Bâz â! Şems-ûd' din’den Celâ’ Muhammed’e gidelim

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Aşk ilminin uğruna cengâver olup tekbirler getirelim

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Ayetlerin muhkeminde derinleşip müteşabihine dalalım

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Ahmed'in şifâ’sıyla, ahiret günü Allah’ın şefi'sini bulalım

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Yanar Kubbe-i Hadrâ’nın cezbe-i nurdan kandilleri

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Tevhidhanesinde Mukabele-î Şerif’tedir nice aşık sâlikleri

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Edeplenir Maarif’ten Burhan-ûd’ din’in muhibbanı

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Bilir dervişler Makalat’tan, Şems-ûd’ din gibi tîzgebanı

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Bişnevî’dir Mesnevi-i Manevi’den Celâ’ Muhamed’in erleri

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Hakka aşıkların gönlüdür, sâlihlerin çelebi nesilleri

Îkrâ’ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


Dünyadan geçip, Dârü's-Selâm’a yüz sürmeyi dileyenler

Îkrâ edelim âsârını Mollâ-î Hünkârların


bârânî der ki; Hâce’lerin semâ’ meclisinde olmayı özleyenler

Îkrâ ederler âsârını Mollâ-î Hünkârların


Lûgat - Sözlük


Bâz â : Pişman ol, nâdim ol, tövbe et, yanlışından dön, vazgeç, rücû et, dön gel, yine gel, geri gel.. Yeniden, tekrar oynatan, oynayan, tövbe edip özü olan içerisine doğru geriye dönen... gibi manalara gelir.

Celâ’ : Gurbete düşmek, memleketinden ayrı olmak. Şehrinden ve meskeninden çıkmak.

Îkrâ’ : Okutmak. "Oku" diye emretmek.

Âsâr : Eserler

Mollâ : Efendi, hoca, büyük kadı

Cengâver : Yiğit olan. Kahraman. İyi harbeden.

Tekbir : "Allahü ekber" demek. Allah'ın her hususta en yüksek ve en büyük olduğu ifâde etmek.

Muhkem : Sağlam, Metin, Sıkı sıkıya, Kuvvetli, Tahkim edilmiş, Sağlamlaştırılmış. ( Fık: Tefsir edilenlerden daha kuvvetli olan söz. İhtimalli olmayan söz. )

Müteşabih :  Birbirine benzeyenler. (Fık: Mânası açık olmayan âyet ve hadis. Kur'an-ı Kerim'in ve hadislerin mecazî mânalara gelen ifadeleri. "Muhkem" olmayan âyet veya hadis.) Zâhirî mânası kastedilmeyen ve teşbih ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifade.

Şifâ :  Hastalıktan iyi olma, iyileşme. Hastalıktan kurtulma.

Şefi' :  Şefaatçı. Suçların affı için yardım eden.

Kubbe-i Hadrâ : Yeşil kubbe

Cezbe : Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.

Nur : Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık / Kur'ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber / Zulmeti def eden, şule, ışık. (Bazılarınca ziya, nurdan daha sağlamdır ve daha hastır. Nur; dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki nevidir. Dünyevi olanı da iki çeşittir: Biri: Envar-ı İlâhiyeden intişar eden nurdur. Akıl ve Nur-u Kur'an gibi. İkincisi: Görmekle hissedilir ki, nurlu cisimlerden ibarettir, güneş, ay ve yıldız gibi..

Tevhidhane :  Allah'tan başka İlâh olmadığına (Lâ ilahe illallah) manevi olarak iman edilen yer. Her yerde ve her şeyde Allah'tan başkasının te'sir hâkimiyeti olmadığının manen anlaşıldığı yer.

Mukabele :  Karşılık, karşılamak. Mücadele. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek. Yüz yüze olmak. Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak.

Şerif : Şerefli, mübarek, büyük, celil, aziz olan.

Sâlik : Bir yolda giden. Belli bir yol tutup giden. Bir tarikat yolunda olan. Mânevi terakki(ilerleme) mertebelerine manevi tecrübesi muhkem(sağlam) olan bir mürşidle(kılavuz) devam eden.

Maarif :  Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. Meharet. Üstadlık. Hüner. Bûrhaneddin Muhakkîk-i Tirmiz-î’nin eserinin adı.

Bûrhân : Delil, hüccet, isbat vasıtası. Mantık; Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet. (Bir bürhan ile elde edilen netice-i tevhidi buzı insanlar isti'zam ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar. Veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hule karşı o kat'i, sahih bürhanı reddetmek üzere: "Bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu bürhan (onu) intac edemez." diye bahaneler ile kabul etmez. O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyûmu imandır. Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir. Veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahâza bürhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince bürhanlar vardır. M.N.)

Muhakkîk : Hakikatı araştırıp bulan. İç yüzüne inceliyerek vakıf olan. Hakikat âlimi. Hakikatlara hakkı ile vakıf ve ehl-i tahkik olan büyük İslâm âlimi.

Muhibban : (Muhibbin) Dostlar. Muhabbet edenler. Sevilenler. Sevgi besleyenler. Bir kimsenin taraflıları.

Makalat :  (Makale. C.) Söz ve yazılar. Bahisler. Şemseddin Tebriz-î’nin eserinin adı.

Şems :  Güneş, âfitab.

Tîgzeban :  Dili kılıç gibi olan. Tesirli söz söyleyen.

Bişnevî  : Dinleyen, işiten.

Sâlih(a) :  (Salâh. dan) İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. / Faziletli, ehl-i takva olan.

Çelebi : Osmanlı’da devletin maaş verdiği kalem ehli olan bazı mollâ ve müderrislere verilen şimdiki türkçede “Efendi” anlamına gelen ünvan. / Mevlâna Muhammed Celâ'l-ûd’ din Rûm-î(Roum-î) / Belh-î(Balkh-î) soyundan gelen takva sahibi ehl-i makam olanlara verilen ünvan.

Nesl :  Soy, sop. Zürriyet, döl, kuşak.

Dâr’us – Selâm :  Emniyet ve selâmet yeri. “Halbuki Allah Dârü's-Selâm'a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidâyet buyurur.” (Yunus, 25 ve En'âm, 127)

Hâce :  Hoca, efendi, sâhib, muallim, âile reisi.

Semâ' :  Dinlemek, kulak vermek. İşitmek. / Herkesin işitmesi istenilen güzel zikir ve sözler.


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009