AHBEL
Divane, deli.
AHBEN
Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.
AHBES
Pek çok pis, daha murdar. En habis, berbad.
AHBEŞ
Habeş, Habeşi.
AHBİYE
(Hıbâ. C.) Kıldan yapılmış göçebe çadırı. * Keçe ve kıldan yapılan evlerde konup göçen Türkler.
AHCAR
(Hacer. C.) Taşlar.
AHCEN
Burnu eğri kimse.
AHD
Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Peymân. * Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. * Vasiyet.
AHD-İ ATİK
Tevrat, Zebur ve Mezamir'in bazıları, Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları.
AHD-İ CEDİD
f. İncil.
AHDÎ
Ahde âid, sözleşmeye dâir.
AHD-NAME
f. Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt.
AHD Ü MİSÂK
f. Yemin, anlaşma, sözleşme.
AHD Ü PEYMAN
f. Yemin etme, söz verme.
AHDA'
Boyun damarlarından bir damar. * Hilekâr, aldatıcı, kandırıcı.
AHDA'
Çok alçakgönüllü, halim, mütevazi. İtaatli.
AHDAK
(Hadeka. C.) Göz bebekleri.
AHDAN
(Hıdn. C.) Dostlar, yoldaşlar.
AHDAR
Yeşil, yemyeşil, pek yeşil.
AHDAR-I NÂZIR
Çok yeşil, yemyeşil, tam yeşil.
AHDAS
(Hades. C.) Yeni hâdiseler, fena şeyler. Dertler, musibetler. * Gençler.
AHDEB
Hiç kimsenin fikir ve düşüncesini beğenmeyen, ahmak. * Uzun boylu.
AHDEB
Kambur.
AHDEL
Boynu önüne eğilmiş olan. * Çok eğik olan şey.
AHDER
(C.: Ehadir) Kavi ve galiz olmak. Kaba olmak. * Şaşı adam.
AHDER
f. Kardeş çocuğu. Biraderzâde.
AHDERRÎ
Yabani eşek.
AHDES
Fikirli kişi.
AHDET
(C.: Ahâd) Yağmur yağdıktan sonra yağan yağmur.
AHEK-İ SİYAH
Rutubete dayanıklı olan bir cins çimento.
AHEK-İ TEFTE
Sönmemiş kireç.
AHEN
Demir. * Mc: Sert. Zincir. Kılıç.
AHEN-ÂŞİYÂN
f. Dikiş yüksüğü.
AHEN-BE
f. Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç. Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar.
AHEN-CÂN
f. Demir canlı. * Katı yürekli. * Sabırlı, tahammüllü.
AHEN-DEST
f. Demir elli, eli demir gibi olan.
AHEN-DİL
f. Demir yürekli, kahraman. * Merhametsiz, acımasız kimse.
AHENE
f. Demir halka.
AHEN-GER
f. Demirci. Demir yapan veya satan.
AHEN-GERÎ
f. Demircilik.
AHENİN
Demirden yapılmış, çok kuvvetli, pek sağlam.
AHEN-KEŞ
f. Demiri çeken. Mıknatıs.
AHEN-PUŞ
f. Demirler giymiş. Zırh kuşanmış.
AHEN-RÜBÂ
f. Demiri kapan, mıknatıs.
AHENK
f. Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş.
AHENKDÂR
f. Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı.
AHER
Başka, diğer, gayrı.
AHESTE
f. Yavaş, ağır.
AHESTEGÎ
f. Yavaşlık, acele etmemeklik.
AHESTE-REV
f. Aheste âheste yürüyen, acelesiz, yavaş yavaş yürüyen.
AHFA
Çok gizli, pek gizli.
AHFAD
Torunlar. Hafidler. Evlâd oğulları. Yardımcılar.
AHFAS
(Hıfs. C.) İşkembeler, kırkbayırlar.
AHFAZ
(Ahfad) Alçak ve çukur yer. * Mc: Çok alçak gönüllü. Mütevâzi.
AHFEC
Ayakları eğri.
AHFEŞ
Küçük gözlü, zayıf bakışlı. * Yalnız gece gören kimse. * Üç büyük Arab âliminin lâkabı. * Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen.
