A'SEL
Eğri olan şey. Eğri dişli veya bacaklı kimse.
ASEL
Bal. Şehd. * Tatmak. * Su akarken yüzünde hâsıl olan kabarcık. * Cennette bir su.
ASEL-İ MUSAFFA
Süzme bal.
ASELAN
Süngü titrediğinden acı çekmek. * Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.
ASELBENT
Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.
ASELÎ
Bal gibi sarı renkte olan. * Yahudilerin ayırdedilmek için, omuzbaşlarına taktıkları sarı kumaş parçası. * Eskiden kullanılan bir kumaş çeşidi.
ASELİYYET
Bal hâli.
ASELLAK
Deve kuşunun erkeği.
ASEM
Kesbetmek. Kazanmak. çalışmak. * Dirsekten itibaren elin kuruyup çolak ve eğri olması. * Ayağın topuktan kuruyup eğilmesi ve aksak olması.
A'SEM
Eli bileğinden kurumuş kimse.
ASEMM
Çok sağır.
ASEMSEM
Kuvvetli, büyük deve.
ASEN
Tütün, duhan.
ASENN
Koltuğu kokan kişi.
ASER
Solak kimse, solaklık.
A'SER
Çok zor ve çetin olan, dayanılması çok zor. * Solak.
ASERAT
Sürçmeler, yanılmalar. * Ayak kayması.
ASERE
Kanat teleklerinden evvel, ucunda olan beyaz telekler.
ASES
Asâyişin muhafazası için geceleri dolaşan ve şimdiki polis vazifesini gören memurlar.
ASESBAŞI
Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü.
ASEV
(Asven) Serkeşlik. Taşkınlık, serserilik.
ASEVSEL
Azâsı gevşek kimse.
ASF
Büyük kadeh. * Zulüm ve zorla bir şeyi almak.
ASF
Zulüm. Haksızlık. * Can çekişme. * Emek çekip kâr kazanma. * Bir tarafa eğilme. * Sür'atle gitme. * Rüzgârın kuvvetle esmesi. * Taze ekin yaprağı.* Ekin taze iken biçme.
ASFAD
(Safed. C.) Suçluların el ve ayaklarına takılan kelepçeler.
ASFAF
(Saff. C.) Saflar, hatlar.
ASFALT
yun. Siyah renkte şekilsiz bir bitüm.
ASFAR
Sıfırlar. Boş şeyler.
ASFENCAH
Akılsız, ahmak adam.
ASFER
Sarı, uçuk benizli. Soluk. * Kızıl. * Islık çalan.* Bomboş şey.
ASFİYA
Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere (A.S.M.) vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar. (Derece-i şuhud derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani : Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, Verâset-i Nübüvvet ehli olan Asfiya ve Muhakkikinin şuhuda değil, Kur'ana ve vahye, gaybi; fakat sâfi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dâir ahkâmlarına yetişmez. Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşâhedâtın mizanı : Kitab ve sünnettir. Ve mehenkleri Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve Asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.M.)
ASFİYA-İ MUHAKKİKÎN
Hakikatı tam araştıran, delillerle isbat eden, ilim ve fazilette terakki etmiş olan büyük İslâm âlimleri.
ASFİYA-İ MÜDEKKİKÎN
İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri.
ASGA
Öğrenmeğe çok hevesli. * Çarpık suratlı.
ASGAR
En küçük. Daha küçük.
ASGARAN
Kalb ile dil
ASGARÎ
En az. En küçük.
ASGÜN
Hazar Denizi'ne verilen bir isim.
ASHÂB
(Eshâb) (Sahib. C.) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kişiler. * Halk, ahali. * Sahabeler, yani Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü faziletlerde en ileri seviyede bulunan şahsiyetlerdir.Onlar Peygamberimizi (A.S.M.) her an yakın alâka ile takip ederler ve O'na, her cihetle ittibaa çalışırlardı. Dâima sıdk ve sadakatten, doğruluk ve faziletten ayrılmamak cehdi içinde idiler. İslâmiyetin neşir ve tâmimi için her çeşit fedakarlıktan çekinmezlerdi. Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli eserde denildiği gibi: "Âl ve Ashâb nâmında bu zevat-ı kirâm, nev-i beşerin enbiyadan sonra ferâset ve dirâyet ve kemâlâtla en meşhur, en muhterem, en nâmdar, en dindar ve en keskin nazarlı tâife-i azimesi" dirler.(R.A.)
