Ümitsizliğin, Aşka Tekâmülü

 

Küçücük ağzında taşıdığı suyla Hz. İbrahim'in ateşini  söndürmeye büyük ümitlerle gayret gösteren bir karıncanın uğraşı karşısında, muhteşem akıllarımız neden ümitsizlik ateşine düşüp, sorunları büyütüyor?.. Yoksa düşüncesizliği ile kötülüğün asla bitmeyeceğini mi ispatlama gayretinde?.. Kafasını kumun içine gömen deve kuşunun çaresizliği!.. Öyle düşünüyorum ki! İnsan, bilincini başka boyutlara yükseltemedikten sonra kıyamette kopsa bilinci zayıf insanlar için bir anlam ifade etmeyecek!.. Bunun için gayret, emek ve düşünce ile olgulaşmadan Aşk'a gidilmesi olanaklı görünmüyor... İnsanların; kendi içlerinde aramayıp dışarıda aradığı çözüm, kalplerinde kendilerine sarılmak için "tevbe et gel!" diyor... Büyük bir sabır ve metanetle sözünü yükselterek "burası ümit kapısıdır!.." diyor... Gözlerini hırs kaplayanlar, çözümü maddiyatta buldum diyerek... İçinden gelen bu çağrıyı işitmemek için inatla kulaklarını kapatıyor...

 

Aşka, huzura, mutluluğa, barışa, adalete ve özgürlüğe açılan eşikler ve kapılar içimizde, vicdanla hırs arasına sıkışmış kalbin her tarafındadır... Aşk ta bu eşiklerin ve kapıların tam ardındadır... Eşiği geçip kapıyı açan insan, Aşk tarafından en içten bir samimiyet ve coşku ile kucaklanıyor... Eşik, ilk cesaret adımıyla geçilmelidir... Sonra,  bu ilk cesaret adımının tekrarına "Seyir" adı verilir... İnsan bütün canlılara hizmet edip onları korumak ve güzelleştirmek için sevmeli... Başka çaremiz bulunmuyor... Nefs (benlik) ve hırs bataklığına, ayaklarında ki açgözlülük prangası ile gönüllü olarak girip, daha sonra karanlık dibe doğru çekildiğini anladığı an, can havliyle aranan tutunacak dal Aşk'tır... Bu dal, sabrını arttırıp ona yeni bir ümit ve engin bir gayret bahşedebilecek "Sidretü'l-Münteha" ağacındandır... Ben şöyle idrak ediyorum ki: Eşya'nın, tanımı ve tasnifi ile görevli akıl, gideceği yönü değiştirmeden insanın bütün gayretlerini zayi edebilecek bir çıkmaz kısırlık  içinde kalarak, kendini kafes içinde hapsedebilir... Tüm çabalarınıza rağmen düşüncenin ulaşabildiği son durak ilk durağın ta kendisiyse eğer, bilmelisiniz ki kısır daire içinde boşuna gayret veriyor...Bulunduğunuz kafesten bir adım dahi uzaklaşamıyorsunuz demektir...  Aklı zorlayıp bu dönen daireyi kırmadan bilinç bir üst seviyeye sıçrama yapamaz...

 

Bilinci Aşk mertebesine yükseltemeyen zorluk; Düşüncenin, gördüklerini parçalayıp, teniyle temas ettiklerini acıtıp, işittiklerini inkâr eden ve kokladıklarını anlamayan, sosyal köle yığınların hırslarıyla kendilerini başköşeye yerleştirdiği kurmaca yapısıdır... Bütün atomik yapı, ilahi bir yasa içerisinde vecd halinde raks ediyor... Atomlar, dur-durak bilmeden her an ölüp yerlerini yeni doğanlara bırakıyorlar... Âlem'deki her şey sessizce ama bütün canlılığıyla sürekli yenilenme içerisinde... Muhteşem bir ilâhi yasa ile tüm dişi atom-altı parçacıkları birleşeceği erkek atom-altı parçacığı ile birlikte yapıtaşı olacağı maddenin atomunu oluşturur... Aşık, atom haline geldikten sonra başlayan bir evreye benzetilebilir... Atom haline gelen parçacıklar büyük bir coşku ve gayret ile varacağı en üst mertebe olan madde (AŞK) haline gelebilmek için diğer denk olanlarıyla birbirlerine kenetlenip "bir" oluyorlar... Bütün yalnızlıklar "Aşk" ile bitiyor... Yalnızlıktan, Aşık olmuyorlar... "Aşk" olmak için Aşık oluyorlar... Âlem "Aşk" ile yaratılıyor...