AHFİYE
(Hıfâ. C.) Örtüler, perdeler, gizli şeyler. * Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk.
AHGER
f. Ateş koru. Yanar halde olan kömür.
AHGER-İ SUZAN
Yakıcı kor.
AHH
Öksürmek.
AHIR
t. (Ahur) Hayvanların barındığı yer, dam.
AHİ
Kardeşim. * Ahilik ocağından olan kimse. * Eli açık, cömert.
AHİBBA
Dostlar, arkadaşlar. (Bak: Habib)
AHİD
Seninle muâhede eden. * Ahdolunmuş nesne.
AHİD
(Bak: Ahd)
AHİD-ŞİKEN
f. Ahdi bozan, anlaşmayı bozan.
ÂHİL
Erkeği olmayan kadın. * Fevkinde kimse olmayan yüksek padişah.
AHİLİK
Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi.
AHİLLA
(Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller.
AHİN
(C.: Uhun) Boyalı yün.
ÂHİN
(C.: Avâhin) Fakir. * Hazır, sabit kimse. * Yumuşak hurma ağacı.
AHÎR
En son, sonraki.
ÂHİR
Biten. Hitam bulan. Sonra gelen. Son. Sonraki.
ÂHİR
Zina işleyen. Fasıklık yapan. * Tembel kimse.
ÂHİR-BİN
f. Sonunu gören, düşünen.
ÂHİRE
Zâni, zinakâr.
AHİREN
En son, en son olarak. * Son zamanlarda, yakında.
ÂHİRET
Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olamaz. Kur'an ve peygamberi inkar etmiş olur. İnsan ölüp toprak olduktan sonra onu kim diriltecek diyenlere Kur'anın pek çok cevaplarından biri meâlen şudur: "Onu ilkin kim yarattı ise, öldükten sonra da yine o diriltecek." (Bak: Haşir)(Dünya dar-ül hikmet ve ahiret dar-ül kudret olduğundan; dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbi gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icad-ı eşya, bir derece tedricî ve zaman ile olması, hikmet-i Rabbaniyenin muktezasıyla olmuş. Âhirette ise; hikmetten ziyade kudret ve rahmetin tezahürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan, birden eşya inşa ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda ve bir lemhada inşasına işareten Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan: $ ferman eder. Ş.)(Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki, Cennette bir adama beşyüz senelik bir Cennet verilir. Bu hakikat akl-ı dünyevinin havsalasında nasıl yerleşir?Elcevap : Nasıl ki bu dünyada herkesin dünya kadar hususi ve muvakkat bir dünyası var. Ve o dünyanın direği onun hayatıdır. Ve zahiri ve batıni duygularıyla o dünyasından istifade eder. Güneş bir lâmbam, yıldızlar mumlarımdır der. Başka mahlukat ve ziruhlar bulunmaları, o adamın mâlikiyetine mani olmadıkları gibi, bilâkis onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar, zinetlendiriyorlar. Aynen öyle de, fakat binler derece yüksek, herbir mü'min için binler kasır ve hurileri ihtiva eden has bahçesinden başka, umumi cennetten beşyüz sene genişliğinde birer hususi cenneti vardır. Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatıyla, duygularıyla cennete ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder. Başkaların iştiraki onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi, kuvvet verirler. Ve hususi ve geniş cennetini zinetlendiriyorlar. Evet, bu dünyada bir adam, bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangahtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatından; ağzıyla, kulağıyla, gözleriyle, zevkiyle, zâikasıyla, sâir duygularıyla istifade ettiği gibi; aynen öyle de fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika, o bâki memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder. Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia orada, beşyüz senelik mesiregâhındaki seyahattan; o haşmetli, baştan başa zinetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder. Her mü'min derecesine ve dünyada kazandığı sevaplar, haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygularıyla zevk alır, telezzüz eder, müstefid olur. L.)
ÂHİRZAMAN
Dünyanın son zamanı ve son devresi. Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi. (Rivayette var ki : "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz." Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra ( $ ) vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusyada hamamlarda, kadın- erkek beraber çıplak girerler ve kadın, kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemâlperest erkekler dahi nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz. Ş.)