ASHÂB-I BEDİR
Hz. Peygamber (A.S.M.) ile Bedir muharebesinde bulunan sahâbeler (R.A.)
ASHÂB-I CENNET
Cennet ehli. Cennetlik olanlar, Cennetlik oldukları ümid edilenler veya cennete gidecekleri müjdelenmiş olanlar. (Bak: Aşere-i Mübeşşere)
ASHÂB-I DEVLET
Devlete mensub olanlar. Devlet adamları.
ASHÂB-I EYKE
(Ashâb-ı Leyke) Şuayb'ın (A.S.) Allah tarafından kendilerine gönderildiği kavmin adı. Yerleri ağaçlı olduğundan bu isim verilmiştir.
ASHÂB-I FERÂİZ
Mirascılar. Ölen kimsenin malında hissesi olan akrabâları.
ASHÂB-I FİL
İslâmiyetten önce Kâbe-i Muazzamayı tahrib için Mekke'ye hücum eden Habeş ordusunun ismi ( Önlerinde fil bulunduğundan, zırhlı vasıtalar gibi ondan faydalandıklarından bu isim verilmiş olduğu nakledilir.
ASHÂB-I GÜZİN
Mümtaz ve en meşhur sahâbeler.
ASHÂB-I KALEM
Kalem ashabı. Memurlar.
ASHÂB-I KALİB
Bedirde öldürülüp kuyuya atılmış olan müşrikler.
ASHÂB-I KEHF
Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, Debernüş, Sâzenüş, Kefeştatâyüş. Kendilerine sâdık köpeklerinin adı da Kıtmir'dir.
ASHÂB-I KİRAM
Hz. Muhammedin (A.S.M.) Ashabı, sahabeleri.
ASHÂB-I MATLUB
Huk : İflâs hâlinde bulunan şahsın, kanuni alacaklılarının yekûnü.
ASHÂB-I MEŞ'EME
Uğursuz, kötü, dine muhalif olanlar.* Solak, sol tarafta, alçak mevkide bulunanlar.
ASHÂB-I MEYMENE
Dinen ihtiram mevkiinde bulunan yüksek haysiyet sahibleri. Hayırlı kimseler.
ASHÂB-I RESS
Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)
ASHÂB-I RIDVÂN
Cenab-ı Hakkın rızâsıyla müjdelenen sahâbeler. (R.A.) (Bak: Bi'at-ı Rıdvan)
ASHÂB-I SUFFA
Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yüksek derslerini alır, öğrenirler ve öğretirlerdi. İslâmiyeti öğrenmek, öğretmek ve yaymak için her türlü şahsi menfaatlerini terkederek tam bir İslâm fedaisi olarak yaşarlardı. Bunlar evlenmezler ve dünya işleriyle uğraşmazlardı. Ashab-ı Suffa'nın bu hizmetleri sebebiyle ve bu çok büyük fedakârlıkları vesilesiyle İslâmiyet az zamanda çok yayılmış ve kökleşmiştir. Peygamberimiz'in (A.S.M.) hadis-i şerifleri mükemmel bir şekilde muhafaza altına alınmış ve zamanımıza kadar hatta kıyamete kadar sağlam bir şekilde devam etmesi sağlanmıştır.Bu Ehl-i Suffa'nın ahvâli Kur'an-ı Kerim hizmetine ilk ve en mühim başlangıç olduğu ve herkese büyük ibret ve ders teşkil edeceği için, Sahih-i Buhâri Tercemesi Yedinci Cildinin 62 ve 63 üncü sahifelerindeki alâkalı kısmı naklediyoruz: "Suffa, Kamus Müterciminin dediği gibi ve hepimizin bildiği veçhile, eski yerlerdeki "sed", "seki" gibi yüksekçe eyvana denir. Lisanımızda tahrifle "sofa" tâbir olunur. Ehl-i suffa buna izâfe edilmiştir. Ashâb-ı Suffa; aileden cüdâ, gaile-i dünyeviyeden âzâde ve bütün mânası ile feragatkâr bir hayata mâlik olan bir zümre-i mübârekenin ekseri vakitleri Resül-i Ekremin (A.S.M.) huzurunda geçerdi. Dâima Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) ahz-ı feyz ederlerdi. Taraf-ı Peygamberiden tâyin buyurulan muallimler mârifetiyle de kendilerine Kur'ân tâlim edilirdi. Bunlardan yetişenler müslüman olan kabilelere tâlim-i Kur'ân için gönderilirdi. Bu cihetle bunlara "Kurrâ" denilirdi. Bu