir., feyizlenir.
 
Yüce Allah, yeri, karayı havayı, denizi, hayvanları, dostunun emrine verir. O bunları dilediği zaman istediği gibi kullanır.
 
Yüce Allah yerin hazinelerini dostunun önüne açar, eline verir. ancak o, bütün bunları gizli bir tuzak görür; hepsinden Allah'a sığınır; Allah'tan sadece O'nun sevgisini ve rızasını ister. Bu tür keramet ve nimetlere takılıp Yüce Sevgilisinden kopmaz.
 
Yüce Allah dostlarını ulu kapısına arz edilecek işlerde bir vesile ve reis yapar. Halk ilahi huzura girmeye onu vesile eder; ona hizmet ettirerek halka sevdirir ve bu vesile ile insanların hidayetine vesile eder. Onun aracılığı ile ihtiyaçlar ilahi huzura arz edilir, onun hak katındaki hatırına dertlere çare aranır, o, sıkıntılardan kurtuluş ister.
 
Yüce Allah, dostlarının duasını kabul eder. Onlar ne isterse verir. Bir işte şefaatçi olurlarsa, dileklerini geri çevirmez. Bütün bunlar Yüce Allah'ın dünyyada iken dostlarına verdiği keramet ve yetkilerdir. Bir de ahirette verecekleri vardır ki, onların birincisi meleklerin teşriatı ve selamı ile hoş bir halde ruhlarını teslim etmektir. (Bkz: Gazali, Minhacü'l-Abidin, 419-424. (Beyrut 1998) )
 
İşte dünyada muttakilere imam yapılan kâmil mürşidler, bu tür yetki ve tasarrufa sahip yapılmışlardır. onlara verilen bu yetkileri şu meşhur kudsi hadis çok güzel özetlemektedir:
 
"Kim benim velilerimden birisine düşmanlık yaparsa, ben ona karşı harp açarım/ondan dostumun intikamını alırım.
 
Bir kulum farz kıldığım amelleri yaparak bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri ile de devamlı bana yaklaşır. Nihayet onu severim.
 
Ben bir kulumu sevdiğim zaman, (kendisine vereceğim özel nurum ile) onun işiten kulağı, konuşan dili, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, anlayan kalbi olurum. O artık benimle işitir, benimle konuşur, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür, benimle anlar. Benden bir şey isterse, istediğini veririm; bana sığınırsa kendisini korurum." (Buhari, Rikak, 38; İbnu Mace, Fiten, 16; Beğavi, Şerhu's-Sünne, I, 142; Beyhaki, K. Zühd, No: 696-700; Tabarani, el-Kebir, No: 7880.)
 
Büyük müfessir İmam Fahruddin Râzî (rah), bu hadis-i kudsiyi velilere verilen kerametin en güzel bir delili olarak görür ve şu açıklamayı yapar:
 
"Bir insan samimiyetle Yüce Allah'a kulluğa devam ederse, Allah'ın: "onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olurum" buyurduğu bir makam yükselir. Yüce Allah'ın sevdiği kuluna ikram ettiği celal nuru, onda bir kulak olunca, o, yakını işittiği gibi, uzağı da işitir. Bu nur, bir kul için göz olunca, o, yakını gördüğü gibi, uzağı da görür. Yine Allah'ın celal nuru bir kulda el olunca, o kul, zora, kolaya, yanındakine, uzaktakine, çok şeye gücü yeter. (Bkz: Razi, Mefatihu'l-Gayb; XXI, 90-91)
 
MÜRŞİD-İ KAMİL ALLAH İÇİN SEVİLMELİDİR
 
Mürşid-i kâmil kendisine verilen bütün manevi nimetleri Allah yolunda, insanların irşadında kullanır: İnsanlar da bir veliyi irşad olmak, kalbini uyandırmak, nefsini ıslah etmek, dinini güzel yaşamak ve böylece Allah'a yaklaşmak için vesile etmeli, ahireti için mürşidden dua ve himmet istemelidir.
 