AHİSSA
(Hasis. C.) Cimriler, pintiler, tamahkârlar.
AHİYANE
f. Damak. * Tıb: Boğaz.* Beyin kemiği.
AHİYYEN ŞERAHİYYEN
(Süryanice) Hannân, Mennân, Rahmân ve Rahim olan. Çok çok nimet veren.
AHÎZ
(Ahz. den) Esir.
ÂHİZ
(Âhize) Alan. Alıcı. Ahzeden. * Ses alıcı âlet. * Kabul etme, alma.
ÂHİZE
Fiz : Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren alet.
AHKAB
Yabani eşek.
AHKAB
Uzun zamanlar.
AHKAD
(Hukd. C.) Kinler, garezler.
AHKAF
(Hıkf. C.) Eğri büğrü kum tepeleri.
AHKAF SURESİ
Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
AHKÂM
(Hüküm. C.) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar.
AHKÂM-I ADLİYE
Adaletle alâkalı hükümler, emirler. * Adliye nezaretinin eski ismi.
AHKÂM-I FER'İYYE VE AHKÂM-I ASLİYYE
(Bak: Şeriat)
AHKÂM-I KUR'ÂNİYE
f. Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Bak: Hukuk)
AHKÂM-I ŞAHSİYE
Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler. (Bak: Hukuk-u şahsiye)
AHKAR
En hakir, pek âciz ve değersiz. (Daha çok tevazu makamında söylenir.)
AHKAR-UL İBÂD
Kulların en hakiri.
AHKEM
En sağlam. En kuvvetli. * En çok hükmeden. * En hakim ve akıllı.
AHKEM-ÜL HÂKİMÎN
Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.)
AHKER
f. Ateşli kül, kül ile karışık ince kor.
AHLA
En tatlı, çok şirin. Çok tatlı.
AHLAF
Halefler. Sonra gelenler. Zürriyetler. Evvelkilerin yerine geçenler. Nesil. Evlâdın evlâdları. Nesl-i âti.
AHLAF
Yemin edenler. Müttefikler.
AHLAK
(Hulk.C.) Huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine uyması gerektiği konusunda ortak bir fikre varamadılar. Kimi menfaati, kimi saadeti, kimi de vazifeyi ahlâkın temeli saydı. İslâm ahlâkı ise ahlâkın temeli Allah'ın emrine uygunluğu ve gaye olarak da Allah rızasını almakla insanı şahsi veya içtimâi (toplumsal) bencillikten kurtarmıştır. Ahlâkı da cemiyetten cemiyete ve zamanla değişen keyfî ve tesadüfî kaideler yığını olmaktan çıkarıp Allah'ın emirlerine uygunluğu esas almakla, birlik ve beraberliği ve devamlılığı sağlamıştır. (Bak: Hulk)
AHLÂK-I FÂZILA
İyi ahlâk, faziletli huylar.
AHLÂK-I HAMİDE
Beğenilen güzel ahlâk.(Hz. Muhammed (A.S.M.) bütün ahlâk-ı hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye malik idi...... Onda içtima etmiş ahlâk-ı hamidedir ki her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna dost ve düşman ittifak ediyorlar. M.)
AHLÂK-I HASENE
Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.(Diyorsun ki: Teklif, saadet içindir. Halbuki ekser-i nâsın şekâvetine sebeb, tekliftir. Teklif olmasaydı, bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazdı?C- Cenab-ı Hak, verdiği cüz'-i ihtiyâri ile ef'al-i ihtiyariye âlemini kesbiyle teşkil etmeğe insanı mükellef kıldığı gibi, ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-i mütenâhi tohumları sulamak ve neşv ü nemalandırmak için de beşeri teklif ile mükellef kılmıştır. Eğer teklif olmasaydı, ruhlardaki o tohumlar neşv ü nemâ bulamazdı. Evet, nev'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılırsa görülür ki; ruhun mânen terakkisini, vicdanın tekâmülünü, akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden, yani aşılayan, şeriatlardır; vücud veren, tekliftir; hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir; ilham eden, dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı. Fakat insanların bir kısmı, arzu ve ihtiyariyle teklifi kabul etmiştir. Bu kısım, saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi nev'in saadetine de sebep olmuştur. Amma insanların büyük bir kısmı, ihtiyarı ile küfrü kabul ve tekâlif-i İlahiyyeyi reddetmişlerse de teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlâki vesaire güzel şeyleri aldıklarından, teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar. İşte bu itibarla, kâfirin her sıfatı ve her hâli kâfir değildir. İ.İ)(Hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.M.) üzerine olsun ki, demiş: $Yani; benim, insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır. H.)