suffaya da "Darul-Kurrâ" demek en münâsib bir isimdir. Nur-u Kur'an'ın "lemhat-ül basar" denilebilecek derecede az bir zaman zarfında âfâk-ı âleme intişar etmesi, bu ilim ocağının yetiştirdiği güzideler sâyesinde müyesser olmuştur. Mütevâzi ve fakat çok feyyaz olan dörtyüz, beşyüz raddesinde dâimâ Kur'ân ile, icâbında gazâ ile meşgul olan bir irfân-ı Kur'ân ordusu bulunuyordu. İçlerinden teehhül edenler kadro haricine çıkardı. Fakat, yenileri ile ikmal edilirdi. Burası bütün mânası ile leyli ve meccâni bir dâr-ul-ilim idi. Müdâvimleri ne ticaretle, ne bir san'at ve harâsetle iştigal etmezdi. Maişetleri taraf-ı risâlet-penâhiden ve ağniyâ-ı ashâb tarafından te'min edilirdi. Bu hakikatı, Ehl-i Suffa'nın mübarek simâlarından birisi olan Ebu Hureyre (R.A.) kendisinin çok hadis rivâvet ettiğinden şikâyet edenlere karşı verdiği şu müskit cevabında pek güzel ifâde etmiştir: "Benim kesret-i rivâyetim çok görülmesin; muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki, pazardaki ticaretleri ile, "Ensar" kardeşlerimiz de tarlalardaki, bahçelerdeki ziraatleri ile meşgul bulundukları sırada, Ebu Hureyre, Peygamberin (A.S.M.) mübârek nasihatlerini hıfzediyordu..." demişti.Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı Suffa'nın maişeti ile, tâlim ve terbiyesi ile pek yakından alâkadar olurdu. Hattâ saadet-hâneleri ihtiyacatı ile ikinci derecede meşgul bulunurdu. Bir kerre Hz. Fâtıma (R.A.) el değirmeni ile un öğütmekten usandığından şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde, Resül-i Ekrem (A.S.M.) - "Kızım! Sen ne söylüyorsun?... Henüz Ehl-i Suffa'nın maişetini yoluna koyamadım" buyurmuştu.Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hiç bir mev'izaları, hiç bir hitâbeleri yoktur ki, bunun irâdı sırasında Ashâb-ı Suffa orada hazır bulunmasın, dinleyip, hıfzederek diğer ashâba nakletmesin... Bu suretle ahkâm-ı İslâmiyyenin hıfz ve naklinde Ehl-i suffanın pek müstesna te'sirleri görülmüştür.İçlerinde Ebu Hureyre (R.A.) gibi müstesnâlar yetiştiği gibi, ilmi varlık göstermiyenler de vardı. Fakat, hangi türlü tedris gösterilebilir ki, umumi surette böyle sihir-âmiz bir feyz verebilmiş olsun.."Hak Dini Kur'ân Dili Cilt 2, sahife: 939, 940, 941 de de şu izahat vardır:"Bir gün Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı Suffa'nın başlarında durmuş, hallerini nazar-ı tetkikten geçirmişti. Fakirliklerini, çekmekte oldukları zahmetlerini gördü ve kalblerini tatyib edip onlara buyurdu ki: - "Ey Ashâb-ı Suffa! Sizlere müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hâl-ı sıfâtta ve bulunduğu halden râzı olarak bana mülâki olursa, o benim refiklerimdendir... "
ASHÂB-I SUYÛF
Bizzat harbe iştirak edip kılıçları ile cihad edenler.
ASHÂB-ÜŞ-ŞİMÂL
Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan cehennemlik kimseler. Solcular.
ASHÂB-I ŞUHÛD
(Bak: Ehl-i Şuhûd)
ASHÂB-I TAHRİC
(Bak: Tahric)
ASHÂB-I UHDÛD
Cenab-ı Hakka imân ve itâat edenleri çukurlara doldurup yakan veya sopa ile döven, fir'avn gibi zâlim kimseler.
ASHÂB-I YEMİN
Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.
