ÂRÎ
Pâk, pislikten uzak. * Hür.
ÂRÎ
Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk veya kimse. * f. Evet.
ÂRİB
Halis Arap cinsinden olan.
ÂRİC
(Uruc. dan) Yukarı çıkıp yükselen. Çıkıp inen. Uruc eden. * Topal, aksak, noksan.
ÂRİF
(İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen. * Sabırlı ve mütehammil. * Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan. * Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.
ÂRİF-İ BİLLAH
Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
ÂRİF-İ ESRAR
İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.
ÂRİF-İ MÜNEVVER
Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim. Arif-i Billâh.
ARÎF
Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim. * Bir işten iyi anlayan.
ÂRİFAN
f. Ermişler. Arifler.
ÂRİFANE
t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.
ARİFLERİN MEZAKLARI
Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.
ARİG
f. Kırılma, gücenme. * Kıskançlık, kin, nefret, adavet, düşmanlık.
ARİK
Asil haseb ve neseb ehli olan.
ÂRİM
İnatçı, kafa tutan.
ARİN
Arslanın yerleşip yataklandığı yer. * Ağaçlar. * Et.
ARİR
Garip.
ARİS
Gerdek. Hacle.
ARİSTATALİS
Yunan feylesofu Aristo.
ARİSTO
(Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir. Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır. (Silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Fârâbi gibi adamlar "İnsaniyetin gayet-ül gayâtı : (Teşebbüh-ü Bil-vâcib) dir. Yâni Vacib-ül Vücud'a benzemektir." deyip fir'avunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva-i şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar...Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiyye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-yı İlahiyyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahiyyeye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlahiyyeye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler.İşte diyanete itâat etmiyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki; ene, kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev'ine koşmuş. İşte şu vecihteki ene'nin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünema bulup, âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış. S.)
ARİSTOKRASİ
yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir.
ARİSTOKRAT
yun. Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse. Asilzâde sınıfından olan.
ARİŞ
f. Anlam, mânâ, kavram, mefhum.
ARİŞÎ
f. Manevî. Mânâ ile ilgili.
ARİŞ
Samandan yapılan bir çeşit ev. * Çardak, asma çardağı. * Sundurma, takdim ettirme.
ARİYE
(Ariyet) Geri verilmek üzere alınan, iğreti. Bir kimsenin geri almak üzere, karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal. Kullanılmak üzere alınan emanet mal.
ARİYETEN
İğreti olarak, emâneten mânasında kullanılır.
ARİYY
(C: Erâri) Davar bağlanan yer ve ip.
ARİYYET
Ödünç verip almak.
ÂRİZ
Azarlayıcı.
ARİZ
Ardıç ağacı.
ARİZ
Enli, geniş.
ARİZ VE AMİK
Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde.
ARİZA
Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye.
ARİZE
Sâbit olmak. * Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.
ARK
Ulaşmak.
ARK
Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark.
ARKA
Çadıra diktikleri direk. * Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç.
ARKAN
Terleme.
ARKEOLOJİ
(Bak: Atikiyyat)
ARKES
Cem'etmek, toplamak.
ARKÎ
Balık avcısı.
ARKUB
Ökçe siniri. * Yalan ve kötü söz.
ARM
(Arem) İnatçılık, muannitlik. * Kafa tutma.
ARMÂ'
Alaca yılan.
ARMADOR
İtl. Direk, seren, ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta.
ARMAN
f. Hasret, özleyiş, özleme. * Nedâmet, pişman olma. * Eseflenme, teessüf. * Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet.
ARMANÎ
f. Müteessif, kederli, üzüntülü. Pişman, nâdim.
ARMATÜR
Lât. Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası. * Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri.
ARMAZ
Kurbağa yosunu.
ARNAVUT
(Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir. Osmanlı devrinde, Kosova, İşkodra, Manastır, Yanya vilâyetleridir. Şimdi müstakil bir devlet olup, Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir.
ARR
Uyuz hastalığı.
ARRA'
Sıtma tutmak, titremek.
ARRADE
(C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu. * Dişi çekirge.
ARRAF
Falcı, kâhin, müneccim. * Hekim. * Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri. (Müe: Arrâfe)
ARRAS
Gürleyen, şimşek çakan. * şimşekli.
ARRE
Câriye. * Uyuz hastalığı.