AHLÂKIYYÂT
Ahlâk ilmi ve düsturlarını ve bunların vasıflarını ve tatbiklerini inceleyen, öğreten ilim. * Ahlâk ve terbiye ile alâkalı ders ve bahisler.
AHLÂKIYYUN
Ahlâk ilmi ile uğraşan âlimler; bunlar iki kısımdır. Bir kısmı ahlâk-ı hasene olan İslam ahlâkını telkin eder, diğer kısmı ise, dine tâbi olmayan ve hakiki ahlâkı bulamamış olanlardır.
AHLÂKÎ
Ahlâkla ilgili, ahlâka ait.
AHLAL
(Hıll. C.) Samimi dostlar, yâranlar.
AHLAM
Rüyâlar. (Bak: Hulm)
AHLAS
En hâlis, daha temiz.
AHLAT
(Hılt. C.) Çok karıştırılabilir, karıştırılmağa elverişli.
AHLAT-I ERBAA
İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur veya üsareler.
AHLEF
Solak kimse.
AHLES
Kara ile kırmızı arasında olan renk.
AHLET
Saçı dökülmüş kişi.
AH-LİÜMM
Baba ayrı, ana bir kardeş.
AHLİYA
(Hali. C.) Boş şeyler.
AHMA
(Hamâ. C.) Kayın biraderler.
AHMA
(Hamiyyet. den) Çok hamiyetli.
AHMAK
(Humk. dan) Pek akılsız, sersem, şaşkın. Anlayışsız.
AHMAK-UL HUMAKA
Ahmakların en ahmağı.
AHMAKANE
f. Ahmakçasına, ahmak olana yakışır şekilde.
AHMAKÎ
Akılsızlık, ahmaklık.
AHMAKİYET
Ahmaklık, akılsızlık.
AHMAL
(Haml. C.) Yükler. * Ağır şeyler. Eşya, ağırlık.
AHMAL Ü ESKAL
Ağır yükler.
AHMAS
(C: Ehâmis) İnce belli.* Ayak altında yere değmeyen yer.
AHMAS
(Hums. C.) Beşte birler, humslar.
AHMAS-ÜL KADEM
Ayak tabanı.
AHMED
Daha çok hamdeden. * Çok övülmeğe ve medhedilmeğe lâyık. * Çok sevilen. Beğenilmiş. * Hz. Peygamber'in (A.S.M.) bir ismi.
AHMED-İ BEDEVÎ
(Seyyid) (Hi. 596-675) Mısır'ın en büyük velilerindendir. Hz. Ali neslinden gelir. Bir çok lâkabı vardır. Ona Afrika bedevileri tarzında (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı (el-Bedevi) deniyordu. 626 yılına doğru onda deruni bir tahavvül vukua geldi. Yedi kıraat üzere Kur'an okudu ve Şafii fıkhı tahsil eyledi. Kendisini ibadete vakfeyledi ve kendisine yapılan izdivaç teklifini reddeyledi. Berlindeki bir yazmada bu hususta şunlar yazılıdır: "Cennet hurilerinden başka hiçbir kadın ile evlenmemeğe ahdettim." Kerametler ve harikalar göstermiştir. Geceleri Kur'an okumak âdeti idi. Aktab-ı Erbaa'dandır. (R.A.)