ASHAME
Peygamberimizin zamanında Müslümanlığı kabul eden Habeş Necaşisinin ismi.
ASHAR
Saçı kızıl adam. Kırmızı tüylü hayvan.
ASHAR
(Sıhr. C.) Evlenme neticesinde akraba olan erkekler. (Kayınbiraderler, kayınpederler, güveyler.)
ASHEB
Tüyünün üstü kızıl, içi beyaz olan deve.
ASIF(E)
(C.: Asıfât) Şiddetli rüzgâr, sert fırtına. (Bak: Asf)
ASIFAT
(Asf. C.) şiddetli rüzgârlar.
ASIL
(Bak: Asl)
ASIM
Kendisini günahlardan men'edip pâk ve ismetli tutan, koruyan, men'eden.
ASIMA
Medine şehrinin diğer bir ismi.
ASIR
(Bak: Asr)
ASİ
Uygun, elverişli.
ASİ
Çok isyan eden, çok isyancı.
ÂSİ
İsyan eden. Emirlere itâat etmeyen. * Günah işleyen. * Meşru idâreyi tanımayıp baş kaldıran.
ÂSÎ
Hurma salkımı.
ÂSİ
Doktor, cerrah, tabib. * f. Kederli, hüzünlü.
ASİB
Dolmuş bağırsak. * Katı nesne, şedid. * Şiddetli sıcak, çok sıcaklık. * Talihsizlik.
ASİB
Dağ, cebel. * Kuyruğun bittiği yere "asib-ü zeneb" derler.
ÂSİB
f. Musibet, belâ, âfet, felâket. * Çarpışma.
ASİB-İ RÜZGAR
Zamanın belâsı.
ASİB-RESAN
f. Zarar veren, musibete atan, belâya düşüren, felâkete sevkeden.
ASİD
Başında bir zahmet olup boynunu döndüremeyen ve eğilemeyen, burnundan sümüğü akan deve.
ASİDE
Bulamaç adı verilen yemek.
ASİF
(C.: Usefâ) Para ile tutulan işçi, yevmiyeci, gündelikçi.
ASİFE
Buğday ve arpa başağını örten yapraklar.
ÂSİL
(C.: Avâsil-Usûl) Kovandan bal alan kişi. * Yürürken aceleden yele yele yürüyen kimse.
ASİL
Esas. Yedek olmayan. * Köklü. * Edebli, soylu. * Fık: Muamelâtta kendi nâmına hareket eden. * Akşam vakti. * Ölüm, mevt.
ASİLÂNE
f. Asil olanlara yakışır şekilde. Asil ve neseb sahibine lâyık.
ASİLE
(C.: Asâil) Bir şeyin tamamı, bütünü. * Öğleden sonranın son kısmı, akşam üzeri. * Ölüm, mevt.
ASİL-ZADE
f. Sülâlesi ve ailesi görgülü, temiz ve asil olan.
ASİL-ZÂDEGÂN
(Asil-zâde. C.) Asilzâdeler, soylu kişiler.
ASİM
Engel, mâni, muhafaza eden.
ASİM
Günahkâr. Günah işleyen.
ASİME
f. Akılsız, şaşkın, sersem.
ASİME-GÎ
f. Akılsızlık, şaşkınlık, sersemlik.
ASİME-SÂR
f. Kafası karışık.
ÂSİN
Pis kokulu. Bozulup kokan su.
ÂSİR
Bir efsaneyi rivayet eden.
ASÎR
Üsâre. Özsu. * Bir maddenin sıkılmış suyu. * Suyu alınmak için sıkılmış şey.
ÂSİR
Ayağı kayan.
ASİR
Ağır. Zor. Güç. Müşkül. Düşvâr.
ASİR
Karmakarışık. * Bitişik komşu.
ASİR(E)
Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.
ASİRE
Üzerine bir yıl geçtiği hâlde hâmile olmayan dişi deve.
ASİRE
(C.: Asirât) Hayvanın ayağının arasına takılan köstek.
ASÎRE
Cibre, posa.
ASİSTAN
Fr. Profesör veya hekim yardımcısı.
ASİT
Fr. Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik hamız.
ÂSİTAN
f. Kapı eşiği. * Dergâh. * Tekke.
ÂSİVEN
f. Şaşkın, sersem, aklı dağınık.
ÂSİYÂ
f. Su değirmeni.