ARS
İki duvar arasında olan duvar.
ARS
Şimşekli ve yıldırımlı bulut.
ARSA
(C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası. Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer.
ARSA-İ ÂLEM
Alem arsası, dünya meydanı.
ARSA-İ KÂR-ZÂR
Muharebe alanı, savaş meydanı.
ARSAT
Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh.
ARŞ
Bağ çardağı. * Gölgelik. * Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri. (Arş kâinatı kaplar. Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.) * Fevkiyyet, ulviyyet. * Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk, Felek-i Atlâs, Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir. (O.S) (... Arş: Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. Bu halitada dahil olan İsm-i Zâhir itibarı ile Arş Mülk; kevn, Melekut olur. İsm-i Bâtın itibarı ile Arş, Melekut; kevn, Mülk olur. Demek Arşa ism-i Zâhir nazarı ile bakılırsa; kendisi zarf, Kevn de mazruf olur. İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa; kendisi mazruf, kevn zarf olur. Ve kezâ ism-i Evvel itibârı ile $ âyetinin işâret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor. Ve ism-i Âhir itibarı ile $ hadis-i şerifinin ima ettiği kevnin nihâyetini içine alıyor. Demek Arş öyle bir halitadır ki, şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ve vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiş olur. M.N.) (... Arş, sakf demektir ki bir binanın veya yerin muhit-i ulvisini teşkil eder. Bir eve nisbetle tavanı, tavanına nisbetle üstündeki çatısı, kubbesi, tepesindeki köşkü, tahtaboşu, cihannüması hep arş medlülünde dahildir. Buna müteferri olarak çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren her şeye de ıtlak olunur.) (E.T.)
ARŞ-I A'ZAM
En büyük arş. Cenab-ı Hakk'ın arşı. (Bak: Arş)
ARŞ-I AZİM
(Bak: Arş-ı a'zam)
ARŞ-I BERİN
Arş-ı âlâ. Göğün en yüksek tabakası.
ARŞ-I EHADİYET
Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi. Allahın, ehadiyet tecellisini gösteren âlem.
ARŞ-ÜS-SÜREYYA
Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu.
ARŞA
f. Güverte.
ARŞIN
f. Bir uzunluk ölçüsü. (68 cm. uzunluk.) Bir kol boyu. Büyük bir adım genişliği. * Zirâ'.
ARŞİDÜK
Fr. Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir. Türkçe'de Arşuduka da denmiştir. ARŞİV : Fr. Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi.
ARŞİYÂN
f. Arş'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler.
ARŞ U FERŞ
(Arş u zemin) Arş ve yeryüzü.
ARŞ U KÜRSÎ
(Arş ve Kürsî) Arş ile Kürsî.
ARŞ VE SÜLLEM
Delil-i Arşî ve Delil-i Süllemî'den kinâyedir. (Bak: Delil).
ARTAL
Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan.
ARTEBE
Burun ucu.
ARTEBE
Davul.
ARTEL
Yoğun, büyük nesne.
ARTEN
Bir ot cinsidir ki, debbağlar onunla gön ve sahtiyan dibâgat ederler.
ARTEZİYEN
Fr. Burgu gibi bir âletle açılıp su fışkırtılan kuyu.
ARTI
Mat: (+) ile gösterilen toplama işaretinin adıdır.
ARUB
(C: Urub) Erkeğini seven kadın.
ARUBE
Fasih, hatasız arabca konuşmak. Bu kelimenin mastarları: Araben, arâbeten, uruben, urubiyyeten diye de okunur. * Cuma günü.
ARUF
Uzun zaman ıztırab, elem çeken.
ARUG
f. Geğirme.
ARUGDE
f. Öfkeli, kızgın.
ARUN
f. İyi vasıflarla meşhur olmuş, güzel huylular.
ARUS
Süslenmiş gelin, güveyi. * Güneş. Gök. * Kim: Kükürt.
ARUS-İ CİHÂN
Dünya.
ARUS-İ FELEK
Güneş.
ARUSÂN-I BÂĞ
Tarla çiçekleri.
ARUS-ÜL KUR'ÂN
(Bak: Rahmân)
ARUSAN
(Arüs. C.) f. Gelinler, yeni evlenmiş kızlar.
ARUSAN-I HULD
Cennet hurileri.
ARUSANE
f. Geline yakışır şekilde.