AHMED-İ FÂRUKÎ
(Hi. 971-1034) (İmam-ı Rabbanî) Hz. Ömer (R.A.) ahfadından olduğundan Fârukî denilmiştir. Kendisi demiştir ki: "Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmata tercih ederim." Hem demiş ki: "Bütün tarikatların nokta-i müntehası hakaik-i imâniyenin vuzuh ve inkişâfıdır." Bu zatın büyük ve çok kerametleri görülmüş ve müceddidiyet vazifesini bihakkın ifâ etmiştir. Nakşi tarikatının kahramanı ve bir güneşi hükmünde olduğu Risale-i Nur'dan "Mektubat" isimli eserde mezkurdur. (R.A.) (Bak: Müceddid)
AHMED-İ MUHTAR
Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimiz.
AHMED-İ RÜFÂÎ
(Hi: 512-578) Büyük bir veliyullahtır. Pek çok kerametleri görülmüştür. İmam-ı Musa Kâzım Hazretlerinin evlâtlarından olup, dine büyük hizmetler etmiştir. (R.A.)
AHMED-İ SÜNUSÎ
(Bak: Sünusî)
AHMED İBN-İ HANBEL
(Bak: Hanbelî, İmam-ı Hanbel)
AHMER
Kırmızı.
AHMES
Kuvvetli, yiğit. Kahraman, cesur, şecaatli, bahadır.
AHMEŞ
İnce, dakik.
AHMEZ
Daha metin, daha sağlam, daha çetin.
AHNA
Çapraz ve birbirine zıt işler. Çarpık, eğri şeyler.
AHNA'
Çok alçak gönüllülük, mütevazilik.
AHNAS
(Hıns. C.) Yeminden dönmeler. Yalan yeminler.
AHNEF
Ayakları çarpık ve eğribüğrü olan.
AHNES
Burnu basık ve sivri olan adam.
AHOND
f. Tahsil yapmış, hoca. Ulu, büyük.
AHRA
Daha lâyık, daha münasib, en elverişli.
AHRAB
Kulağı kesik. * Kulaktaki küpe deliği.
AHRAC
(Hırc. C.) Hayvanların yular, tasma ve palanlarına dizilen boncuklar.
AHRAD
Pek tamahkâr cimri.
AHRAK
Miskin, akılsız adam.
AHRAM
(Harem ve Harim. C.) Gizli yerler. Gizli olup herkesin girmesi serbest olmayan yerler. * Kadınların bulunduğu haremlikler.
AHRAR
(Hür. C.) Hürler. Esir veya köle olmayan kimseler. * Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar. * Hürriyetçiler.
AHRARANE
f. Hürriyetçilere yakışır tarzda. Serbestçe. Hür olana yakışır surette.(İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyyeti intac eder. Mün.)
AHRAS
(Hâris. C.) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular.
AHRAS
Dilsiz.
AHRAZ
(Ahrad) Kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü.
AHREB
Çok harap, perişan, yıkık. * Kulağı yarık kimse. * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlayan oniki şekilden herbiri.
AHREC
Ak ile kara. Siyahla beyaz.
AHRED
Ayaklarının siniri kurumuş veya bozulmuş olan hayvan.
AHREM
Burnu kesik olan. Kesik burunlu. * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlıyan oniki şekilden herbiri. * Tıb: Omuz ucu.
AHRES
Dilsiz, dili olmayan kimse.
AHREZ
Gözleri dar ve küçük olan.
AHRUF
(Harf. C.) Uçlar. * şiveler, lehçeler. * Harfler.
AHSA
Çok kumlu, taşlı yer.
AHSA
"İhsa"dan fiildir. (Bak: İhsâ)
AHSAR
Pek kısa, daha kısa, daha özlü, daha veciz.
AHSAS
Hisler. Duygular.
AHSEB
Çok iyi hesab edilmiş, münâsib. * Çok fazla cimri, hasis. * Miskin. * Saçının rengi kırmızıya yakın. *Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve.
AHSEF
Kara ile ak, alaca.
AHSEM
Geniş yüzlü kılıç. * Arslan. * Enli, yassı ve yayvan burun. * Enli, yassı ve yayvan burunlu adam.
AHSEN
En güzel. Çok güzel.
AHSEN-ÜL GAYÂT
Gayelerin en güzeli, en iyisi.