ASİYÂ-BÂN
f. Değirmenci, değirmen sahibi.
ASİYÂ-GER
f. Değirmen yapan, değirmenci.
ASİYÂ-SENG
f. Değirmentaşı.
ÂSİYE
Kederli, hüzünlü kadın. * Sütun, kolon, direk. * Hz. Musa'yı (A.S.) Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın. Firavunun zevcesinin ismi.
ASK
Lâzım olmak, lüzumlu olmak.
ASKA'
Atların ve kuşların başının ortasında beyazlık olanı. * Kanarya kuşu.
ASKÂ'
(Suk. C.) Çeşme duvarlarının bölmeleri.* Bölgeler.
ASKABE
Küçük salkım.
ASKALÂN
Şam diyârında bir şehrin adı. ("Arûs-üş Şam" da derler.)
ASKALE
Serap fazla olmak.
ASKAR
Üzüm şırası.
ASKAT
(Uydurukça kelimedir.) (Bak: Vâhid-i kıyasî)
ASKER
(C.: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.
ASKER
f. Devredici, seyyar.
ASKERE
Şiddet. * Asker hazırlamak.
ASKER-GÂH
f. Asker kampı, askeriyeye ait kamp.
ASKERÎ
Askere veya askerliğe ait, askere mahsus.
ASKUL
(C.: Asâkil) Beyaz, büyük mantar.
ASL
Yelmek. Seğirtmek.
ASL
Temel, esas, kök. Bidâyet. Mebde', dip, hakikat. Hâlis, sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten, en ziyâde.
ASL-I MEYYİT
Huk: Ölen kimsenin babası, babasının babası ve ilh...
ASLA'
Başının tepesinde ve önünde kıl olmayan. * Küçük başlı.
ASLA
Hiçbir zaman.
ASLÂB
(Sulb. C.) Sulbler, beller.
ASLÂD
Sert, katı ve düz. (Çakmak taşı hakkında). Ateşsiz. * Cimri, hasis, pinti.
ASLAH
Kulağı hiç işitmeyen.
ASLAH
En sâlih. Daha sâlih.
ASLAHAKELLAH
Allah seni ıslâh etsin (meâlinde duâ).
ASLAH TARİK
En selâmetli tarz. En salih usul, yol.
ASLAT
Koyu, sahin.
ASLEKA
Serabın fazla olması.
ASLEM
Kulağı kesik olan, kesik kulaklı.
ASLEN
Kök veya soy bakımından, aslında, esasında; temelden, kökten.
ASLÎ
Asla aid ve müteallik.
ASLİYYET
Asl'ın hususiyeti ve hâli. Hususilik, mümtaziyet, seçkinlik. * Başka şeyler karışmamış olan bir şeyin ilk hali.
ASL Ü ESAS
Gerçek, doğru.
ASM
Sargı. * Kırılmış kemiğe bağlanan ağaç.
ASMÂ
Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.
ASMA'
Küçük kulaklı. * Zeki kimse.
ASMA
Elleri veya bacakları eğri olan.
ASMA'
Uyanık ve gözü açık (adam) * Keskin (kılınç).
ASMAH
Çok cesur, pek kahraman.
ASMAÎ
Arapların şöhret bulmuş şairi.
ASMAN
f. Gökyüzü, sema.
ASMANE
f. Dam, tavan, kubbe.
ASMAN-GÛN
f. Gök mavisi.
ASMANÎ
(C.: Asmâniyân) f. Gökyüzüne, aya, güneşe mensub. * Açık mavi.
ASMANÎ ÂHEN
f. Yıldırım.
ASMAR
f. Mersin ağacı.
ASMENDE
Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.
ASMIHA
(Sımah. C.) Kulak kanalları.
ASNIM
(Sanem. C.) Putlar. * Sevgililer.
ASPİRATÖR
Fr. Hava emme cihazı.
ASR
Muttali olmak. Gözcülük etmek.
ASR
(C.: Evâsır) Kırmak. * Hapsetmek.
ASR
(Asır) Bir devrelik zaman. * İkindi vakti. * Zamanın bir cüz'ü. * Konuşan kimselerin başkaları ile beraber yaşadığı müddet. * Yüz yıl. * Eskiden bazılarınca kırk, elli veya altmış yıllık müddet. * İnsanın ortalama yaşayış zamanı. * Gece ve gündüzden her biri. * Birisinin aşireti. * Men'etmek. * Suyunu çıkarmak için bir şeyi sıkmak.