ARUSEK
f. Küçük gelin. * Yeşil ve pembe dalgalı sedef.
ARUZ
Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere etrafındaki nahiye ve köyler. * Edb: Şiirin ahenk ölçülerinden, nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap, Fars, Türk şiirinde kullanılan vezin ki, hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (açıklık) değerlerine dayanır. * Bir beytin birinci mısraının son kısmı. * Çadırın ortasına dikilen ve ona destek olan kazık. * Tas: Süluk edenlerin karşısına çıkan çok şeyler, birisine ârız olan iş ve ihtiyaç. * Yan taraf. * Yanak. * Yol. * Usûl.
ARUZ KALIPLARI
(Bak: Bahr)
ARV
Sıtma ve diğer ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. * İş için birinin yanına varma. * Yemişsiz bir çeşit ağaç.
ARVANA
Boz dişi deve.
ARVEND
f. şan, şeref, ululuk, yücelik, azamet.
ARZ
(Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya. * Aşağı ve alçak. * Memleket, ülke. * Küre. * İklim. * Davarın ayağının altı.
ARZ-I A'ŞÂRİYE
Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
ARZ-I BELDE
Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.
ARZ-I BELDE TA'YİNİ
Ast: Herhangi bir bölgede kutup yıldızı veya diğer yıldızlarla astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tayin etmek.
ARZ-I CENUBÎ
Cenub arzı. (Güney enlemi).
ARZ-I HARAC
Harac veya vergi veren memleket.
ARZ-I MUKADDES
Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.)
ARZ-I RUM
(Erzurum) Rum memleketi. Şimdiki Anadolu. Anadolunun şarkındaki bir vilâyet adı.
ARZ
f. Ardıç adı verilen bir ağaç.
ARZ
Bir büyüğe bir şeyi hürmetle vermek. Bir işi büyüğüne hürmetle anlatmak. İzâh etmek. Takdim etmek. Bir kimseye bir şeyi izhar etmek. * Kıymetli bir şeyi diğer bir şeyle değiştirmek. * Bir şeyin birden, âniden meydana gelmesi. * Altın ve paradan gayrı mal, metâ. Bir şeyin uzunluk mukabili olan genişliği. * Bir muamelede aldanmak. * Sağlam insanın hemen ölmesi. * Delirmek. * Coğ: Bir yerin yeryüzünde hatt-ı istivâdan (ekvatordan) olan uzaklığı. * Koz: Bir yıldızın mıntıkatulbürucdan olan uzaklığı.
ARZ-I CEMÂL
f. Güzelliğini göstermek. Arz-ı didar da denir.
ARZ-I ENDÂM
Boy-pos gösterme.
ARZ-I HÂCET
İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek.
ARZ-I HÂL
Halini arzetme. İstida. Arzuhal.
ARZ-I HÜNER
Hüner gösterme, marifet izhar etme.
ARZ-I HÜRMET
Hürmetini bildirme. Saygısını gösterme.
ARZ-I İFTİKAR
Hacatını arzetme, ihtiyaçlarını meydana koyma.
ARZ-I NEFS
Hizmette ve fedakârlıkta nefsini ve kendini ileri sürme.
ARZ-I MAHZAR
Bir işin yapılması için, yüksek bir mevkiye halk tarafından topluca verilen dilekçe.
ARZ-I MİNNET
Minnet gösterme.
ARZ-I KUDRET
Kudret gösterme.
ARZ-I TÂZİMÂT
Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.
ARZA
şiddet. * Kuvvet.
ARZ
f. Sunma, gösterme, takdim etme.
ARZAN
Enine, genişliğine.
ARZANÎ
Enine, genişliğine olarak.
ARZ-GAH
f. Bir şey arzetmek için toplanma yeri.
ARZ-HANE
f. İstanbuldaki Topkapı sarayında bulunan Hırka-i Şerif odasının dışında kalan aralık oda.
ARZÎ
Genişliğine ait. Bir yerin enine ait.
ARZÎ
(Arziye) Toprağa ait ve müteallik. Yere ait, toprakla alâkalı. * Semavî olmayan. Beşerî olan.
ARZÎN
(Arz. C.) Arzlar.
ARZİYAT
Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.
ARZİZ
f. Kurşun, kalay.
ARZU
Meşhur halk hikâyelerinden olan Arzu ile Kamber hikâyesinin kadın kahramanı.