AHSEN-ÜL HÂLIKÎN
Hâlıkıyyet mertebelerinin en güzel ve en münteha mertebesinde olan bir Hâlık-ı Zülcelal. Her şeyi herşeyle münasebetine lâyık bir tarzda güzel yaratan Hâlık. (C.C.)
AHSEN-ÜL KASAS
İbret verici vakıaların en güzel şekilde nakledilişi. Kıssaların en güzeli. * Sure-i Yusuf (A.S.).
AHSEN-İ TAKVİM
En güzel kıvama koyma. * Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.(Envâ'-ı zihayat içinde en ziyade rızkın envâına muhtaç, insandır. Cenab-ı Hak insanı bütün Esmâsına câmi' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak, tanıyacak cihâzata mâlik bir mu'cize-i Kudret ve bütün Esmâsının cilvelerinin vaziyetlerinin inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i Arz suretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç verip, maddi ve mânevi rızkın hadsiz envâına muhtaç etmiştir. İnsanı, bu câmiiyete göre en âlâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vâsıtası, şükürdür. Şükür olmazsa, esfel-i sâfiline düşer; bir zulm-ü azimi irtikâb eder. M.)
AHŞA'
(Haşâ. C.) Vücuttaki bağırsak, ciğer gibi organlar. * Mahaller, bölgeler, cihetler.
AHŞA
Pek korkunç. Çok korkunç. Çok korkunç yer.
AHŞAB
Kereste. Tahta. Ağaçtan yapılan bina. * Ağaçtan olanlar.
AHŞAM
(Haşem. C.) Bir büyük zâtın yakınları, maiyeti, taraftarları.
AHŞEB
(C.: Ehâşib) Sert taşlı büyük dağ. * Haşin ve yoğun olan.
AHŞEF
Uyuz adam.
AHŞEM
Burnu koku almayan. * Burnunun içi kokan kimse.
AHŞEN
Pek sert şey. * Geçimsiz kimse.
AHŞİC
f. Zıt ve uygunsuz.
AHŞİCAN
(Ahşic. C.) f. Zıtlar. Dört unsur. (Toprak, su, ateş, hava.)
AHŞİG
f. Zıt ve uygunsuz.
AHŞİGÂN
(Ahşig. C.) Zıtlar.
AHŞİŞAN
Çok katı, pek huşunetli.
AHTAB
(Hatab. C.) Odunlar.
AHTAL
Çabuk yürüyen. * Boşboğaz, çok konuşan kimse. Çenesi düşük.
AHTAPOT
Fr. Çok ayaklı, kafadan bacaklı bir nevi deniz hayvanıdır ve yakaladığı canlı hayvanı kıstırıp kanını emer. * Canlı yengece benzeyen bir çıban.
AHTAR
(Hıtar - Hatarat) Tehlikeler.
AHTE
f. Dışarı çıkarılmış, dışarı çekilmiş. (kılıç, bıçak gibi..) * Husyesi çıkarılmış hayvan.
AHTEB
Arı kuşu dedikleri kuş. * Kızıl eşek.
AHTEL
Sarkık kulaklı.
AHTEM
Uzun burunlu.
AHTER
Yıldız. * Mc: Baht, talih.
AHTER-İ DÜNBÂLE-DAR
Kuyruklu yıldız.
AHTERÂN
f. Yıldızlar. Necimler.
AHTER-BÎN
f. Müneccim. Yıldız ilmi ile meşgul olan kimse.
AHTER-GÛ
f. Yıldız ilmi ile uğraşan kişi, müneccim.
AHTER-ŞİNAS
f. Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim.
AHU
Kardeş, dost.
AHU
Saç ve sakalı ak olup şayan-ı hürmet ve tâzim olan. Ahubaba, yalnız bu tabirde kullanılır.
AHU
f. Ceylân. * Gözleri çok güzel olan. Çok güzel göz. * Gazâl. * Mc: Dilber. Mahbub.
AHU-Yİ LENG GİRİFTEN
Topal ceylan tutmak. * Mc: İnsafsızlık etmek. Acizlere sataşmak.
AHU-Yİ MÂDE
f. Dişi ceylan.
AHU-Yİ NER
Erkek ceylan.