ASR-I ÂHİR
Son asır, son devir.
ASR-I CAHİLİYYET
Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi. * Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.
ASR-I EHÎR
Son asır.
ASR-I EVVEL
İlk asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp, iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASR-I HÂZIR
Şimdiki asır, yeni zaman.
ASR-I SAÂDET
Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir. (Bu sıdk ve kizb; küfür ve iman kadar birbirinden uzak. Asr-ı Saadet'te sıdk vâsıtasıyla Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyine çıkması ve o sıdk anahtarıyla hakaik-ı imaniye ve hakaik-ı kâinat hazinesi açılması sırrıyla, içtimaiyat-ı beşeriye çarşısında sıdk, en revaçlı bir mal ve satın alınacak en kıymetli bir meta' hükmüne geçmiş. Ve kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzâbın emsâli, esfel-i sâfiline sukut etmiş. Ve kizb o zamanda küfriyat ve hurafatın anahtarı olduğunu o inkılâb-ı azîm gösterdiğinden, kâinat çarşısında en fena, en pis bir mal olup; o malı satın almak değil; herkes nefret etmesi hükmüne geçen kizb ve yalana, elbette o inkılâb-ı azîmin saff-ı evveli olan ve fıtratlarında en revaçlı ve medâr-ı iftihar şeyleri almak ve en kıymetli ve revaçlı mallara müşteri olmak fıtratında bulunan Sahabeler; elbette şüphesiz bilerek ellerini yalana uzatmazlar. Kizb ile kendilerini mülevves etmezler. Müseylime-i Kezzâb'a kendilerini benzetemezler. Belki, bütün kuvvetleriyle ve meyl-i fıtriyeleriyle en revaçlı mal ve en kıymettar meta' ve hakikatların anahtarı Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyîne çıkmasının basamağı olan sıdk ve doğruluğa müşteri olup, mümkün olduğu kadar sıdktan ayrılmamağa çalıştıklarından, ilm-i Hadisce ve ulema-i şeriat içinde bir kaide-i mukarrere olan "Sahabeler, daima doğru söylerler. Onlardaki rivâyet, tezkiyeye muhtaç değil. Peygamberden (A.S.M.) rivayet ettikleri Hadisler bütün sahihtir." diye ehl-i şeriat ve ehl-i hadisin ittifakına kat'î hüccet bu mezkûr hakikattır. H.)
ASR-I SÂNİ
İkinci asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
SURET-ÜL ASR
Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi.
ASRA'
Zor olan şey. Güç nesne. * Kanatlarının uçlarında beyazlıklar olan tavşancıl kuşu.
ASRAF
(Sarf. C.) Masraflar. * Değişiklikler.
ASRAM
(Sırm. C.) İnsan toplulukları, insan kümeleri. * Çadır grupları.
ASRAN
(Asaran) İki devir. Gece ve gündüz. * İki asır. * Gündüzün zamanı.
ASRE
(C.: Aserât) Ayak kayma, sürçme, yanılma.
ASREM
Kulağı sakat, hasta. * Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse). * Bölük bölük.
ASREMAN
Gece, gündüz.
ASRÎ
Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.
ASRİS
f. At koşturulan meydan, hipodrom.
ASS
Her nesnenin aslı, her şeyin esası.
ASS
Gece gezip dolaşmak.
ASS
Katı ve sağlam olmak, berk olmak.
ASSÂB
İplikçi.
ASSÂL
Kovandan bal çıkaran, bal satan, balcı.
ASSALE
Arı, bal arısı. * Arı kovanı, kovan. * Petek, bal peteği.
ASSUBAY
Ask: Çavuş, üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan, ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir.
AST
Alt. * Birinin emri altında olan kimse, mâdun. * Askerlikte rütbe veya kıdemce küçük olan asker.
ASTAN
f. Eşik, atebe. * Dergâh, tekye.
ASTANE
f. Eşik, atebe. * Paytaht. * Mânevi büyüklerin kabri. * Büyük tekke. * Merkez. (Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olması münasebetiyle İstanbul manasına da gelir.)
ASTÂNE-İ SAÂDET
Saadet eşiği. Sultan sarayı, İstanbul.
ASTAR
(Satr. C.) Yazı satırları.