ARZU
f. İstek. Dilek. Meyil. Emel. Hahiş.
ARZU-YU BEKA
Ebedilik arzusu.
ARZU-YU HİLÂF
Muhalefet etme, karşı koyma arzusu.
ARZU-DÂR
f. Hevesli, talebli, istekli, arzulu.
ARZU-KEŞ
Yürekten isteyen, isteyici.
ARZU-MEND
İstekli.
ARZU-MENDÎ
f. Taleb, istek, arzu, heves.
ARZU-ŞİKESTEN
f. Arzunun olamaması, yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı, inkisar-ı hayâl.
ARZUHAL
(Arz-ı hâl) Bir iş için bir makam veya resmi daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe. İstida-nâme.
AS
Mersin ağacı.
AS
Sansar cinsinden siyah kuyruklu, beyaz tüylü kakum denilen bir hayvan, çok kıymetli olan postu için avlanır.
AS
f. Değirmen. (Bak: Asya)
ASA
Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.
ASA'
Yaş olan şey kuruyup katılaşmak.
ASA
Değnek. Baston, sopa.
ASA-YI İNKÂR
İnkâr değneği. Kabul etmeme.
ASÂ-YI MUSÂ
Hz. Mûsânın (A.S.) Asâsı. * Kafir sihirbâzları Cenab-ı Hakkın izniyle mağlub eden ve taşa vurduğunda hemen Cenab-ı Hakkın izni ile su çıkaran Hz. Mûsânın (A.S.) mucizeli değneği. Bu mucizeye teşbih olarak, her bir zerrede ve her şeyde Allahın (C.C.) varlığını, birliğini ve kudsi sıfatlarını isbat ederek imân âb-ı hayatını gösteren ve bununla kâfirleri mağlub eden, ehl-i mekteb ve ehl-i felsefeye çok lüzumu bulunan Risale-i Nur külliyatından bir eserin adı.(... Kur'andan tavr-ı kalbe ilham edilen Asâ-yı Musa gibi, mânevi bir asâ ihsan edilmiştir. Bu asâ ile, kitab-ı kâinatın herhangi bir zerresine vurulursa, derhâl mâ-i hayat çıkar. Çünki, müessir ancak eserde görünebilir. Mânevi asansör hükmünde olan murâkabeler ile mâ-i hayatı bulmak pek müşküldür. Vesaite lüzum gösteren ehl-i nazar ise, etraf-ı âlemi arşa kadar gezmeleri lâzımdır. Ve o uzun mesâfede hücum eden vesveselere, vehimlere, şeytanlara mağlub olup caddeden çıkmamak için, pekçok bürhanlar, alâmetler, nişanlar lâzımdır ki yolu şaşırtmasınlar. M.N.)
ASA
f. (Gibi) manasına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Teşbih edatıdır.)
BERK-ÂSÂ
şimşek gibi. Berk gibi.
CENNET-ÂSÂ
Cennet gibi.
ASA
f. Esneme. * Vakar, ciddilik. * Süs, zinet.
ASÂ
(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) $ fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
A'SA
(Asâ. C.) Değnekler, sopalar, bastonlar.
ASÂB
Geyik, gazâl.
ASAB
Sinir. Damar.
A'SÂB
(Asab. C.) Sinirler. Damarlar.
A'SÂB-I GÛŞ
Kulak sinirleri, kulaktaki sinirler.
A'SÂB-I MUHARRİKE
Hissi, duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler.
ASABE
Kuvvet, şiddet. * Bir tek sinir. * Baba tarafından akraba olanlar. * Bir kimseye yardım ve takviye eden akrabası takımı. * Fık: Eshab-ı Feraiz, hisselerini aldıktan sonra geri kalanı, terekeyi alan kimse. (Babası ve evladı olmayan kimseye vâris olan.)
ASABİ'
(Usbu'. C.) Parmaklar.
ASABÎ
Sinirli. Öfkeli.
ASABİYY-ÜL-MİZAC
Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.
ASABİYYET
Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti, kendi akrabasını, vatanını, din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet.
ASABİYYET-İ CAHİLİYYE
İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.)
ASABİYET-İ KAVMİYE
Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik, Asabiyet-i câhiliye, asabiyet-i milliye, asabiyet-i nev'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder. (Bak: Asabiyet-i Câhiliyye).