 

Aklını, nefsin halka biçimindeki kafesinde hücre mahkumu eden... Ve gayret ettiğini sansa da bir adım dahi bu hücre kafesinden uzaklaşamayan Ruhlar... Şüphe ateşine düşerek içinde taşıdığı Cehennemde, yaşıyor diyemeyeceğimiz yaşamıyor gibi yaşayan sonsuz bir kısır döngüye hapsolurlar... Çünkü ruhlar için ölüm denen maddi dönüşüm döngüsü yok... Şüphelerin, sıkıca sarmaladığı aklını yüksek bilinç seviyesine çıkaramayan bir mantık oyunu... Mantık oyunlarının metaforunda kıvranan akıl ve düşünmekten aciz şüpheler...

 

Vicdanınız sizin cennetinizde olabilir? Cehenneminiz de? Seçim sizin, ya şüphelerden arınıp karanlık korkularınızla yüzleşeceksiniz ya da nefsinizin bataklığında kendinizi tüketeceksiniz... Üst bilince sıçrama eşiğiniz önünde ki en yüksek eşik noktası... Coşkunluk, neşe, zevk ve sevinç içerisinde hayatını sürdürmek herkesin amacı olmalı değil mi?

 

Gökyüzünde rızkını arayıp bulan ve yavrularını da doyuran kuşlar kadar neden sevinç duyamaz insanlar?.. Havadaki kuşlar nasıl bu kadar huzurlu uyuyup ve neşeli olabilirler?.. Kuşlar neden hep pervasız ve kendinden emin gökyüzünde süzülürler?..

 

O vakit, "Kötülüğün asla bitmeyeceğini ve dünya eskiden de kötülük doluydu, şimdide kötülük dolu, gelecekte daha da kötü olacak." diye söylenerek gezerken, neden serzenişte bulunuyorsun?.. Bir karınca kadar ümidin ve gayretin yoksa bu hayat koşuşturmacan ve serzenişin neden?.. Aklını, nefsin daire kafesine mahkûm edip hala daireyi döndürerek emek ve gayret verdiğini düşünen Ruhlar!.. Bir kez daha derinlemesine gözden geçirin tüm bu şüphelerle oluşturduğunuz korkularınızı... Mahkûmiyetiniz ezelden gelmiş ama ebede gidecek mi?.. Artık yeter!.. Diyerek, kendinize gelip zerrelerin ilâhi raksına katılın... Bütün âlemi büyük bir özenle yeniden keşfedin, akrep ve yelkovan sizin ardınızda bu sefer hırslarınız için değil, bilincinizi yükseltme gayretiyle soluk soluğa kalsın. Gayretiniz varsa ümidinizde var demektir...

 

Alemde ki ilahi yasanın düzeni bellidir...Kuantum fiziğindeki atom altı parçacıklarının atoma, atomun madde ‘ye tekâmülü gibi ruhunda, aynı beden içerisinde ve bedenin canlı olduğu yaşam süresince eğer gayret ederse tekâmül seyri vardır... Hz. Pir Mevlana Rumi'nin belirttiği gibi : "Ben de cansız varlıkken öldüm, yetişip gelişen bitki oldum; bitkiyken öldüm, hayvan biçiminde tezahür ettim. Hayvanlıktan geçip öldüm, insan oldum; öyleyse ölmekten korkmak niye? Hiç daha kötüye dönüştüğüm, alçaldığım görüldü mü?.." Kalp eşiğinden adım atıp Aşk bilincine yükselmek istiyorsan, bir öncekinin bir sonrakine yerini vermek için aşkla gayret etmesine, Yaz'ın canlanan tabiatın, yerini kış alınca bir ölüm haliyle sessizliğe bürünmesine, gecenin gündüzü aksatmadan takip etmesine, yeryüzündeki suların buharlaşıp tekrar yeryüzüne rahmet olarak yağmasına, doğadaki çiçeklerin, böceklerin ve birbirinden farklı kokuların yayılmasına neden olan ilahi yasayı şüphe metaforuna düşmeden kabul etmelisin...

 

Söylediklerimi buraya dek dinlemiş ve söylediklerimin idrakini hâl ile yaşayan canlara diyebileceğim son cümle!.. Yukarıdaki cümlelerin sizin hâl ilminize nasihat verebilecek bir hâl derecesi yok! Yazılanlar sadece vicdanını unutup kendi derdine düşen ve cahil zalimlerin eteğinden tutan "bencil ruhlar"ı kendine getirmek için bir uyarıdır ama en şefkatlisinden...


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009