ASTİN
f. Esvap kolu, yen.
ASTİN-BERÇİDE
f. Hazırlanan veya hazırlanmış (adam).
ASTİNE
f. Yumurta.
ASTİN-EFŞAN
f. Yen silken. * Mc: Vazgeçen.
ASTİN-MALİDE
f. Hazırlanmış, hazırlanan (adam).
ASTRONOM
yun. Kozmoğrafya âlimi, felekiyat ile uğraşan, gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışan.
ASTRONOMİ
yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya, karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını, iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik, güneşin birgün söneceğini, kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz, işe yaramaz hâle geleceğini, kâinatın öleceğini açıklamaktadır. İnsanların yaşanmaz hâle gelecek dünya ve güneş sisteminden başka sistemlere göç edeceklerini hayâl etsek bile, kâinatın genel çöküşü karşısında kaçacak yer bulamıyacaklardır. Sonunda kıyamet kopması muhakkaktır ve Allah'ın vaadi olan âhiret, şüphesiz gelecektir.
ASTRONOT
yun. Feza yolculuğu yapan vasıtaları kullanan kişi. (Amerikada ve batıda astronot; Rusyada ve komünist ülkelerde kozmonot tâbiri kullanılmaktadır.)
ASÛB
Bey, başbuğ. Hakan. * Arı beyi. (Bak: Ya'sub)
ASÛDE
f. Rahat, huzur içinde. Dinç. Müsterih. Sâkin. * Bir cins helva adı.
ASÛDE-DİL
f. Başı dinç, huzuru yerinde, gönlü rahat.
ASÛDE-DİLÎ
f. Gönül rahatlığı.
ASÛDE-GÎ
f. Huzur, rahat, asayiş.
ASÛDE-HÂL
f. Hâli rahat, sıkıntısı olmayan.
ASÛDE-NİŞİN
f. Rahatça oturan. İstirahat eden.
ASUF
Hızlı ve çabuk yürüyen. * Çok şiddetli rüzgar.
ASUF
(Asf. dan) Çok zulüm eden. Çok zâlim.
ASUL
Gururlu, mütekebbir, zâlim kimse.
ASUM
Geçim derdi için çok çalışan kimse.
ASUM
Obur, açgözlü, arsız.
ASUMAN
f. Gökyüzü. Semâ. * Felek.
ASUMANÎ
Beşerî olmayan. Semavî olan. Göğe âit ve müteallik.
ÂSÛN
(Asi. C.) İsyan edenler. Günahkârlar.
ÂSÛR
(C.: Avâsir) Tuzak, ağ. * Şer. * Şiddet.
ASÛR
Zorluk. Güçlük.
ASÛR
Eğri boyunlu.
ASÛS
Yalnız yürüyüp, otlayan deve. * Yanından insanlar uzaklaşmayınca kendini sağdırmayan deve. * Av arayan kimse.
ASÜD
(Esed. C.) Arslanlar. * Yiğitler.
ASÜFTE
(Asügde) f. Ateşle islenmiş. * Hazırlanmış, hazır.
ASVA
Sırtlan. * Yaşlı kadın.
ASVAD
(C.: Asâvid) Büyük emir.
ASVAT
(Savt. C.) Sesler.
ASVEB
(Sâib. den) En doğru ve iyisi. Çok isabetli.
ASVEB-İ AKVÂL
Kavillerin en muhkemi, sözlerin en doğrusu.
ASVİNE
(Sunvân. C.) Elbise koymaya yarayan dolaplar. Gardroplar.
ASY
Yaşamak. * Kocamak, ihtiyarlamak.
ASY
İsyan, itaatsizlik.
ASYA
Dünyadaki kıt'aların en büyüğü. * f. Değirmen. (Bak: As)
ASYAF
(Sayf. C.) Yaz mevsimleri.
ASYAR
Dayanmak. * Sürçmek.
f. Muharrem ayında pişirilen aşure. * Yemek, taam.
AŞA
(C.: A'şiye) Akşam yemeği.
A'ŞA
Gözleri dumanlı olan adam. * Çeşitli yüzyıllarda yaşamış olan birkaç Arap şairinin adı. * Gece vakti gözleri görmeyen kimse.
AŞA
(C.: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi.
A'ŞAB
(Aşb. C.) Tâze otlar.

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009