ASABİYYETEN
Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini, soyunu sevmekle.
A'SAC
Saçları alnı üzerine dökülmüş.
ÂSAD
(Esed. C.) Esedler, arslanlar.
ASAF
Süleyman Peygamberin (A.S.) veziri. Vezir. * Bir ot ismi.
ASAFÂNE
f. Bir vezire yakışır surette ve hâlde.
ASAFİR
(Usfur. C.) Serçe kuşları.
ASAF-REY
Düşüncesi Asaf'ınki gibi akıllıca olan vezir.
ASAGİR
(Asgar. C.) Şeref ve itibar bakımından küçük olanlar. Çok küçük şeyler.
ASAGİR Ü EKÂBİR
f. İtibar ve mevkice küçükler ve büyükler.
ASAH
(Bak: Esahh)
ASAHİB
(Ashab. C.) Sahibler, sahib olanlar. Ashablar.
ASAİB
Cemaatler, tayfalar. * Başa sarılan sargılar, nesneler.
ASAK
Darlık. * Hurma budağının yaramazı.
ASAK
Ucuzluk.
ASAKİR
(Asker. C.) Askerler. Erler.
ASÂKİR-İ BAHRİYYE
Bahriyeliler. Deniz askerleri.
ASÂKİR-İ BERRİYYE $
Kara askerleri.
ASÂKİR-İ MUNTAZAMA
Ordu askeri.
ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN
Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.
ASAL
(Asil. C.) İkindi ve akşam arası mânasına, öğleden geceye kadar olan müddet. * Zamanlar ve vakitler.
ASAL
Ahlâk. Karakter. * Alâmet, işaret, belirti.
ASAL
f. Temel, kök.
A'SAL
Dişinin ucu eğri olan.
ASAL
(C: Asâl) Davarın kuyruğu devrik olmak. * Bağırsak.
ASALAK
Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve onlara zarar veren hayvan veya bitki. Parazit. * Mc: Başkalarının sırtından geçinen kimse.
ASALE
Bal peteği, petek.
ASALE
Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.
ASALET
Temiz soyluluk. Soy sop temizliği. Köklülük. * Rüsuh. * Metanet. Necabet. Zâdegânlık. * Kendi işi için bizzat ve kendisi nâmına hareket. * Edb: Yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.
ASALETEN
Vekil olmayış. Kendi işini kendi namına bizzat kendisi yapmak üzere. Kendi nâmına olmak üzere.
ASALETLÛ
Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil. * Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.
ASALİT
Koyu, sahin.
A'SAM
(Usme. C.) Ön ayakları beyaz olan at, geyik veya koyun.
A'SÂM-ÜL YÜMNÂ
Sağ ayağı beyaz olan at, geyik veya koyun.
ASAM
(İsm. C.) Günahlar.
ASAMM
Sağır. * Sert, katı. * Güç, tahammül edilmez. * Gr: Muzaaf olan fiil. (İkinci veya üçüncü harf-i aslisi şeddeli olan fiil)
ÂSÂN
f. Kolay. Suhuletli. Yesir. * Bükülmüş ipin her katı.
ÂSÂNÎ
Suhulet, kolaylık.
ASAR
Toz. * Sığınak. * Atiyye, hediye.
ASÂR
Fakirlik. * Güçlük. * şiddet.
AS'AR
Çok kibirli, mağrur. * Çarpık suratlı, eğri yüzlü, eğri boyunlu.
ASAR
Vazifeler. * Yükler. * Cürümler. Kabahatler.
ÂSÂR
Öç almalar. İntikamlar. * Eserler. * İzler. Nişanlar. Abideler. * Âdetler.
ÂSÂR-I ATİKA
Eski eserler.
ÂSÂR-I EDEBİYYE
Edebî değeri olan eserler.
ÂSÂR-I MATBUA
Tabedilmiş basılmış olan eserler.
ÂSÂR-I MERGUBE
Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler.
ÂSÂR-I SAN'AT
Sanat eserleri.
ASÂR
Kurumayıp daima sulanır çıban.
ASÂR
Yağcı, yağ satıcısı.
A'SAR
(Asr. C.) Asırlar. Yüzyıllar.
A'SÂR-I SÂLİFE
Geçmiş yüzyıllar. Geçmiş asırlar.