HİMMET, İLAHİ KADERE BAĞLI BİR RAHMETTİR
 
Mürşid-i Kâmil, ilahi takdire teslim olmayı en büyük amel görür; bunun için ilahi hükme tabi olur. O, bütün faydanın ve zararın, iman ve hidayetin, rahmet ve azabın, tatlının ve acının Yüce Allah'ın elinde olduğunu bilir; devamlı O'na yönelir; O'na güvenir. asıl veren Allah'tır; kâmil veli, kula verilen rahmet, feyiz ve muhabbet için bir vasıtadır.
 
Yüce Allah, dünya aleminde rahmetini ve nimetlerini kulları eliyle ulaştırmayı sevmektedir. Bunun için melekleri, peygamberleri, velileri ve diğer sebepleri yaratmıştır.
 
Himmet bir keramet çeşididir. Yüce Allah'ın dostlarına bir ikramı olan keramet, ilahi kudretin tecellisidir. Yüce Allah, Peygamberlerini (a.s.) bir ço mücize ile desteklediği gibi, irşatla görevli velilerini de özel yetkilerle donatıp desteklemiştir.
 
Keramet haktır, vardır ve vâkidir. Keramet, ikiye ayrılır. Birisi, zâhiri alemdeki maddi işlerde olur. Bunun çeşitleri çoktur. Diğeri, manevi keramettir; mana aleminde zuhur eder, kalp, gönül ve ruh üzerinde gerçekleşir. Veli için, havada uçmak, ateşi yutmak, bir anda dünyayı gezip dolaşmak gibi maddi kerametler şart değildir. Ancak manevi kerametin her velide bulunması şarttır.
 
En büyük manevi keramet, velideki sarsılmaz iman, yakın, ilahi feyiz, aşk, kalplere tasarruf etme, gönülleri Allah'a bağlama, nefsi ıslah edip kötü bir sıfatı iyi ahlaka çevirme ve gece gündüz istikamet üzere hak yolda yürüme kerametidir.
 
Yüce Allah, kamil mürşidlere mana aleminde, ruh ve kalp ikliminde tasarruf etme, gönülleri tesiri altına alma, ilahi nur ve nazarla azgın nefisleri uslandırma ve terbiye etme yetkisi vermiştir. Onlar, mana aleminin sultanlarıdır. Onlardan iman selameti ve gönül safiyeti için himmet ve yardım istemelidir; kalbimizin dirilmesi için feyizleri talep edilmelidir. Nefsimizi terbiye için nurlu nazarları altına girmeye can atmalıdır.
 
Kâmil mürşidler, Yüce Allah'ın: "Eğer siz Allah'a (yani O'nun dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." (Muhammed 47/7) Ayetinin sırrına ve müjdesine ulaşmışlardır. Onların üzerinde hiç eksilmeyen bir rahmet, feyiz ve ilahi destek vardır. Onlar da bu destekle Yüce Allah'ın dinini yaşamakta ve gönüllere ilahi sevgiyi aşılamaktadırlar. Yoksa bu iş maddi akıl, fikir, para edebiyat ve temenni ile olacak bir şey değildir
 
Fenafişşeyh:
 
Fenafişşeyh Tasavvuf terimi. Bu makamda bulunan mürit yaptigi her işi şeyhinden bilir. Nereye baksa hep onu görür, daima onun huzurunda bulunduğu hissiyle ahlakını düzeltip güzelleştirir. Bu makamdan sonra fenafirrasul gelmektedir.
 
Fenafillah:
 
Fenafillah, bir tasavvuf terimi.
 
Tasavvufta kendi varlığını Allah'ın varlığı içinde yok ederek, bütünleştirerek erişilebilecek en yüksek mertebe. Doğu dinlerindeki nirvana kavramına denk denilebilir.
 
 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009