AHU-Yİ SİMİN
Sevgili. * Sâki.
AHU-BEÇE
f. Ceylan yavrusu.
AHU-BERE
f. Ceylan yavrusu.
AHU-ÇERENDE
f. Otlıyan ceylan.
AHU-DİL
f. Ceylan yürekli. * Mc: Korkak.
AHUN
f. Delik, yarık. Lağam.
AHUN-BÜR
f. Yer kazan, delik açan. Lağamcı.
AHU-NİGÂH
Ceylan bakışlı
AHU-PA(Y)
f. Ceylan ayaklı. Çevik, atik. * Altı köşeli, nakışlı ev ve köşk.
AHUR
f. Ahır, dam.
AHURİ
f. Hardal.
AHUVAN
(Ahu. C.) f. Ceylanlar. Karacalar.
AHVA
(C.: Huvve) Kararmış nesne.
AHVAL
Haller. Vaziyetler. Oluşlar.
AHVAL-İ HAYRET-FEZÂ
Hayret verici haller.
AHVAL-İ SIHHİYE
Sağlık durumu.
AHVAL-İ ŞAHSİYE
Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)
AHVAL
(Hâl. C.) Dayılar. Annenin erkek kardeşleri.
AHVAS
(C.: Ehâvis, Huves) Bir gözü birinden küçük olan.
AHVAT
(Uht. C.) Kız kardeşler.
AHVAT
En ihtiyatlı, tedbirli.
AHVEB
Asi, günahkâr.
AHVEC
En muhtaç, pek çok ihtiyacı olan.
AHVED
Çok değişen.
AHVEF
En korkak. * Çok korkunç.
AHVEL
Bir şeyi çift gören, şaşı.
AHVER
Akıllı. * İri gözlü güzel. * Müşteri yıldızı. (Jüpiter) * Beyaz yüzlü, güzel gözlü adam.
AHVERÎ
Yumuşak, beyaz nesne.
AHVES
Cesur, kahraman, yiğit, şecaatli, bahadır.
AHVES
Karnı sarkık kişi. (Müe: Havsâ)
AHVEZİ
Yeyni, hafif. * Tez, seri.
AHVEZİ
Cem'edici, toplayıcı. * Her işi insanlar arasında halleden.
AHYÂ
(Hayy. C.) Diri olanlar. Hay olanlar. Canlılar.
AHYÂ VÜ EMVÂT
Diriler ve ölüler.
AHYAL
(Hayl. C.) : Atlar, at sürüleri. Atlı kıtalar.
AHYAN
(Hin. C.) Arasıra. Vakit vakit. Vakitler. Zamanlar.
AHYANEN
(İhyânen) Zaman zaman, arasıra. Kâh kâh.
AHYAR
Hayırlılar. * Dostlar. * İyilik sevenler. (Eşrar'ın zıddı)
AHYAZ
(Hayiz. C.) Odalar, bölmeler, bölümler.
AHYED
Hz. Peygamberin (A.S.M.) Tevrattaki bir ismidir.(Bazı metinlerde Uheyd, Uhidu, Uheydu, Uhyidu şeklinde yazılıdır.)(... İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed, Kur'anda Muhammed ismiyle müsemma iki cihanın güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Faruki Ahmedler ile muhat olarak sâkindir. M.N.)
AHYEF
Bir gözü gök, diğer gözü siyah olan.
AHYUS
Ekseriyetle su kenarında biten bir ot.
AHZ
Alma. * Tutma. * Kabul etme. * İşkence etme.
AHZ-I ASKER
Askere alma. * Askere alınma.
AHZ-I MİSAK
Sözleşme. * Yemin etme.
AHZETMEK
Almak. Tasarrufuna dahil etmek. Tahsil etmek.
AHZ U İTÂ
Alışveriş.
AHZ U KABUL
Alıp kabul etmek.
AHZA
Çok alçak, menfur kişi. Nefret edilmiş olan kimse.
AHZAB
(Hizb. C.) Hizbler, bölükler, kısımlar, gruplar. * Toprağı katı yer. * Kur'ânın kısımları. Hizbleri.


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009