ASARAN
(Bak: Asrân)
ASARE
Anber ve misk gibi şeylerin kokması.
ASARE
f. Sayı, hesab.
ASARİM
(Asrâm. C.) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.
AS'AS
(C: Asâis) Bir yerin adı. * Kurt, zi'b. * Kirpi.
AS'AS
Kumdan yığılmış tepe. * Fesâd.
AS'ÂS
Gece çok gezip dolaşan kimse. * Kurt.
AS'ASE
Oturak yerin yumuşağı. * Helâk olmak. * Fesâd etmek.
AS'ASE
(Is'as) Yönelme. Arka çevirme. * Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek. * Bulutun yere yakın olması.
ASAT
Binâ.
ASATIB
(İstabl. C.) Ahırlar.
ASAY
f. Gibi. (Bak: Asâ)
ASAYİŞ
f. Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayişin sağlanması gittikçe güçleşmektedir. Çağımızda maddeci düşünce ile yetişen insanlar ancak baskı tedbirleriyle itaat altına alınmağa çalışılıyor. Böylece kapitalist ülkelerde oligarşik diktatörlük, sosyalist ülkelerde sınıf diktatörlükleri kurularak insanlar köleleştirilmektedir. İslâmda ise iktidar Allah'ındır, mülk de Allah'ındır. İnsan insanın kulu, kölesi değildir. Sınıf ve zümre diktatörlüğü yoktur. İnsan insan karşısında hür, Allah karşısında kuldur ve herkes hukukta birbirine eşittir. İdareciler hakkın ve halkın hizmetkârlarıdır.(... Bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halâs olmak için beş esas lâzım ve zaruridir. Birincisi: merhamet; ikincisi: hürmet; üçüncüsü: emniyet; dördüncüsü: haram ve helâli bilip haramdan çekilmek, beşincisi: serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit, bu beş esası te'min edip, hem asâyişin temel taşını tesbit ve te'min eder. K.L.)
ASÂYİŞ-BERKEMÂL
Rahat ve huzur te'min edilmiş.
ASÂYİŞ-CU
f. Rahat ve huzur arayan. Asâyiş isteyen.
ASÂYİŞ-PERVER
f. Asâyiş taraftarı. Sükûnet, rahat ve huzur isteyen.
ASÂYİŞ-PERVERÂNE
f. Rahat, huzur ve asâyiş taraftarına yakışacak şekilde.
ASB
Bağlamak. * Sağlam olarak dürmek. * İmâme, sarık. * Yemen'de yapılır bir nevi kumaş. * Firavun atı adı verilen bir deniz canavarının dişisi. * Kurumak. * Kızarmak. * Sarmaşık. * Sargı, bağ. * Mendil.
ASBAB
(Sabeb. C.) Çukur yerler.
ASBAG
Alnı veya kuyruğunun ucu beyaz olan at. * Kuyruğunun ucu beyaz olan kuş.
ASBAG
(Sıbg. C.) Boyalar.
ASBAH
(Subh. C.) Sabahlar.
ASBAN
f. Değirmenci. Değirmen sahibi.
ASBANÎ
f. Değirmencilik.
ASBAR
(Sıbr. C.) Akbulutlar.
ASBEST
yun. Oldukça yumuşak ve ateşle hususiyeti değişmeyen lifli bir madde.
ASC
Gezi topluluğu.
ASCED
Halis, karışıksız altın.
ASCEL
Karnı büyük olan kimse.
ASD
Cimâ etmek. * Döndürmek. * Bozmak.
ASDA
(Sadâ. C.) Sadâlar, sesler.
ASDAF
(Sedef. C.) Sedefler.
ASDAG
Perâkende olmak.
ASDAG
(Sudg. C.) Tıb: Şakaklar, yüzdeki şakaklar.
ASDAGAN
Tıb: Kollarımızdaki nabız damarları.
ASDAK
(Sıdk. C.) Samimi şeyler.
ASDER
Omuz, menkıb.
ASDİKA
Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar. * İçi dışına, sözü işine uygun olanlar.
ASED
Cimâ etmek. * İp bükmek.
A'SEF
Zulmedip zorla birşey alan.
ASEF
(Asf) Büyük kadeh. * Bir şeyi almak. * Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek. * Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek, tarlada işçilik etmek. * Ölüm. (Kamus'tan alınmıştır.)

 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009